Yaşlanmayla birlikte beyinde görülen doğal küçülme süreci, kadınlarda menopoza geçiş döneminde geçici olarak duruyor. Nature Communications dergisinde 8 Eylül’de yayımlanan yeni bir çalışma, kadın beyninin ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi üç büyük hormonal geçiş döneminde nasıl değiştiğini karşılaştırmalı olarak inceleyen ilk uzun soluklu araştırma olma özelliği taşıyor.
Araştırmacılar, beynin kıvrımlı dış yüzeyini oluşturan korteksteki “gri madde” hacmine odaklandı. Önceki çalışmalar, gri madde hacminin hem ergenlik hem de hamilelik döneminde belirgin şekilde azaldığını, bunun da sinir devrelerinin bir tür “ince ayar”ından kaynaklandığını gösteriyordu. Yetişkinlik boyunca da yaşlanmanın doğal bir parçası olarak kademeli bir gri madde kaybı yaşanıyor.
Araştırmanın ortak yazarlarından, Amsterdam Üniversitesi Tıp Merkezi’nde psikiyatri alanında doktora öğrencisi olan Sophie van’t Hof’a göre asıl dikkat çekici bulgu, menopoza yaklaşan kadınlarda bu kademeli kaybın bir süreliğine duraklamasıydı.
Ergenlik ve hamilelikte gri madde kaybı
Araştırmacılar, İngiltere merkezli 500 bin yetişkinin sağlık verilerini içeren UK Biobank veri tabanından menopozla ilgili MRI taramalarını kullandı. Ergenlik ve hamilelikle ilgili veriler ise Hollanda’daki Leiden Üniversitesinin derlediği beyin tarama veri setlerinden alındı. Toplamda üç yaşam evresinden bin 95 beyin taraması analiz edildi; her katılımcının beyni iki farklı zaman noktasında incelenerek değişim hem kişisel hem de grup bazında karşılaştırıldı.
En genç grup, henüz adet görmemiş, yeni adet görmeye başlamış ve ortalama 19 aydır adet gören katılımcılardan oluşuyordu. Hamilelik grubunda ilk kez hamile kalan 40, ikinci kez hamile kalan 30 kadın ile karşılaştırma amacıyla hiç hamile kalmamış 40 kadın yer aldı.
Önceki araştırmalarla uyumlu şekilde, hem ergenliğe giren kızlarda hem de hamile kadınlarda gri madde kaybı gözlendi. Ancak bilim insanları bu kaybı olumsuz bir gelişme olarak görmüyor. Van’t Hof, bu durumu “sinirsel ince ayar” olarak nitelendirdiklerini ve bunu olumlu bir süreç olarak değerlendirdiklerini belirtti.
Ergenlikteki gri madde kaybının beynin yetişkinliğe geçiş sürecinin normal bir parçası olduğu düşünülüyor. Hamilelikteki işlevi ise henüz tam olarak anlaşılmış değil. Van’t Hof, bugüne kadarki bulguların bu kaybı doğum sonrası bazı kadınların yaşadığı unutkanlık ve zihin bulanıklığıyla (“anne beyni”) ilişkilendirmediğini şu sözlerle vurguladı: “Bunun nörobiyolojik bir temeli olmadığını söylemiyorum ama şu ana kadar böyle bir temel bulamadık. Önemli olan şu ki, gri madde azalması bilişsel şikayetlerle eş değer değil.”
Menopozda beklenmedik bir istikrar
Çalışmaya, araştırma süresince menopoza giren 120 kadın dahil edildi. İlk ölçüm noktasında bu kadınlar henüz tam bir yıl adet görmemiş durumda değildi; yaklaşık 3,5 yıl sonraki ikinci ölçümde ise menopoza girmişlerdi (menopoz, son adetin üzerinden tam bir yıl geçmesiyle tanımlanıyor). Bu grup, henüz son adetini görmemiş yaklaşık 50 kadın (ortalama yaş 51) ile son adetini çoktan görmüş 670’ten fazla kadınla (ortalama yaş 55,5) karşılaştırıldı.
Menopoza geçişin son evresi olan geç perimenopoz döneminde, gri maddedeki kademeli azalma duraklıyor; menopoz sonrasında ise bu azalma yeniden başlıyor. Duraklamanın tam zamanlaması kadından kadına değişse de, bu örüntü grup genelinde tutarlı biçimde gözlemlendi.
Araştırmaya dahil olmayan ve California Üniversitesi Santa Barbara kampüsü bünyesindeki Ann S. Bowers Kadın Beyin Sağlığı Girişimi’nde anne sağlığından sorumlu bilimsel direktör Magdalena Martínez-García, çalışmanın en çarpıcı bulgusunun, menopoza giriş ve çıkış sürecinde yaşa bağlı beyin hacmi kaybının yavaşlaması olduğunu, bunun premenopoz ve postmenopoz dönemlerine kıyasla dikkat çekici bir fark oluşturduğunu belirtti.
Hormon replasman tedavisi kullanımı ya da doğum sayısı gibi etkenlerin sonuçlar üzerinde ölçülebilir bir etkisi bulunmadı.
Beyin sisi gizemini koruyor
Van’t Hof, menopoz öncesi, sırası ve sonrasında beyin sisi şikayetlerinin yaygın olduğunu, bunun hormon düzeylerindeki düşüş ve uyku bozukluklarıyla ilişkilendirilebileceğini söyledi. Ancak bu şikayetlerin nörolojik bir temeli olup olmadığı konusunda henüz kesin bir bilgi yok; zira bu, konuyu inceleyen ilk çalışma niteliğinde.
Hem Martínez-García hem de van’t Hof, diğer araştırmacıların bu bulguları temel alarak kadın nörobiyolojisinin yaşamın her evresindeki dinamiklerini daha derinlemesine incelemesini umduklarını dile getirdi.
Kaynak: Nature Communications

