Ay’a artık sadece şairler bakmıyor. Uzay ajansları, şirketler, hukukçular, yatırımcılar, mühendisler ve maden şirketleri de bakıyor. Ay’a gitme yarışı dünde kaldı, bugün Ay için bir şeyler söylemek lazım.
Sosyal medya “sen de yapabilirsin” vaadiyle herkesi sahneye çağırdı. Sahne büyüdükçe seyirci belirsizleşti. Söz performansa, görünürlük yorgunluğa dönüştü. Bugün insanlar daha çok görünmenin değil; daha az göz, daha çok bağlam ve kontrollü aidiyetin peşinde.
Astronomi, insanlık tarihinin belki de en eski merakı. Astronomlar artık kralların falına bakmıyor. Bugün gökbilim, mühendislikten büyük veri işlemeye uzanan bilimsel ekosistemiyle ülkelerin geleceğini şekillendiriyor.
Kuantum artık yalnızca fizikçilerin konusu değil. Güvenliğin, sanayi politikasının ve teknolojik egemenliğin yeni cephesi. Dünya bu alanda hızla mevzi kazanırken, Türkiye’nin de kendi “Kuantum Vatanını” kuracak ve koruyacak stratejik aklı üretmesi gerekiyor.
Fizik, matematik gibi temel bilimlerde bilgi üretimi dünyada yavaşlıyor. Türkiye’de tablo daha kırılgan. Kuramsal bilgi üretimine bugün ayrılmayan kaynak, yarın yerli endüstrilere lisans ve fikri mülkiyet faturası olarak çıkıyor.
Bizler, ekseri abur cubur dolu bir süpermarkette, pek de işlek olmayan bir köşedeki tadım standı gibiyiz. Ezkaza yolu düşenlere, “Bakın, bu tatlar da var,” diyoruz, “zihninizi besleyecek, yeni ufuklar açacak tatlar…”
Konya’da Selçuk Üniversitesi öğrencileri, NASA’nın Mars keşif araçlarında kullandığı “Rocker-Bogie” mekanizmasını örnek alarak insansız kara aracı geliştirdi.