Ana SayfaYorumKöşe YazılarıDüşünmeyi de kaybedersek? 

Düşünmeyi de kaybedersek? 

Yazmak; insanların en eski çağlardan bu yana sürdürdüğü büyük bir eylem. “Eylem” diyorum çünkü yazmak, yalnızca kelimeleri yan yana dizmek değil; aslında düşünmektir bir bakıma. Tartmaktır, kararsız kalmaktır bazen. Bir cümleyi silip yeniden kurmaktır. Kendini anlamaya çalışmaktır.

Yaklaşık beş bin yıl önce Sümerler, kil tabletlerin üzerine ilk işaretleri kazırken muhtemelen bunun insanlık tarihini değiştireceğini bilmiyordu. Yazı; bilgiyi saklamanın, aktarmanın ve medeniyet kurmanın en güçlü araçlarından biri haline geldi. Gelgelelim, bugün başka bir kırılma noktasındayız.

Artık insanlar yalnızca makalelerini, raporlarını ya da ödevlerini değil; doğum günü mesajlarını, LinkedIn paylaşımlarını, X hesaplarındaki tamamen kişisel bir düşüncesini hatta Instagram’daki en sıradan fotoğrafının altına yazacağı açıklamayı bile, yani birkaç satırlık düşünceyi yapay zekaya yazdırıyor. Kendini yazmaktan ve düşünmekten alıkoyuyor. 

İtiraf edelim.

Bir sosyal medya paylaşımı hazırlamak için dakikalarca düşündüğümüz zamanlar geride kalıyor. Çünkü birkaç saniye içinde bize onlarca alternatif sunan algoritmalar var artık. 

Ama mesele sadece zaman kazanmaktan ibaret değil. 

Belki de farkında olmadan düşünme yükünü de devrediyoruz. 

MIT’de yürütülen ve 2025’te yayınlanan deneysel bir çalışma, üretken yapay zeka kullanılarak yazılan metinlerin kısa vadede daha akıcı ve daha kaliteli göründüğünü ortaya koydu. Ancak aynı araştırma, katılımcıların yazdıkları metni sahiplenme duygusunun azaldığını ve metnin içeriğini daha zor hatırladıklarını da gösterdi. Araştırmacılar bunu “bilişsel dış kaynak kullanımı” olarak tanımlıyor. Yani zihnin yapması gereken bazı işlemleri dışarıdaki bir sisteme bırakması. 

Aslında bu yeni bir kavram değil.

Psikolojide buna “cognitive offloading” (bilişsel yükü azaltma) deniyor. Hafızamızı telefona emanet ettiğimizde, yol tarifini navigasyona bıraktığımızda ya da basit hesapları sürekli hesap makinesine yaptırdığımızda da benzer şeyler yaşanıyor. 

Araştırmalar, bu tür araçların hayatı kolaylaştırdığını ancak bir yandan da ilgili zihinsel becerilerin daha az kullanılmasına yol açabildiğini ileri sürüyor.

Şimdi aynısı yazı yazmak için de geçerli.

Çünkü yazmak yalnızca ortaya çıkan metin değil. Yazmak, bir bakıma yazının kendisine ulaşana kadar geçen düşünme sürecidir.  

Bir tweet yazarken bile aslında küçük bir muhakeme yürütürüz. Ne söylemek istiyorum? Nasıl anlatabilirim? Yanlış anlaşılır mı? Daha iyi bir kelime var mı?

Bütün bunlar beynin çalışmasını sağlar. 

Yapay zeka ise bize çoğu zaman son ürünü veriyor; oldukça başarılı bir son ürün kabul ediyorum. 

İşte burada ince bir çizgi beliriyor; yapay zekayı kullanmak başka, yerine düşünmesini istemek başka.

Dil bilgisi hatalarını düzelttirtmek ya da bilmediğimiz bir dildeki haberin çevirisini yaptırtmak son derece makul kullanım alanları olabilir. 

Ancak kendi fikrimizi ifade edeceğimiz bir sosyal medya paylaşımını bile tamamen yapay zekanın oluşturmasına izin verdiğimizde farklı bir noktaya geliyoruz. 

Çünkü artık sadece cümle kurmuyor, bizim yerimize düşünmüş oluyor yapay zeka. 

İşin ilginç tarafı, yapay zeka modelleri de cümle kurmayı, yazmayı internette bulunan milyarlarca cümleden öğreniyor. Bu yüzden ürettikleri metinler çoğunlukla “ortalama bir insanın beğeneceği” şekilde yazılıyor. Akıcı, dengeli oluyor. 

Belki de bu yüzden sosyal medyada giderek birbirine benzeyen paylaşımlar görüyoruz.

Herkes dosdoğru yazıyor. Ne bir imla hatası, ne bir devrik cümle. 

Ama kendileri gibi olamıyorlar. 

Oysa yazmak bazen de bir kusur bırakmaktır ardımızda… 

Hilal Bardakcı 

Son İçerikler