Ana SayfaYorumEditördenAlgoritmik dadılar: Çocuklarımızı artık kim büyütüyor?

Algoritmik dadılar: Çocuklarımızı artık kim büyütüyor?

Bir zamanlar çocukları aile, okul ve mahalle büyütürdü. Artık çocukların merakını, korkusunu, arzusunu ve dikkat süresini algoritmalar şekillendiriyor. Türkiye ve dünyada yaş sınırı tartışılırken, yeni neslin tanıdığı dünya ile bizimki giderek birbirinden kopuyor.

Çocuklarımız, uzun süre, 2000’lere kadar biz yetişkinlerin seçtiği bir köyde büyüdü. Hangi kitabın okunacağına, hangi filmin izleneceğine, hangi arkadaş çevresine girileceğine büyük ölçüde aileler, öğretmenler ve sosyal çevre karar verdi. 

Bugün artık çocuklar görünmez başka bir köyde büyüyor. O köyün adı algoritma.

Michigan Üniversitesi araştırmacılarının 2024 yılında yayımladığı çalışma, video platformlarının çocuklara hangi içerikleri önerdiğini inceledi. Çalışma, platformların çocukların ne izlediklerini takip etmekle yetinmediğini ortaya koydu. Platformlar, çocukların bir videoda ne kadar durduğunu, hangisini tekrar izlediğini, ne kadar hızlı geçtiğini ve hangi içeriklerle etkileşime girdiğini de izliyor.

Yani çocuklar sadece içerik tüketmiyor,  aynı zamanda platformlar için davranış verisi de üretiyor.

Bu veriler çoğu zaman çocukları daha iyi anlamak için değil, dikkatlerini içerde daha uzun süre tutmak için kullanılıyor. 

İşte dikkat ekonomisi denen şey tam da bu. Ne daha çok izletiyorsa, ne daha çok kaydırmayı durduruyorsa, ne daha çok tepki alıyorsa o video öne çıkıyor.

JAMA Network Open’da yayımlanan son çalışmalar, ekran karşısında geçirilen sürenin tek başına yeterli bir gösterge olmadığını ortaya koyuyor. Çocuğun karşısına hangi içeriklerin çıktığı ve bu içeriklerin nasıl seçildiği daha önemli hale geliyor.

Ve bu, çocukluğun en temel süreçlerinden birini değiştiriyor. Sosyalleşmeyi.

Tarihsel olarak çocukların dünyası aileden okula, okuldan arkadaş çevresine doğru genişledi. Bugün denklem bazı durumlarda tersine dönüyor. Algoritmalar önce ilgi alanlarını belirliyor, sonra benzer içeriklerle karşılaşan çocukları aynı dijital toplulukların içine taşıyor. Sosyalleşme giderek daha sık algoritmadan arkadaşlara, arkadaşlardan aileye doğru evriliyor.

Araştırmacıların “algoritmik sosyalleşme” diye adlandırdığı süreç, çocuğun neye güleceğini, neye öfkeleneceğini, hangi konulara ilgi duyacağını ve kimi örnek alacağını etkileyebiliyor. Bu, yalnızca çocukların boş zamanını değil, kimlik oluşumunu da şekillendiriyor.

OECD’nin 2025 yılında yayımladığı “How’s Life for Children in the Digital Age?” raporu, dijital platformların özellikle ergenlik dönemindeki çocuklar üzerinde belirgin etkiler yaratabileceğini vurguluyor. Rapora göre sosyal medya ve öneri sistemleri; beden algısı, özsaygı ve başarı beklentileri üzerinde etkili olabiliyor. Kız çocuklarında görünüm ve beden algısı, erkek çocuklarında başarı, güç ve statü algısı çevrimiçi içeriklerden daha yoğun biçimde etkilenebiliyor.

Çocukların duygusal dünyaları da bu akıştan etkileniyor. Çocuklar dünyayı olduğundan daha tehlikeli, daha kutuplaşmış ve gri alanları olmayan bir yer gibi algılayabiliyor. Algoritmalar çoğu zaman en sakin, en dengeli ya da en öğretici içeriği göstermiyor. Daha çok tepki üreten içeriği öne çıkarıyor. Şaşırtan, korkutan, öfkelendiren ya da heyecanlandıran içerikler daha fazla etkileşim aldığında daha görünür hale geliyor. 

Ve parasosyal ilişkiler. Çocuklar artık yalnızca arkadaşlarıyla değil, yayıncılarla, influencerlarla, oyun karakterleriyle ve giderek artan biçimde yapay zeka karakterleriyle de bağ kuruyor. Bu kişiler ya da figürler çocuğu tanımıyor ama çocuk onları tanıdığını ve onlarla ilişki kurduğunu zannedebiliyor. 

Türkiye’de 15 yaş altı sosyal medya düzenlemesi ve dünyadaki yaş doğrulama girişimleri elbette önemli. Ancak yaş sınırları çocukları korumaya yetmiyor. UNICEF’in de vurguladığı gibi çocuğun karşısına çıkan dijital ortamın nasıl tasarlandığı, platformların neyi ödüllendirdiği ve öneri sistemlerinin hangi mantıkla çalıştığı da tartışılmalı.

Dijital okuryazarlık artık “internette doğru bilgi nasıl bulunur?” sorusundan ibaret olamaz. Çocuklara öneri sistemlerinin nasıl çalıştığını, dikkatlerinin nasıl ölçüldüğünü ve içeriklerin neden karşılarına çıktığını anlatmak gerekiyor. Ailelerin, okulların ve kamunun da platformlardan daha fazla şeffaflık ve çocuk yararına tasarım talep etmesi gerekiyor.

Artık ekranın çocukla ne yaptığı, çocuğun ekran başında ne yaptığından çok ama çok daha önemli bir noktaya ulaşıyor.

Çocukları korumak için elbette yaş sınırı konulmalı. Ancak yasaklar tek başına çözüm değil. Elbette çocuklarımıza interneti, teknolojiyle yaşamayı öğretmeliyiz. Bugün artık bu yeterli değil. Çocuklara algoritmalarla yaşamayı da öğretmek gerekiyor. 

Geleceğin en önemli eğitim meselelerinden biri matematik ya da yabancı dil öğretmek kadar çocukların dikkatini kimin yönettiğini anlayabilmek olacak.

Kaynaklar:

https://jamanetwork.com/journals/jamanetworkopen/fullarticle/2819134

https://jamanetwork.com/journals/jamanetworkopen/fullarticle/2825340

https://www.oecd.org/en/publications/how-s-life-for-children-in-the-digital-age_0854b900-en.html

https://www.unicef.org/innocenti/reports/best-interests-child-relation-digital-environment

Son İçerikler