Bir kurtla köpeği, bir gezegenle asteroidi, canlıyla cansızı ayırıyoruz. Peki bu ‘sınırlar’ doğanın içinde zaten var mı, yoksa dünyayı anlayabilmek için çizgileri biz mi çekiyoruz?
Bilime güvenen bir insanın komplo teorilerine inanması tuhaf görünebilir. Bir tarafta kanıt, deney, hakem değerlendirmesi ve tekrara dayanan süreç varken diğer tarafsa genellikle “herkes yanılıyor, gerçeği yalnızca ben görüyorum” iddiasından ibaret.
Bilim dünyayı ölçüyor, modelliyor ve açıklıyor. Peki ölçmeye başlamadan önce neyi “dünya” olarak kabul ediyoruz? Husserl’in fenomenolojisi, bilimin unuttuğu bu ilk karşılaşmaya geri dönmeyi öneriyor.
Antik filozoflar boşluğun mümkün olup olmadığını tartıştı; modern fizik vakumun mutlak hiçlik olmadığını gösterdi. Peki hiçbir şeyin olmadığı bir yer gerçekten mümkün mü?
Locke zihnin tabula rasa olduğunu söylemişti. Yeni araştırmalarsa yenidoğanların beyninde doğumdan önce şekillenmeye başlayan görsel yollar olduğunu söylüyor. Peki gerçek hangisi?
Duyguları çoğu zaman kalbimizin hızlanması, boğazımızın düğümlenmesi ya da içimize çöken bir ağırlık gibi düşünürüz. Oysa duygular dünyanın bize nasıl göründüğünü değiştirir.
Bugün hiç olmadığı kadar ulaşılabilir durumdayız. Buna rağmen WHO’ya göre yalnızlık hızla yayılan küresel bir sorun. Sineğin yağının peşine düşenler, bu çağda yalnızlığımızı da şişeleyip satmanın yollarını arıyor.
“Kime inanacağımızı şaşırdık” diyor insanlar haliyle. Bilim insanları mı bir yerde hata yapıyor, yoksa biz haberciler mi bilimin nasıl işlediğini anlatmakta başarısız oluyoruz?
Üniversite okumak için ayrıldığınız evdeki odanızı düşünün.
Duvarlardaki posterler sökülmüş, çalışma masası kaldırılmış, yatağınız başka bir yere taşınmış... Oda artık çamaşırların kurutulduğu, ütü masasının açıldığı...
Bugün birçok şey gibi can sıkıntısı da göğe çekildi. Ekranlar her boş anımızı dolduruyor. Boş zamanın içi boşalırken, ödediğimiz bedel sandığımızdan fazla olabilir.
Theseus’un gemisinden protez organlara, nakil organlardan avatarlara uzanan çizgide beden, derimizle çevrili sabit bir bütünlük olmaktan çıkar. Parçaları değişen bir beden ne zaman “benim” olur?
Yeni bir araştırma, yapay zeka modellerinin, yüz görünümlerinden hareketle insanların yetkinliği, güvenilirliği ve suç işlemeye yatkın olup olmadığı hakkında önyargılı değerlendirmelerde bulunabildiğini ortaya çıkardı.
Belçikalı araştırmacılar, doktorların hangi tedavinin meme kanseri hastalarına daha uygun olabileceğini ön görmeye yarayan yeni bir yapay zeka sistemi geliştirdi.
Florida Uluslararası Üniversitesi (FIU) araştırmacıları, akıllı saatlerin egzersiz sırasında harcanan kalori hesaplamasını yanlış ölçtüğünü ve vücuttaki yağ oranı arttıkça hata yapma olasılığının arttığını ortaya koydu.
2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı ile Türkiye, yapay zeka farkındalığını ve nitelikli insan kaynağını artırmayı, altyapıyı güçlendirmeyi ve kamu-özel sektörde yapay zeka kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyor.