Araştırmacılar, bilim biyografilerinin içerdiği motivasyonları analiz etmek üzere 422 çok satan çocuk kitabı üzerinden bin 355 bilim insanını (655 benzersiz kişilik) inceledi. ABD’de yürütülen çalışmada alan ve cinsiyet bazlı ayrımların yanı sıra bilime doğuştan ilgi ve yetenek gibi vurguların yoğun olduğu görüldü. Kitapların belirli “başarı reçeteleri” ile bilime karşı kalıplaşmış düşünceler oluşturabileceği ve bu kalıp düşüncelerin çocukların gelecekte bilime ilgi duymalarına ya da yeteneklerinin geliştirilebilir olduğunu fark etmelerine engel olabileceği belirtildi.
Araştırma 422 kitaptaki bilim insanı karakterlerinin başarı, ilgi ve çabaya göre puanlanmasıyla yürütüldü. Başarının doğuştan gelen bir yetenek mi olduğu, ne kadar çaba harcandığı ve ilginin çocukluktan mı başladığı incelenerek yapılan puanlama sisteminin ardından elde edilen veriler karma etkili sıralı lojistik modeller (mixed-effects ordinal logistic models) kullanılarak analiz edildi. Modeller kitap uzunluğu, hedef yaş grubu, yayın yılı ve satış sıralaması gibi yan değişkenlere göre de düzenlendi.
Kitapların sunduğu “başarı reçeteleri” çocukları bilimden uzaklaştırabilir
Bilim insanı biyografileri çocukların bilime olan ilgisini arttırmak ve teşvik etmek için bir eğitim aracı olarak kullanılsa da kitaplar sıklıkla hedeflediği motivasyon ile çelişen mesajlar içeriyor. Pek çok kitapta bilimsel ilgi neredeyse tamamen çocukluktan gelen bir tutku olarak sunuluyor. Bu vurgunun henüz bilime ilgi duymayan çocukları bilimden daha da uzaklaştırabileceği düşünülüyor. Bilimsel yetenek ise her ne kadar yüzde 50 oranlarla doğuştan ya da gelişim odaklı sunulsa da özellikle fizik, mühendisik ve bilgisayar bilimleri (PECS) alanlarındaki yeteneğin doğuştan geldiğine dair vurgular alan bazlı ayrımcılığın da önünü açıyor. Bu alanlardaki bilim insanlarının çoğunlukla dahi olarak sunulmasının çocukları uzaklaştırabileceği ve bu alanlara karşı toplumsal stereotiplerin oluşabileceği öngörülüyor. Araştırmacılara göre yeteneğin yüzde 50 oranlarla gelişebilir ya da doğuştan vurgusuna sahip olması da çocuklarda kafa karışıklığına ve yeteneklerinin geliştirilebilirliğini sorgulamalarına neden olabilir.
Kitaplarda kadın bilim insanlarının başarısı erkeklere kıyasla çok daha fazla çabaya ve ağır çalışmaya bağlanıyor. Erkek başarısı daha çok yetenekle ilişkilendirilirken kadınlarda bu durumun çaba ile açıklanması da toplumda cinsiyet stereotipleri oluşumunu destekliyor. Kız çocukları bir erkeğe göre bilime daha az yatkın olduklarını, ayrıca başarının çok daha zor ve maliyetli olduğunu düşünebilir. Araştırmacılar bu durumun hem toplumda hem de doğrudan kız çocuklarında bilime karşı bir uzaklaşmaya yol açabileceğini belirtiyor. Stereotiplerin çocuk kitaplarında yeniden üretimi motivasyonu olumlu etkilemeyeceği gibi toplumsal kalıpları da şekillendirebilir.
Uzmanlar, kitaplarda sadece bilim insanlarının erken yaştaki merakının değil zihinsel yolculuğunun ve gelişim sürecinin ön plana çıkarılması gerektiğini belirtiyor. Yeteneğin doğuştan gelen bir yetenek olarak sunulması yerine mentorluk ve pratikle nasıl geliştirildiğinin vurgulanabileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre yazarlar bu kitapları kaleme alırken kalıplaşmış yargılardan kaçınmalı ve özellikle kadın bilim insanlarını aşırı çaba ile sınırlandırmak yerine yetenek ve gelişimi de kapsayan dengeli bir dil kullanmalı. Ayrıca uzmanlar ki̇taplarda yetenek ve i̇lgi̇ni̇n nasıl geli̇şti̇ği̇ne dai̇r mesajların bulunmadığını ve yazarların bu boşlukları bilimsel sürecin öğrenilebilir ve erişilebilir olduğunu anlatarak doldurması gerektiğini ifade ediyor.
Kaynak: PNAS

