Rosalind Franklin Tıp ve Bilim Üniversitesinden Nörobilim Profesörü Lise Eliot, ekibiyle birlikte yaptığı çalışmalar neticesinde, erkek bebeklerin kız bebeklere nazaran daha az sosyal olduğu yönündeki algıya karşı çıkıyor. Eliot, The Conversation’daki makalesinde bulgularını açıklıyor:
Kızlar ve erkekler doğuştan eşit derecede sosyal. Ekibimin altmış yıllık araştırmaları sentezlemesine dayanan bu bulgu şaşırtıcı gelebilir. Yetişkinlerin sosyal duyarlılığındaki cinsiyet farklılıkları biliniyor. Kadınlar, yüzleri ve duyguları tanımada erkeklerden daha başarılı ve empati ölçümlerinde biraz daha yüksek puan alırlar. Öğretmenlik ve sağlık hizmetleri gibi insanlarla çalışılan işleri seçme olasılıkları daha yüksekken, erkeklerin mühendislik veya tesisatçılık gibi “nesnelerle” ilgili işleri seçme olasılığı daha yüksek.
Peki bu farklılıklar ne kadar erken ortaya çıkıyor? Bu bir evrim meselesi mi yoksa sosyal öğrenme mi? Yıllardır bazı teorisyenler birincisini savundu; farklılığın doğuştan geldiğini, Darwinci seçilim yoluyla kız ve erkek çocukların beyin donanımına yerleştiğini iddia ettiler. Ancak bu bakış açısı, neredeyse tamamen 102 yenidoğan üzerinde yapılan, çok ses getiren ancak derin kusurları olan tek bir çalışmaya dayanıyor.
Psikologların onlarca yıldır yenidoğanların sosyal yönelimlerini incelediğini fark eden nörodavranışsal araştırmacı ekibim ve ben, tüm verileri toplamaya karar verdik. Yaşamın ilk ayında erkek ve kız bebeklerin sosyal uyaranlara olan dikkatini karşılaştıran yayınlanmış her çalışmayı inceledik. Amacımız, diğer insanlara yönelik ilgi veya dikkette doğuştan gelen bir cinsiyet farkı olup olmadığı hipotezini daha iyi test etmekti.
Çalışmamız bir “sistematik inceleme” idi; yani 1960’lardan itibaren hem tıbbi hem de psikolojik veri tabanlarında endeksli her yayınlanmış raporu taradık. Ağımızı geniş tuttuk; yenidoğanların insan yüzlerine veya seslerine olan dikkatini veya tercihini ölçen ve verileri cinsiyete göre ayrı ayrı rapor eden her türlü araştırmayı aradık. Önemli olan, aramamızı “cinsiyet farkı” terimleriyle sınırlamadık; çünkü bu, kız-erkek farkı bulamayan çalışmaları dışarıda bırakarak koleksiyonu taraflı hale getirebilirdi.
Beklendiği gibi, yenidoğan erkek ve kız çocuklarını sosyal algı açısından karşılaştıran düzinelerce çalışma ortaya çıkardık: 31 hakemli çalışmada rapor edilen 40 deney ve yaklaşık 2 bin bebek. Çalışmaların çoğu, yenidoğanların yüzlere bakma süresini, tek bir yüze bakma veya kendi anneleri ile yabancı bir kadın gibi farklı sosyal değere sahip iki yüz arasındaki tercihlerini ölçüyordu.

Veri koleksiyonumuz, birçok çalışmanın sonuçlarını birleştiren istatistiksel bir yöntem olan meta-analiz yapmamıza yetecek kadar büyüktü. Meta-analiz, aslında birçok küçük çalışmayı tek bir büyük çalışmaya dönüştürür. Yenidoğanların yüzlere bakma süresini ölçen çalışmalar için bu, yarısı erkek yarısı kız olmak üzere 667 bebeği kapsıyordu.
Sonuç netti: Erkek ve kız bebekler arasında neredeyse özdeş bir sosyal algı mevcuttu. Genel olarak cinsiyetler arasında anlamlı bir fark yoktu. Sadece bebeklerin tek bir yüze bakma süresine veya iki farklı yüz arasındaki tercihine odaklandığımızda da bir fark görülmedi.
Aramamızda iki farklı çalışma türü daha bulduk. Biri dikkat çekici bir davranışa odaklanıyordu: Yenidoğanların başka bir bebeğin ağlamasını duyduklarında ağlamaya başlama eğilimi. Erken dönem bir çalışma, bu “bulaşıcı ağlamanın” kızlarda biraz daha yaygın olduğunu bulmuştu. Ancak 387 bebeği içeren dokuz bulaşıcı ağlama deneyi üzerinden meta-analiz yaptığımızda, yine erkek-kız farkına dair sağlam bir kanıt bulamadık.
Analiz ettiğimiz son veri seti, efsanevi pediyatrist T. Berry Brazelton tarafından geliştirilen bir yenidoğan davranış değerlendirme ölçeğini kullanarak bebeklerin hem sosyal hem de cansız nesnelere yönelimini karşılaştırıyordu. 619 bebeği içeren dört çalışmada, kızlar sosyal uyaranlara (insan yüzü veya sesi) biraz daha fazla dikkat ettiler, ancak cansız uyaranlara (bir top veya çıngırak sesi) da daha fazla dikkat ettiler. Yani, bu testteki kızlar her türlü uyarana biraz daha duyarlı görünüyordu; bu da muhtemelen fetal gelişimden ergenliğe kadar sahip oldukları genel olgunluk avantajından kaynaklanıyordu. Ancak Brazelton değerlendirmesine göre, insanlara olan ilgilerinde özel bir durum yoktu.
Erkekler de yüzleri seçer
Bulgularımız diğer iyi tasarlanmış çalışmalarla da uyumlu. Bu çalışmalardan biri, 5 aylık erkek ve kız bebeklerin yüzlere bakmayı oyuncak arabalara veya diğer nesnelere bakmaya eşit derecede tercih ettiğini, bir diğeri ise 2 aylık erkek çocukların yüzleri tespit etmede aslında kızlardan daha iyi performans gösterdiğini bulmuştur.
Sonuç olarak, mevcut araştırmalar kızların erken yaşta erkeklerden daha sosyal olmaya doğuştan “programlandığı” yönündeki yaygın efsaneyi çürütmekte.
Gerçek şu ki, tüm bebekler doğuştan sosyal etkileşim için programlanır. Hem erkek hem de kız çocuklar, kendilerini besleyecek, koruyacak ve rahatlatacak kişilere ait olan insan yüzlerine ve seslerine dikkat etmeye hazırdır.
İyi niyete rağmen çoğu ebeveyn, bebeklerini cinsiyete göre klişeleştirmekten ve kız ve erkek çocuklara erkenden farklı davranmaya başlamaktan kendini alamaz. Oğullarının zaten daha az sosyal olduğunu varsaymak bu önyargıyı düzeltmek için bir çözüm değil. Araştırmamız bu efsaneyi çürütmeye yardımcı olarak, cinsiyeti ne olursa olsun her çocuğa diğer insanlarla bağ kurmak ve onları önemsemek için mümkün olan en iyi başlangıcı sağlayabilir.
Kaynak: The Conversation

