Kronik böbrek hastalığı (KBH), böbreklerin süzme işlevini ve yapısal bütünlüğünü üç aydan uzun süre kalıcı olarak kaybetmesi durumu olarak biliniyor. Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kronik böbrek hastası bulunurken, Avrupa’da yaklaşık 100 milyon insanın KBH’ye sahip olduğu ve Avrupa Kardiyoloji Derneği ile Avrupa Böbrek Birliği’nin iş birliği içinde yayınladığı yeni kılavuza göre hepsinin kardiyovasküler hastalıklara yakalanma riski altında oldukları tahmin ediliyor.
Kronik böbrek hastalığının; koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, kalp ritim bozukluğu, inme, periferik arter hastalığı ve ani kardiyak ölüm olmak üzere birçok kardiyovasküler hastalıkla ilişkili olabileceği söyleniyor. Araştırmacılar, kronik böbrek hastalığının kalp hastalıklarını (ya da tam tersini) tetikleyebileceğini belirtti. Ancak son yıllarda büyük ilerlemeler olduğu, bunun da artık hem kardiyovasküler hem de böbrek hastalıklarında riskleri azaltabilecek birkaç önemli tedaviyi gerektirdiğini söyledi.
Oxford Üniversitesinden Görev Gücü Başkanı Doçent William Herrrington, “Kronik böbrek hastalığına sahip birçok hasta kardiyologlar tarafından tedavi ediliyor ve yeni kılavuzlar kalp hastalıklarına sahip hastalarda böbrek işleyişi ve idrar albümin testi kullanımını artırmayı amaçlamaktadır. Geliştirilmiş tarama ile daha fazla risk altındaki hastalar teşhis edilebilir ve hem KBH hem de KVD için uygun tedaviler reçete edilebilir.” dedi.
Kalp ve böbrek birlikte değerlendirilmeli
Görev Gücü, kardiyovasküler hastalıklar ile kronik böbrek hastalığı tedavisinde erken tanı ve koordineli tedaviyi sağlamak için geliştirilen bir rehberlik çerçevesi olan “STAMP on CKD” adlı yöntemi geliştirdi. İlk adım, kardiyovasküler hastalık tanısı konulan tüm hastaların kan ve idrar testleriyle kronik böbrek hastalığı açısından taranması oldu. Böylece, kandaki kreatinin düzeyinden tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) ve idrardaki albümin/kreatinin oranı değerlendirildi. Hastaların önceliklendirilmesinde, KBH ve KVD riskinin, böbreklerin çalışma durumunu da göz önünde bulunduran güvenilir risk hesaplama yöntemleriyle doğru şekilde ele alınmasının önemli olduğu vurgulandı.
Riskin ele alınması, KBH’nin ilerlemesini yavaşlattığı ve kalp-damar hastalıklarına bağlı olayların görülme riskini azalttığını kanıtladı ve maliyet açısından da etkili tedavilerin erken dönemde başlaması gerektiği belirtildi. Doçent Doktor Damman, “RAS inhibitörleri ve SGLT2 tedavisiyle birlikte erken dönemde kullanılması özellikle önemli ve etkili.” açıklamasında bulundu.
Son olarak, sağlık hizmetlerinin uygun çalışması durumunda, yüksek riskli hastaların teşhisi ve kardiyolog ve nefrologlara zamanında erişim sağlanabilmesiyle tedavilerin olumlu yönde gidebileceği düşünülüyor.
Herrington, “Sağlık hizmetlilerinin uygun planlanmasının yüksek riskli bazı hastaların önceliklerinin karşılanmasını sağlamaya, deneyimlerini geliştirmeye ve hasta merkezli bakımı teşvik etmeye yardımcı olur.” diyerek sözlerini noktaladı.
Kaynak: ESC Cardio

