Ana SayfaYaşamKültürBilimi filmlerle anlatmak 

Bilimi filmlerle anlatmak 

Yeni bir çalışmayla aktarılan “Science & Cinema” (Bilim ve Sinema) adlı yaklaşım, filmleri bilim iletişimi için bir araç olarak kullanarak bilimsel konuların halka daha etkili anlatılabileceğini gösteriyor. Yeni formatta kısa film sahneleri, uzman bilim insanlarının yorumları ve izleyici tartışmaları bir araya getiriliyor. 

Hildrun Walter, Fritz Treiber ve meslektaşları, sinemanın anlatı gücünden yararlanarak filmleri bilim insanları ile toplum arasında etkileşim ve diyalog kurmaya yönelik bir araç olarak kullandı. Journal of Science Communication dergisinde yayınlanan çalışmada tanımlanan “Science & Cinema” adlı yenilikçi format, hem etkili hem de kolayca uygulanabilir bir model olduğunu ortaya koyuyor. 

Bilimi eğlenceli ve doğru aktarmak mümkün   

Sinema doğası gereği büyük ilgi çeker ancak pek çok yapım, hatalı ya da yanıltıcı bilimsel fikirlerin yayılmasına katkıda bulunup, geniş izleyici kitleleri sayesinde bilime dair çarpık algıların oluşmasına yol açıyor. Bu soruna çözüm üretmek isteyen araştırmacılar, bilimi daha etkili biçimde aktarmak ve aynı zamanda izleyiciyi eğlendirmek için sinemanın en etkili nasıl kullanılabileceğini araştırdı. 

Ortaya konan Science & Cinema formatı, kısa film sahnelerini uzman yorumlarıyla birleştirerek bilimin ekranda nasıl temsil edildiği üzerine bir değerlendirme alanı sunuyor. Çoğunlukla tanınmış filmlerden alınan sahneler, ele alınan konularda uzman bilim insanlarının katıldığı moderatörlü tartışmalarla iç içe geçiyor ve etkinliğin sonunda izleyicilerin soru sormasına imkan tanınıyor. 

Araştırmacılar, Avusturya’da genel izleyiciye açık iki kamu etkinliği düzenledi; biri Graz Üniversitesinde düzenlenen bir sürdürülebilirlik günü kapsamında, diğeri ise Salzburg’daki bir şehir sanat festivali çerçevesinde gerçekleştirildi. 

Tema, iklim değişikliğiydi. Etkinlik akışı buz ve buzullaşma senaryolarıyla (The Day After Tomorrow, Snowpiercer filmleri) başladı, ardından su ve deniz seviyesi yükselmesi (Ice Age, A.I., Waterworld), ekstrem hava olayları (Twister, Geostorm), kuraklık (Mad Max, Soylent Green) ve son olarak göç (The March) temalarına ilerledi.

Treiber tarafından yönetilen tartışmalarda davetli bilim insanı Ulrich Foelsche (Graz Üniversitesi Meteoroloji ve Jeofizik Profesörü ve makalenin ortak yazarı) sahneleri analiz ederek gerçek ile kurgu arasındaki farkları açıkladı, yanlış anlamaları açıklığa kavuşturdu, iklim değişikliği araştırmalarına ilişkin bilgiler sundu.

Farklı kitlelere ulaşıldı

Tartışmaların ne kadar etkili olduğu, etkinlik öncesi ve sonrası anketler ile bir odak grup çalışması üzerinden değerlendirildi. Ayrıca Foelsche ile yapılan bir görüşme, formatın nasıl algılandığını, katılım motivasyonlarını ve bilim insanının iletişim rolünün etkinliğini değerlendirdi. 

Bulgulara göre; Science & Cinema formatının konuya halihazırda ilgi duymayan kitleleri de etkili biçimde çekebildiği ortaya kondu. Üniversite ve sinema izleyicileri arasındaki farklılıklar bu açıdan dikkat çekici bir perspektif sunuyor.

Graz Üniversitesinden bilim iletişimi alanında kıdemli araştırmacı Hildrun Walter, “Üniversite etkinliğinde genç, üniversiteyle yüksek düzeyde bağlantılı, bu ortama ve önerilen temalara işleri veya çalışmaları aracılığıyla çok bağlı genç insanlar vardı. Sinema etkinliğinde ise sanat festivali ya da sinema programı aracılığıyla gelen kişiler de vardı.” dedi. 

Walter, sözlerinin devamında ise bulguları şu şekilde açıklıyor: 

“Bilim iletişiminde en büyük sorunlarımızdan biri genellikle akademik çevre dışındaki insanlara ulaşamamak. Sinema etkinliğinde akademik dünyaya bağlı olmayan, iklim değişikliği konusunda önceden güçlü bir ilgisi bulunmayan kişiler vardı. Kitle daha karışıktı; buna rağmen tüm katılımcılar etkinliği beğendi; ilgilendiler ve bilgilendiklerini hissettiler. Ayrıca insanlarda farklı bakış açıları ortaya çıkararak bir tür düşünsel tetikleme oluşturabiliyoruz. Sinema etkinliğinde oldukça eleştirel yorumlar da aldık. İnsanlar kendi alışkanlıkları ve nelerin mümkün olduğu üzerine düşünmeye başladı.”

Öte yandan, duygusal boyutun da önemli bir rol oynadığı açıklandı. Film sahnelerinin sıralaması, önce daha hafif tonlarla başlayan bir anlatı kurgusunu takip ediyor. Walter’ın ifadesiyle “başlangıçta Ice Age (Buz Devri film serisi) gibi sahnelerle insanlar gülüyordu” ve giderek daha dramatik içeriklere, özellikle göç temasına doğru ilerledi. 

Walter, “2015’teki göç dalgası vardı ve bu konu odak grup görüşmelerinde yeniden gündeme geldi. İnsanlar film sahnelerini gerçek dünyayla ilişkilendirdi ve katılımcıları, ‘bu film senaryoları gerçek olabilir mi’, ‘gerçek ile kurgu arasındaki sınır nerede’ gibi sorulara yöneltti.” diyor. 

Bulgulara rağmen, Walter ve Treiber özellikle küçük örneklem büyüklüğü gibi çalışmanın bazı sınırlılıkları olduğunu kabul ediyor. Buna karşın, formatın kolayca uygulanabilir olduğunu ve geniş kitlelere bilim iletişimi için etkili bir araç olabileceğini vurguladılar. 

Kaynak: Journal of Science Communication 

Son İçerikler