Alice Vinet ve Denis Guilbeau tarafından gerçekleştirilen çalışmada, Neolitik dönemde sadece Orta Anadolu’ya özgü olan ve 9500 yıl öncesine tarihlenen, üzerinde kasıtlı çizgiler bulunan obsidyen ok uçlarını inceliyor.
Bu çizikli ok uçları hakkında ilk kapsamlı çalışma 1988 yılında Kay Ataman isimli bir araştırmacı tarafından yapılmıştı. Ancak o günden bugüne kadar bu ok uçları laboratuvar ortamında incelenememişti. Dolayısıyla üzerinde geometrik çizgiler bulunan bu obsidyen ok uçlarının nasıl ve hangi araçlarla yapıldığı, avlanırken mi yoksa sadece törensel süsler olduğu mu anlaşılmamıştı. Oldukça sert bir malzeme olan volkan camının (obsidyen) üzerine bu desenlerin nasıl yapıldığı ve bu uçların ne amaçla kullanıldığını ortaya çıkarmak isteyen araştırmacılar, bir dizi yöntem kullandı.
Tepecik-Çiftlik’te keşfedilen 11 yeni örnek bu amaçlarla incelemeye alındı. Ok uçlarının hammadde kökenini belirlemek için, obsidyenin rengi, saydamlığı ve içindeki kalıntıların yapısı gibi çıplak gözle görülebilen kriterleri temel alan makroskobik karakterizasyon yöntemi kullanıldı. Analizlerde ok uçları üzerindeki düzelti (rötuş) ve yontma izleri incelenirken; kullanım aşaması ve çizgilerin niteliğini saptamak amacıyla düşük büyütmeli stereomikroskopla düşük açışlı ışıklandırma altında mikroskop incelemeleri gerçekleştirildi.
Çizikler çakmak taşıyla atılmış olabilir
Çizgilerin insan yapımı ve kasıtlı olduğunu doğrulamak için çıplak gözle görünebilirlik, malzeme aşındırma derinliği ve kontrollü tekrarlı hareketleri gösteren çift veya üçlü vuruş izleri gibi ölçütler kullanıldı. Bu çizgilerin nasıl üretildiğini anlamak için deneysel replikasyon yapıldı ve Göllüdağ obsidyenin üzerine çakmak taşı (flint) ve obsidiyen aletlerle çizikler atılmaya çalışıldı. Bu süreçte flintin sertliğinin obsidiyenden yüksek olması sayesinde hassas ve belirgin çiziklerin oluşturulabildiği, obsidyen aletlerin ise başarısız olduğu gözlemlenerek çizikler atılırken kullanılan malzemenin flint olabileceği anlaşıldı. Ayrıca elde edilen bulgular Orta Anadolu’daki Can Hasan, Çatalhöyük, Karabatak, Göllüdağ, Kömürcü-Kaletepe ve Sırçalıtepe gibi diğer Neolitik yerleşimlerdeki örneklerle ve dünya genelindeki diğer arkeolojik ve etnografik ok ucu örnekleriyle kıyaslandırıldı.
Yapılan analizler sonucunda Tepecik-Çiftlik’te belgelenen toplam 740 ok ucundan yüzde 1,6’sını oluşturan 12 adet insizyonlu (çizilmiş) ok ucu tespit edildi ve böylece bölgedeki toplam insizyonlu ok ucu sayısı 54’e ulaştı. Makroskobik incelemeler bu ok uçlarının yerel Kapadokya kaynakları olan Göllüdağ ve Nenezi Dağ obsidyenlerinden üretildiğini doğruluyor.
Orta Anadolu genelindeki ikonografik repertuvara işaret ediyor
Bu insizyonların oldukça değişken olduğu; hammadde türü, üretim zinciri, tipolojik form veya kullanım aşınması ile hiçbir korelasyon göstermediği saptandı. Çizgilerin bazen düzeltiden (rötuş) önce, bazen ise sonra uygulandığı belirlendi. Ok uçlarındaki çizimlerin hiç birinin hayvan, insan veya bitki gibi doğrudan figür belirten bir ögeyi tasvir etmediği ve yerleşimdeki seramik ya da mühürler üzerindeki bilinen sembolik motiflerle eşleşmediği görüldü.
Her bir ok ucundaki motifin benzersiz olmasına rağmen farklı yerleşimlerdeki bazı çizgiler arasında biçimsel benzerlikler bulundu. Kullanım aşınması analizi, Tepecik- Çiftlik’teki bir ok ucunda ve Kömürcü-Kaletepe’deki örnekte darbe kırığı tespit edilerek bu nesnelerin sadece sembolik veya ritüel amaçlı olmadığını, avcılık ya da silahlı çatışmada kullanıldığını gösteriyor olabilir.
Çalışmayı yürüten araştırmacılara göre insizyonların tek tek benzersiz olması ancak biçimsel benzerlikler bulundurması bu işlemin katı kuralları olan standart bir işaret sistemini yansıtmadığını ancak Orta Anadolu genelinde paylaşılan esnek bir ikonografik repertuvara (bir dönemin veya medeniyetin kullandığı görsel simgeler) ve kültürel uygulamaya işaret ettiğini gösteriyor. Araştırmacılar daha önceki çalışmalarda önerilen “avcı işaretleri” hipotezinin hala bir olasılık olduğunu ama tek bir açıklamayla yetinmek yerine kişisel veya durumsal anlamlar üretilen alternatif yorumların da dikkate alınması gerektiğini söylüyor.
Yürütülen yeni çalışma, Orta Anadolu’da bin yılı aşan bir süre boyunca süregelen kendine has Neolitik pratiğin anlaşılmasını derinleştirebilir ve gelecekte bu alanda yapılacak yeni keşifler için bu işaretlerin niteliğin ve önemini açıklığa kavuşturacak daha geniş bir karşılaştırmalı veri tabanı oluşturabilir.
Kaynak: Plose One

