Bir bebeğin avucuna bir şey bırakıldığında hemen sıkıca kavraması ya da dudak çevresine hafifçe vurularak uyarıldığında dudaklarını büzmesi gibi bebeklere has refleksler bulunuyor. İlkel (primitif) reflekslerin parçası olan bu bebeklik refleksleri, aynı zamanda frontal serbestleşme belirtileri (FRS) olarak da bilinen yakalama (palmar) ve emme/büzme (snout) refleksleri olarak tanımlanıyor. Bu istemsiz tepkilerin çoğu bebeklerde görülür ve büyüdükçe kaybolur. Ancak bebeklik refleksleri yetişkinlik döneminde yeniden ortaya çıkarsa, genellikle beyin hasarı veya nörodejeneratif hastalıklarla ilişkili olduklarından, beyinde bir şeylerin ters gittiğinin işareti olabilir.
Kentucky Üniversitesinden araştırmacılar, sağlıklı hafıza ve düşünme becerilerine sahip yetişkinlerde bebeklik reflekslerinden en az ikisinin görülmesinin, demans (bunama) ile ilişkili olabileceğini ortaya koydu. Zira bu kişilerin sonraki yedi yıl içinde demans geliştirme riski, neredeyse iki kat daha yüksek çıktı. Hatta iki veya daha fazla bebeklik refleksine sahip katılımcıların yaklaşık 4’te 1’i demanstan etkilenirken, bir veya hiç refleksi olmayanlarda bu oran yaklaşık 7’de 1 olarak gerçekleşti.
Çalışma, uzun vadeli bir kohort analizine dayanıyor. Kohort çalışması, belirli bir ortak özelliği paylaşan bir grup insanın, olası sağlık sonuçlarını veya hastalıkları gözlemlemek amacıyla uzun bir süre boyunca izlendiği gözlemsel araştırma yöntemine deniyor.
Bulgular JAMA Network Open dergisinde yayınlandı.
Hızlı ve basit bir erken teşhis imkanı sunabilir mi?
Dünya çapında demans vakaları artmaya devam ederken, hastalığı erken evrede tespit etmek giderek daha büyük bir önem kazanıyor. 2022 yılındaki bir habere göre Türkiye’de 1 milyon demans hastası olduğu düşünülüyor.
Erken teşhis, insanların yeni çıkan tedavilere daha erken erişmesine ve yaşam kalitelerini daha uzun süre korumalarına yardımcı olabiliyor. Beyindeki demans kaynaklı erken değişiklikleri tespit etmenin en etkili yolu; MRI veya PET taramaları gibi beyin görüntüleme yöntemleri ya da belden sıvı alınarak (lomber ponksiyon) yapılan testler.
Amyloid-beta, tau proteinleri ve nörofilament hafif zincir (NfL) gibi kan biyobelirteçleri de semptomlar belirginleşmeden önce hastalığın işaretlerini tanımlayabilir. Ancak bu testlere erişmek herkes için ulaşılabilir değil.
Frontal serbestleşme belirtileri, cerrahi müdahale gerektirmeyen (noninvaziv) bir alternatif sunuyor; çünkü bu refleksler rutin bir muayene sırasında bir doktor tarafından değerlendirilebilir ve nörodejeneratif bozukluklar açısından daha yüksek risk altındaki kişilerin belirlenmesine yardımcı olabilir. FRS uzun zamandır demansla ilişkilendirilse de, bu belirtilerin başka yönlerden sağlıklı olan yetişkinlerde bilişsel gerilemenin bir göstergesi olacak kadar erken ortaya çıkıp çıkmadığı belirsizliğini koruyordu.
19 yılı kapsayan çalışma
Araştırmacılar, Kentucky Üniversitesi Alzheimer Hastalığı Araştırma Merkezi’ndeki başlangıçta 70 yaş ve üzerinde 873 gönüllüden 1 Eylül 2005 ile 30 Kasım 2024 tarihleri arasında (19 yılı aşkın bir sürede) toplanan verileri kullandı. Bu katılımcıların 672’si sağlıklı beyin fonksiyonlarına sahip olarak sınıflandırılırken, 201’i hafif hafıza veya düşünme sorunları olanlar şeklinde sınıflandırıldı.
Yıllık değerlendirmeleri sırasında katılımcıların fiziksel sağlıkları, düşünme yetenekleri ve hafızaları incelendi. Doktorlar ayrıca beş FRS’yi değerlendirdi; kavrama refleksi, emme refleksi, büzme refleksi, avuç içinin çizilmesiyle çenede bir seğirme tetiklenen palmomental refleks ve alna arka arkaya vurulduğunda göz kırpmanın devam ettiği glabellar vuruş (tap) tepkisi.
Bu belirtilere sahip sağlıklı katılımcıların yüzde 25.4’ü demansa ilerleme gösterirken, belirtilerin görülmediği kişilerde bu oran yüzde 14.5’te kaldı. Sağlıklı olup bu reflekslere sahip olan kişiler, zaman içinde hafıza ve yürütücü işlevlerde hafif ama önemli bir düşüş gösterdi. FRS, halihazırda hafif bilişsel bozukluğu olan bireyler arasında ise demans riskini öngörmedi.
Söz konusu refleksler tek başına bir tarama aracı olarak işlev görecek kadar hassas olmasa da araştırmacılar, FRS’nin diğer klinik değerlendirmeler ve tarama yöntemleriyle birleştirildiğinde yine de yararlı bilgiler sağlayabileceğine inanıyor. Çalışma tek bir merkezle sınırlı olduğundan, sonuçların farklı popülasyonlar ve klinik ortamlarda da geçerli olduğundan emin olmak için daha geniş kapsamlı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.
Kaynak: JAMA Network Open

