Ana SayfaYorumKöşe Yazıları“Ben de bilim gazetecisi olmak istiyorum” 

“Ben de bilim gazetecisi olmak istiyorum” 

Bilim gazeteciliği, dışarıdan bakıldığında yeni keşifleri anlatan, uzay haberleri yazan ya da laboratuvarları gezen keyifli bir meslek gibi görünebilir. Oysa işin en önemli kısmı haber yapmaktan ziyade, doğru soruyu sorabilmek, bilimle bilim olmayanı ayırt edebilmek. Üstelik bunu, bilgi kirliliğinin çok üst düzeyde olduğu bu çağda yapabilmek oldukça güç. 

Üniversite tercih döneminde birçok genç, iletişim fakültelerini araştırıyor. Aralarında belki de geleceğin bilim gazetecileri de var. Eğer bilim gazetecisi olmayı hayal ediyorsanız, size ilk tavsiyem şu olur; önce merak etmeyi öğrenin. Soru sormaktan çekinmeyin. “Bu soru çok mu saçma acaba”, “ya rezil olursam” diye kaygı yaşamayın. Sizin bilmediğiniz bir şeyi, emin olun nice insanlar da bilmiyordur. 

İyi bir bilim gazetecisi her şeyi bilen kişi değildir zaten. Bilmediğini kabul eden ve öğrenmekten vazgeçmeyen kişidir. Bir araştırma makalesini okurken anlamadığı kavramı araştırmaktan çekinmez. Bilim insanlarıyla röportaj yaparken “Bunu biraz daha basit anlatabilir misiniz?” demekten utanmaz. Çünkü amacı, kendisi için değil, toplum için anlamaktır. Kendi anlamadığı bir şeyi topluma nasıl aktaracak ki? 

Diğer yandan şunu da itiraf etmekten kendimi alıkoyamam. Eğer bilim gazetecisi olmak istiyorsanız, güçlü bir fen bilimleri altyapısı büyük bir avantaj sağlayacak. Fizik, kimya, biyoloji ya da matematik gibi. Hepsini akademik düzeyde bilemeseniz bile temel kavramlara hakim olmak, haberin özünü doğru anlamanızı sağlar. Hatta geriye dönüp baktığımda keşke iletişim fakültesini bitirdikten sonra temel bilimlerde bir alanda (mesela biyolojiyi seviyorum) lisans eğitimi görseydim diyorum. Ama yaş 30, bazı şeyler için hala genç, bazı şeyler için biraz geç. 

Peki, bu ne işime yarayacak ki diyecek olursanız? Bir gen düzenleme çalışmasının neden önemli olduğunu, yeni geliştirilen bir bataryanın gerçekten fark yaratıp yaratmayacağını ya da yeni bir astronomi keşfinin neden ses getirdiğini daha doğru değerlendirmenize yardımcı olur. 

Çünkü bilim gazeteciliği, basın bültenini Türkçeye çevirmekten ibaret değil, olmamalı. Bilimsel çalışmayı okumak, yöntemini anlamak, eksiklerini görmek, araştırmacıya doğru soruları yöneltmek ve en önemlisi elde edilen sonucu abartmadan kamuoyuna aktarabilmek gerekiyor. 

Bu yüzden de araştırma makaleleri okumaya erken yaşta başlayabilirsiniz. İlk başta zor gelebilir, zira akademik dil karmaşık, çok fazla terimlere boğulmuş ve ağır gelebilir. Ama zamanla hangi bilginin gerçekten önemli olduğunu, hangi sonucun temkinli yorumlanması gerektiğini ayırt etmeye başlarsınız. Bilim haberciliğinin en değerli becerilerinden biri de bu. 

İngilizce de bilim gazeteciliğinin vazgeçilmez parçalarından biri. Dünyadaki önemli bilimsel çalışmaların büyük bölümü önce İngilizce yayımlanıyor. Bir keşfi başkalarının yorumundan değil, doğrudan kaynağından okuyabilmek size büyük bir avantaj sağlar. Yani İngilizce sadece bir yabancı dil değil, bilgiye ulaşmanın anahtarı. 

Elbette fen bilimlerinde temel seviye de olsa bilgi sahibi olmak, İngilizce bilmek büyük avantaj, hatta olmazsa olmazı bu işin. Ama en önemli noktalardan biri iyi yazabilmek. Bu işin felsefesi, “ne anlattığın değil karşındakinin ne anladığı önemli” sözünde yatıyor. En karmaşık araştırmayı bile herkesin anlayabileceği kadar sade anlatabilmek, bilim gazetecisinin sorumluluğu. Terimlere boğulmuş, makaleden farkı olmayan bir metne iyi bir bilim haberi diyemeyiz. İnsanların anlayabileceği, merak uyandıran ancak aynı zamanda bilimsel bilgi ağırlıklı bir metin olabilir “iyi bir haber”. 

Bir diğer önemli nokta ise eleştirel düşünebilmek. Her yeni çalışma “devrim yaratmaz”, kesin doğruluk taşımaz. Zaten bilimde kesinlikler pek olmaz. Bir teoriyi güçlendiren kanıtlar, bulgular olur ya da bir tedavi yöntemini bir üst basamağa taşıyan gelişmeler olur. Bilim gazetecisi, “mucize tedavi bulundu”, “bilim insanları kanseri bitirdi”, “gençlik iksiri” gibi sansasyonel başlıklara kapılmadan elde edilen bulguların gücünü değerlendirmeli. 

Bugün sosyal medyada bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay ama doğru bilgiyi ayırt etmek de bir o kadar zorluyor. Yapay zeka araçları, içerik platformları ve hız odaklı dijital medya çağında bilim gazetecisi “güvenilirliğiyle” tanınmalı. Bir haberi ilk yayınlayandan ziyade, doğru ve eksiksiz yayınlayan kişi olmak uzun vadede daha faydalı olacaktır. 

Bir de şunu unutmamak gerekiyor; bilim gazeteciliği her ne kadar yoğun gündemi olan bir alan gibi görünmese de aslında diğer gazetecilik alanlarından farklı değil. Yani bu işi sadece bir meslek olarak göremezsiniz. Sürekli öğrenmeyi, okumayı, mesai saatleri dışında da araştırmayı, takipte kalmayı kabul etmeniz, hatta bunu canıgönülden yapmanız gerekiyor. Çünkü bir haberi yazarken arkaplanını bilebilmek avantaj sağlar; “geçtiğimiz hafta da benzer bir ameliyat yapılmıştı” diyebilmek, bir bilim hafızası oluşturabilmek, bilim haberlerinizi yazarken nitelik bakımından zenginleştirir. 

Velhasılıkelam, eğer dünyayı anlama isteğiniz varsa, “neden” ve “nasıl” soruları içinizi hep kemiriyorsa “karmaşık” gelen bilgileri insanların hayatına dokunacak hikayelere dönüştürmek sizin de elinizde olabilir. 

Bir sonraki Interpreta yazısında, bilim gazeteciliği üzerine akademik eğitimlerden bahsedeceğim. 

Hilal Bardakcı 

Son İçerikler