Ana SayfaYorumEditördenTaş mı yiyelim! Ay hızla ticarileşirken Türkiye nerede?

Taş mı yiyelim! Ay hızla ticarileşirken Türkiye nerede?

Ay’a artık sadece şairler bakmıyor. Uzay ajansları, şirketler, hukukçular, yatırımcılar, mühendisler ve maden şirketleri de bakıyor. Ay’a gitme yarışı dünde kaldı, bugün Ay için bir şeyler söylemek lazım. 

Ay, insanlığın en eski aynalarından biri.

Kimi orada aşkı gördü. Kimi yalnızlığı. Kimi takvimi, yönü ve göğün ritmini.

Bugün Ay’a bakanların listesi değişti.

Uzay ajansları bakıyor. Şirketler bakıyor. Hukukçular, yatırımcılar, mühendisler ve maden şirketleri bakıyor.

Ay artık yalnızca ulaşılacak bir menzil değil. Kurulacak bir altyapı, bir ekosistem.

NASA’nın CLPS programı (Ticari Ay Yük Hizmetleri), Ay’a bilimsel ve teknolojik yük taşıma işini ticari şirketlerden hizmet olarak satın alıyor. NASA, bugüne kadar 5 tedarikçiye 11 Ay görevi verdi. Görevlerdeki teslimatlar 50’den fazla yük taşıyacak ve ve sözleşmelerin toplam üst değerinin 2,6 milyar dolara ulaşacak.

Yani yeni Ay ekonomisi ilk gün madencilikle başlamayacak.

Önce taşıma gelecek. Sonra iniş araçları. Sonra veri aktarımı. Sonra haberleşme. Sonra navigasyon. Sonra yüzey araçları. Sonra enerji, görev yükü, kaynak teknolojileri ve hukuk.

Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Moonlight programı, Ay çevresinde iletişim ve navigasyon uyduları kurmayı hedefliyor. ESA, bu programı önümüzdeki 20 yılda planlanan 400’den fazla Ay görevini kapsıyor. NASA’nın LunaNet standardı Ay’a giden, Ay çevresinde çalışan ve Ay yüzeyindeki görevler için iletişim, konumlama, navigasyon ve zamanlama hizmetlerinde ortak bir çerçeve tanımlıyor.

Ay’a gitmek kadar, Ay’da bağlantı kurmak da önem kazanıyor. 

Ay’da yürümek bile artık yalnızca astronot romantizmi değil. NASA, Artemis görevleri için Ay yüzey aracı geliştirmek üzere Intuitive Machines, Lunar Outpost ve Venturi Astrolab’i seçti. Çin Chang’e-8 hattında uluslararası yük kapasitesi açarak kendi Ay araştırma istasyonu vizyonunu büyütüyor.

Bu yüzden yeni yarış yalnızca roket yarışı değil.

Standart yarışı. Veri yarışı. Tedarik zinciri yarışı. Hukuk yarışı.

Ay hukuken kimsenin değil ancak erken gidenler iniş bölgelerini, güvenlik alanlarını, kaynak kullanım dilini ve teknik standartları fiilen şekillendirebilir. Artemis Accords, uzay kaynaklarının kullanımını Dış Uzay Antlaşması ile uyumlu görürken, operasyon güvenliği için “güvenli bölgeler” (safety zones) yaklaşımını da gündeme getiriyor.

Peki ya Türkiye?

Türkiye Uzay Ajansı’nın AYAP projesi, Ay yüzeyine milli teknolojilerle bir gezen araç göndermeyi hedefliyor. 2025 Performans Programı, ilk aşamada AYAP-1 uzay aracının uluslararası iş birliğiyle Dünya yörüngesine çıkarılmasını, ardından milli hibrit roket motorunu uzayda ateşleyerek Ay’a sert iniş yapmasını planlıyor. Sert iniş projesinin yüzde 70 olasılıkla 2025’te olmazsa 2026’da kesin olarak gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Yumuşak iniş tarafında milli fırlatma aracı, yerli motorlar, AYAP-2, bilimsel araştırma ve gezen araç gibi hedefler bulunuyor.

DeltaV, AYAP-1 için geliştirilen hibrit itki sistemini derin uzay görevlerinde kullanılacak ilk hibrit itki sistemi olarak tanımlanıyor. TÜBİTAK UZAY, İsveç Uzay Fiziği Enstitüsü ile yapılan iş birliği kapsamında Lunar Neutral Telescope görev yükünün Ay yüzeyinden nötr parçacıklara yönelik veri toplayacağını duyuruyor.

Yani Ay ekosistemi yalnızca motor değil.

Veri var. Görev yükü var. Bilimsel iş birliği var.

Bir başka sessiz damar Ay toprağı. Türkiye’de 2023’te Advances in Space Research’te yayımlanan çalışma, Apollo ve Çin örnekleri temelinde Ay regoliti simülantları üretimine odaklandı. Bu tür çalışmalar, Ay’da yapı malzemesi, yerinde kaynak kullanımı ve gelecek yüzey altyapıları için laboratuvar eşiği anlamına geliyor.

Ay’a gitmeden de Ay ekonomisine hazırlanabiliriz.

Sensör geliştirerek. Veri işleyerek. Yer istasyonu kurarak. Görev yükü tasarlayarak. Regolit çalışarak. İtki sistemi test ederek. Uzay hukuku pozisyonu üreterek.

Ay’a gidemeyen ülkeler elbette yok olmayacak.

Ama ayrışacaklar.

Bir kısmı yeni ekonomiye parça, bilgi ve hizmet üretecek. Bir kısmı başkasının altyapısına bağlanacak.

Türkiye için en büyük risk Ay’a geç gitmek ya da gidememek değil.

Ay ekonomisi kurulurken yalnızca müşteri kalmak.

Ay’a gidemedik diye belki taş yemeyiz. Ay ticarileşirken ne üreteceğimize bugün karar vermezsek, yarın ne yiyeceğimizi başkalarının menüleri belirler.

Son İçerikler