Ana SayfaYorumEditördenSıkı can iyidir! Ekranı kaydırırken neyi kaybediyoruz?

Sıkı can iyidir! Ekranı kaydırırken neyi kaybediyoruz?

Bugün birçok şey gibi can sıkıntısı da göğe çekildi. Ekranlar her boş anımızı dolduruyor. Boş zamanın içi boşalırken, ödediğimiz bedel sandığımızdan fazla olabilir.

Duramadığı için dönen bir dünyada yaşıyoruz. Sürekli bir yerlere yetişme telaşı içindeyiz. Sıkılmaya bile vaktimiz yok. Sessizliğin sesini artık duyamıyoruz.

Bundan iki sene önce, 2024’te yayınlanan bir çalışma, dijital çağda can sıkıntısının azalmak yerine biçim değiştirdiğini söylüyor. Ekranlar dikkati sürekli yeni uyaranlara çağırıyor. [1]

Dikkatimiz parça pinçik olurken, içeriklerin “bana daha çok bak” uyarımlarını uysallıkla alıp kabul ediyoruz. Ekranlar deniz suyu oluyor. İçtikçe susuyor, susadıkça daha çok içiyoruz. 

Aynı yıl bin 200’den fazla kişiyle yapılan bir çalışma, video kaydırmanın can sıkıntısını azaltmayıp bilakis artırdığını gösteriyor. İnsanlar, kaydırdıkları her videoda “daha fazlası var” tuzağına düşerken, izlediklerinden aldıkları tatmin duygusu ise azalıyor.[2]

Bizi Cennet’ten eden “daha” zaafiyetimize yakalanıyoruz. Can sıkıntımızı azaltacak diye peşine düştüğümüz daha fazla seçenek, elimizdekini de fark etmeden yitirmemize neden oluyor.   

Halbuki can sıkıntısı candır. 

Sosyal medyanın küresel ölçekte olgunluk dönemine girdiği 2014’te yapılan bir araştırma, can sıkıntısının yaratıcılığı beklenmedik biçimde besleyebileceğini gösteriyordu. Sıkıcı bir görevin ardından katılımcılar, daha yaratıcı fikirler üretebildi. [3] 

2025’teki başka bir çalışma yaratıcılık ile can sıkıntısı ilişkisinin bağlama bağlı olduğunu hatırlatıyor. Araştırma, yaratıcılığın kişinin ne kadar zorlandığına, neyle meşgul olduğuna ve o boşluğu nasıl kullandığına göre değiştiğini gösteriyor. [4]

“Şeytan azapta gerek” mi denir bilinmez ama zihin tam da o rahatsız edici eşikte kendine yeni bir çıkış yolu arıyor. Yaratıcılık bazen o yol arayışının eş anlamlısı olabiliyor. 

Canımız sıkılırken canın derdi oluyor. Derdi olan dermanın peşine düşüyor. Uyutulan uyanıyor, arayan buluyor. 

Yine geçen yıl yayınlanan bir nörobilim çalışması, can sıkıntısının beyinde kendine özgü bağlantı örüntüleriyle ilişkili olduğunu ve bunun artan içsel işlemeye işaret edebileceğini gösteriyor. [5]

Biz duruyoruz lakin zihin koşuyor. Hatıraları karıştırıyor, ihtimalleri yokluyor, ertelenmiş düşünceleri geri çağırıyor. Zamanın zincirlerinden bağımsız zihin özetleme yaparken, geride bıraktığı enerjileri yaratıcılığın öz sermayesine aktarabiliyor. 

Ta ki bildirimlerin o Pavlovcu sesine kadar.

Perçemlerimizden tutup dijital dünyaya geri döndüren o ses, bizi içsel sessizliğimizden de ayırır.

O an aslında düşüncelerin sustuğu, iç konuşmanın askıya alındığı, dünyanın alışıldık biçimiyle akmayı bıraktığı bir eşiktir.

Dünyanın durduğu andır. 

Telefonlar titrerken, ekranlar yanarken biz o eşikte son treni kaçırmış yolcular gibi bekleşip duruyoruz. 

Can sıkıntımızla beraber, eşiğin ötesindeki alemleri de kaybediyoruz. 

Kaynaklar:

1-https://www.nature.com/articles/s44271-024-00155-9

2-https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39158465/

3-https://knowledge.lancashire.ac.uk/id/eprint/22263/1/22263%20Does%2520being%2520bored%2520make%2520us%2520more%2520creativeV2.pdf

4-https://www.mdpi.com/2227-7102/15/3/330

5-https://www.nature.com/articles/s41598-025-19245-7

Son İçerikler