Ana SayfaNedenBiyolojiVirüslerin salgın riski doğada rastgele değil

Virüslerin salgın riski doğada rastgele değil

ABD’deki Oklahoma Üniversitesi araştırmacıları, insanlarda salgına yol açma potansiyeli yüksek virüslerin doğada rastgele ya da tüm canlı türlerine eşit biçimde dağılmadığını ortaya koyan kapsamlı bir çalışma yaptı. Communications Biology dergisinde yayımlanan araştırma, özellikle yarasalar üzerinden yürütülse de, aslında tüm memelilerde virüs riskinin belirli soylar etrafında kümelendiğini gösteriyor. Bulgular, “hangi hayvanlar daha tehlikeli” sorusunu basitleştiren yaklaşımların bilimsel karşılığı olmadığını öne sürüyor.

Araştırmanın merkezinde, son yıllarda art arda yaşanan küresel salgınların ardından giderek daha fazla tartışılan “viral salgın potansiyeli” kavramı yer alıyor. Bugüne kadar birçok çalışma, bir virüsün insanlara bulaşıp bulaşmadığını yalnızca “var” ya da “yok” şeklinde değerlendirdi. Ancak yeni çalışma, asıl riskin bunun çok ötesinde olduğunu vurguluyor. Bir virüsün ne kadar ölümcül olduğu, insanlar arasında ne kadar kolay yayıldığı ve geçmişte toplam kaç can kaybına yol açtığı birlikte ele alınmadan gerçek tabloyu görmek mümkün olmuyor.

Bu nedenle araştırmacılar yalnızca yarasaları değil, yüzlerce memeli türünü ve bu türlerle ilişkili 100’den fazla virüsü birlikte analiz etti. Kullanılan veriler, hangi virüsün hangi hayvanda tespit edildiğini, bu virüslerin insanlarda yol açtığı ölüm oranlarını ve geçmiş salgınlardaki etkilerini kapsıyor. Amaç, salgın riskinin belirli hayvan gruplarında mı yoğunlaştığını yoksa memelilere eşit biçimde mi yayıldığını araştırmak.

Çalışmanın sonuçlarından biri, virüslerin salgın potansiyelinin memeliler arasında eşit dağılmadığı oldu. Ne yarasalar, ne kemirgenler, ne de diğer memeli grupları tek başına “yüksek riskli” olarak tanımlanabiliyor. Bunun yerine risk, akraba olan belirli hayvan soylarında yoğunlaşıyor. Yani, biyolojik soy ağacındaki bazı dallar, diğerlerine kıyasla çok daha fazla tehlikeli virüsle ilişkilendiriliyor.

Yarasaların hepsi suçlu değil

Çalışmada ortaya konan tablo yarasalar açısından özellikle dikkat çekici. Yarasalar uzun süredir SARS, MERS ve Nipah gibi yüksek profilli virüsler nedeniyle kamuoyunda “salgın kaynağı” olarak görülüyor. Ancak araştırma, yarasaların tamamının bu şekilde etiketlenemeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Bulgulara göre, yarasalar içinde yalnızca bazı aileler ve soylar, insanlarda ağır seyreden virüslerle anlamlı biçimde ilişkilendiriliyor.

Öne çıkan yarasa grupları, geniş coğrafyalara yayılmış ve çoğunlukla böceklerle beslenen türlerden oluşuyor. Bu yarasalar, hem farklı ekosistemlerde yaşayabilmeleri hem de sivrisinek gibi virüs taşıyabilen böceklerle temas etmeleri nedeniyle bazı virüslerle daha sık karşılaşıyor. Araştırmacılar, bunun, yarasaların “tehlikeli” olduğu anlamına gelmediğini, aksine virüslerle uzun bir soy geçmişine sahip olduklarını vurguluyor.

Yarasalar birçok virüsü taşıyabilmelerine rağmen çoğu zaman hastalanmıyor. Bu durum, bağışıklık sistemlerinin virüsleri tamamen yok etmek yerine baskı altında tutacak şekilde gelişmiş olmasından kaynaklanıyor. Ancak aynı virüsler insanlara geçtiğinde çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabiliyor. Çalışma, bu bağışıklık stratejisinin de tüm yarasa soylarında aynı olmadığını, bazı grupların diğerlerine kıyasla farklı bağışıklık tepkileri geliştirdiğini ortaya koyuyor.

Araştırma, yalnızca yarasalarla sınırlı değil. Memeliler genelinde bakıldığında, bazı kemirgen ve etçil memeli gruplarının da belirli virüsler açısından öne çıktığı görülüyor. Buna karşın, sanılanın aksine birçok büyük memeli grubunda salgın potansiyeli yüksek virüslerin yoğunlaşmadığı tespit edildi.

Ne kadar benzerlik o kadar bulaş

İnsandan insana bulaşma kapasitesi ele alındığında ise tablo değişiyor. Araştırmaya göre, insanlara geçtikten sonra hızla yayılan virüsler yarasalardan çok maymunlar ve diğer primatlar gibi insana biyolojik olarak daha yakın türlerle ilişkilendiriliyor. Bu durum, bu canlılardan gelen virüslerin insan vücuduna daha kolay uyum sağlaması ve insanlar arasında yayılmasının daha mümkün olmasıyla açıklanıyor.

Araştırmacılar, hayvanlardan insanlara virüs sıçramasında insan faaliyetlerinin belirleyici rol oynadığını da vurguluyor. Ormansızlaşma, kentleşme, tarım alanlarının genişlemesi ve madencilik gibi faaliyetler, vahşi hayvanlarla insanların temasını artırıyor. Riskli yarasa soylarının yaşadığı bölgelerle insan baskısının yoğun olduğu alanlar karşılaştırıldığında, Güney Amerika kıyıları, Ekvatoral Afrika ve Güneydoğu Asya gibi bölgeler öne çıkıyor.

Kaynak: Communications Biology

Son İçerikler