European Heart Journal’da yayımlanan geniş ölçekli bir araştırma, yaygın kullanılan bazı koruyucu gıda katkılarının yüksek tansiyon ve kalp-damar hastalıklarıyla ilişkili olabileceğini öne sürüyor. Çalışma, koruyucu katkı maddelerine maruziyeti genel başlıklar altında değil, antioksidan olan ve olmayan koruyucular olarak ayırarak incelemesiyle öne çıkıyor.
Paketli gıdaların raf ömrünü uzatmak için kullanılan koruyucu katkı maddeleri, uzun süredir gıda güvenliğinin temel araçlarından biri olarak görülüyor. Bu maddeler, ürünleri mikroorganizmaların yol açtığı bozulmadan, patojen gelişiminden, yağların acılaşmasından ve renk değişimlerinden korumak için kullanılıyor. Ancak yeni bulgular, bu katkıların yalnızca raf ömrü üzerinden değil, uzun vadeli sağlık etkileri açısından da daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.
Araştırmanın yazarlarından Anaïs Hasenböhler şunları yaz: “Gıda koruyucuları, endüstriyel olarak işlenmiş yüz binlerce gıdada kullanılıyor. Deneysel çalışmalar, bazı koruyucu gıda katkılarının kalp-damar sağlığına zarar verebileceğini düşündürüyor. Ancak bu bileşenlerin insanlardaki etkisine dair bugüne kadar yeterli kanıt yoktu. Bildiğimiz kadarıyla bu çalışma, çok geniş bir koruyucu madde grubuyla kalp-damar sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen türünün ilk araştırması.”
Araştırmaya göre tehlike arz ediyorlar
Bulgular, geniş bir koruyucu katkı grubuna maruz kalmanın hipertansiyon ve bazı büyük kalp-damar sonuçlarıyla pozitif ilişkiler gösterdiğini ortaya koyuyor. Araştırmada özellikle serebrovasküler olaylar ve koroner kalp hastalığı gibi sonuçlar da inceleniyor. Çalışmada ters yönde, yani koruyucu katkı maruziyetinin kalp-damar sağlığı açısından koruyucu olabileceğini düşündüren bir ilişki görülmüyor.
Çalışmada nitritler, sorbatlar, askorbik asit ve eritorbatlar gibi bazı katkı maddeleri özellikle dikkat çekiyor. Nitritlerin oksidatif hasarı artırabileceği, bazı işlenmiş et ürünlerinde oluşan N-nitrozo bileşiklerinin insülin direnciyle ilişkili olabileceği belirtiliyor. Potasyum sorbat, sodyum nitrit, sodyum askorbat ve sodyum eritorbat gibi maddeler için hücre çalışmaları sitotoksik etkiler bildirmiş durumda. Araştırmacılar, bu mekanizmaların tek başına kesin kanıt anlamına gelmediğini, ancak epidemiyolojik bulgularla birlikte değerlendirildiğinde daha fazla deneysel çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor.
Araştırmanın önemli bir ayrımı da doğal besin kaynakları ile katkı formundaki maddeler arasında kuruluyor. Örneğin C vitamini ya da E vitamini gibi maddeler meyve ve sebzelerde doğal olarak bulunabiliyor ve bu tür doğal kaynaklardan alınmaları genel olarak daha düşük kalp-damar riskiyle ilişkilendiriliyor. Ancak aynı maddelerin katkı formunda, farklı dozlarda ve farklı gıda matrisleri içinde bulunması aynı biyolojik etkiyi göstereceği anlamına gelmiyor.
Kalp-damar sağlığı için sebze, meyve, baklagil, balık ve lif tüketimini artırmak; işlenmiş et, tuz ve aşırı işlenmiş ürünleri sınırlamak hala temel öneriler arasında. Ancak bu çalışmaya göre aynı zamanda bu besinlerin mümkün olduğunca taze ve az işlenmiş formlarını tercih etmek de önemli görünüyor.
Kaynak: European Heart Journal

