Bir kurtla köpeği, bir gezegenle asteroidi, canlıyla cansızı ayırıyoruz. Peki bu ‘sınırlar’ doğanın içinde zaten var mı, yoksa dünyayı anlayabilmek için çizgileri biz mi çekiyoruz?
Bilime güvenen bir insanın komplo teorilerine inanması tuhaf görünebilir. Bir tarafta kanıt, deney, hakem değerlendirmesi ve tekrara dayanan süreç varken diğer tarafsa genellikle “herkes yanılıyor, gerçeği yalnızca ben görüyorum” iddiasından ibaret.
Bilim dünyayı ölçüyor, modelliyor ve açıklıyor. Peki ölçmeye başlamadan önce neyi “dünya” olarak kabul ediyoruz? Husserl’in fenomenolojisi, bilimin unuttuğu bu ilk karşılaşmaya geri dönmeyi öneriyor.
Antik filozoflar boşluğun mümkün olup olmadığını tartıştı; modern fizik vakumun mutlak hiçlik olmadığını gösterdi. Peki hiçbir şeyin olmadığı bir yer gerçekten mümkün mü?
Locke zihnin tabula rasa olduğunu söylemişti. Yeni araştırmalarsa yenidoğanların beyninde doğumdan önce şekillenmeye başlayan görsel yollar olduğunu söylüyor. Peki gerçek hangisi?
Türkiye'de doğrudan “Bilim Gazeteciliği” adıyla lisans, yüksek lisans ya da doktora programı bulunmuyor. Ancak bu alan üzerinde durarak tezli yüksek lisans, doktora tamamlamak mümkün. Fakat bilim gazeteciliği ya da benzer bir alanda yüksek lisans, doktora yapmak isteyenler için dünyadan örnekler var.
Bilim gazeteciliği, dışarıdan bakıldığında yeni keşifleri anlatan, uzay haberleri yazan ya da laboratuvarları gezen keyifli bir meslek gibi görünebilir. Oysa işin en önemli kısmı haber yapmaktan ziyade, doğru soruyu sorabilmek, bilimle bilim olmayanı ayırt edebilmek. Üstelik bunu, bilgi kirliliğinin çok üst düzeyde olduğu bu çağda yapabilmek oldukça güç.
Descartes düşünceyi bedenden ayırdı, fenomenoloji ise bilincin dünyaya her zaman bir bedenle açıldığını hatırlattı. Peki, bedeni denklemden çıkardığımızda geriye hala düşünebilen bir “ben” kalır mı?
Yazmak; insanların en eski çağlardan bu yana sürdürdüğü büyük bir eylem. “Eylem” diyorum çünkü yazmak, yalnızca kelimeleri yan yana dizmek değil; aslında düşünmektir bir bakıma. Tartmaktır, kararsız kalmaktır bazen. Bir cümleyi silip yeniden kurmaktır. Kendini anlamaya çalışmaktır.
Interpreta’nın ilk yazısında bilimin yalnızca laboratuvarlarda üretilen bilgilerden ibaret olmadığını, o bilginin topluma nasıl ulaştığının da en az kendisi kadar önemli olduğunu konuşmuştuk. Çünkü bilim, insanlar onu anlayabildiği, sorgulayabildiği ve gündelik hayatıyla ilişkilendirebildiği ölçüde gerçek anlamda toplumsal bir değer üretebiliyor.
Yeni bir araştırma, yapay zeka modellerinin, yüz görünümlerinden hareketle insanların yetkinliği, güvenilirliği ve suç işlemeye yatkın olup olmadığı hakkında önyargılı değerlendirmelerde bulunabildiğini ortaya çıkardı.
Belçikalı araştırmacılar, doktorların hangi tedavinin meme kanseri hastalarına daha uygun olabileceğini ön görmeye yarayan yeni bir yapay zeka sistemi geliştirdi.
Florida Uluslararası Üniversitesi (FIU) araştırmacıları, akıllı saatlerin egzersiz sırasında harcanan kalori hesaplamasını yanlış ölçtüğünü ve vücuttaki yağ oranı arttıkça hata yapma olasılığının arttığını ortaya koydu.
2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı ile Türkiye, yapay zeka farkındalığını ve nitelikli insan kaynağını artırmayı, altyapıyı güçlendirmeyi ve kamu-özel sektörde yapay zeka kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyor.