2025 yılında okyanuslar, küresel iklim krizinin en somut ve en tehlikeli sonuçlarından birine daha sahne oldu. Çin Bilimler Akademisi bünyesinde faaliyet gösteren Atmosfer Fiziği Enstitüsü (Institute of Atmospheric Physics) tarafından yürütülen ve Advances in Atmospheric Sciences dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırmaya göre, dünya okyanusları modern ölçümlerin başladığı dönemden bu yana kaydedilen en yüksek ısı düzeyine ulaştı.
Çalışma, okyanusların yüzeyden 2 bin metre derinliğe kadar üst katmanında depolanan toplam ısının, 2024 yılına kıyasla yaklaşık 23 zettajul arttığını ve bu artışın ölçüm belirsizlikleri nedeniyle 15 ile 31 zettajul aralığında olabileceğini belirtti.
Araştırmanın merkezinde yer alan “okyanus ısı içeriği” kavramı, denizlerin yalnızca yüzeyde değil, derinliklere kadar uzanan büyük bir hacimde ne kadar ısı depoladığını anlatıyor. Günlük hava koşulları veya mevsimsel değişimler deniz yüzeyini kısa sürede etkileyebilirken, okyanusun derin katmanlarında biriken ısı çok daha yavaş değişiyor ve uzun yıllar boyunca sistemde kalabiliyor. Bu nedenle bilim insanları, okyanus ısı içeriğini iklim değişikliğinin en güvenilir ve en net göstergelerinden biri olarak kabul ediyor.
Çalışmada kullanılan zettajul birimi ise sıradan enerji ölçülerinin çok ötesinde bir büyüklüğü ifade ediyor. Bir zettajul, 10 üzeri 21 joule anlamına geliyor ve okyanusların yalnızca 2025 yılında depoladığı ek ısı miktarı, insanlığın bir yılda kullandığı toplam enerjinin yüzlerce katı. Bu tablo, okyanusların gezegenin fazla ısısını adeta dev bir sünger gibi emdiğini ve bu yükü giderek daha fazla taşıdığını gösteriyor.
Okyanusun hangi kısımları ısınıyor?
Araştırma, deniz yüzeyi sıcaklıkları ile derin okyanuslardaki ısınma arasındaki farkın da altını çiziyor. 2025 yılında küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı, 1981–2010 döneminin ortalamasının yaklaşık 0,49 derece üzerinde ölçüldü. Buna karşın bu değer, 2024 yılına göre yaklaşık 0,12 derece daha düşük gerçekleşti. Bilim insanları bu yüzeysel düşüşü, yıl boyunca iklim sisteminin La Niña koşullarına yönelmesiyle ilişkilendiriyor.

La Niña, Pasifik Okyanusu’nun doğu kesiminde yüzey sularının normalden daha serin olduğu, bunun da rüzgarları, yağış düzenlerini ve küresel hava dolaşımını etkilediği doğal bir iklim olayı olarak tanımlanıyor. Ancak uzmanlar, yüzeydeki bu geçici serinlemenin yanıltıcı olabileceği uyarısında bulunuyor.
Çünkü deniz yüzeyi sıcaklıklarında kısa süreli düşüşler yaşansa bile, okyanusun derin katmanlarında biriken ısı azalmıyor ve sistemde kalmaya devam ediyor. Nitekim 2025 yılında küresel ortalama deniz yüzeyi sıcaklığı, 2024’e göre sınırlı bir düşüş göstermesine rağmen, uzun vadeli ölçümlerde en sıcak üçüncü yıl olarak kayda geçti.
Isınmanın etkileri yalnızca küresel ortalamalarla sınırlı değil. Araştırmaya göre dünya okyanuslarının yaklaşık yüzde 33’ü, kendi tarihsel kayıtları içinde en sıcak ilk üç yıl arasına girdi. Okyanus alanlarının yaklaşık yüzde 57’si ise en sıcak ilk beş yıl bandında yer aldı. Özellikle tropik ve Güney Atlantik Okyanusu, Akdeniz, Kuzey Hint Okyanusu ve Güney Okyanusları, uzun süredir devam eden ısı birikiminin en yoğun hissedildiği bölgeler olarak öne çıktı. Bu geniş coğrafi dağılım, küresel ısınmanın belirli bölgelerle sınırlı olmadığını, gezegenin tamamını etkileyen kalıcı ve derin bir dönüşüme işaret ettiğini gösteriyor.
Ne kadar hızlı ısınıyor?
Araştırmada ayrıca “ısınma hızı” kavramı ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Isınma hızı, okyanusların birim alan başına ne kadar hızlı enerji depoladığını ifade ediyor ve bilimsel olarak metrekare başına watt cinsinden, on yıllık değişim olarak hesaplanıyor. Sonuçlara göre, okyanusların ısı kazanım hızı, 1960–2025 döneminde her on yılda metrekare başına yaklaşık 0,14 watt iken, 2005–2025 döneminde bu değer 0,32 watt seviyesine yükseldi. Bu sonuç, okyanusların son 20 yılda geçmiş dönemlere kıyasla çok daha hızlı ısındığını ve Dünya’nın enerji dengesizliğinin giderek büyüdüğünü ortaya koyuyor.
Bu devasa ısı birikiminin en tehlikeli sonuçlarından biri ise deniz seviyesinin yükselmesi. Okyanuslar ısındıkça su genleşiyor. Bu fiziksel sürece “termal genleşme” adı veriliyor. Yani denizler, aynı miktarda suya sahip olsalar bile ısındıkça hacim olarak büyüyor. Araştırmacılar, günümüzde deniz seviyesindeki yükselmenin önemli bir bölümünün, buzulların erimesinden bağımsız olarak yalnızca bu genleşme nedeniyle gerçekleştiğini vurguluyor.
Bu durum, kıyı bölgelerinde yaşayan yüz milyonlarca insan için doğrudan bir tehdit anlamına geliyor. Alçak kıyılar, deltalar ve ada ülkeleri, artan deniz seviyesi nedeniyle her yıl biraz daha fazla su altında kalma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Okyanusların ısınması, deniz seviyesinin yükselmesiyle de sınırlı kalmıyor. Daha sıcak denizler, deniz sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha şiddetli yaşanmasına yol açıyor. Bu olaylar, mercan resiflerinden balık popülasyonlarına kadar pek çok deniz ekosistemini zorluyor. Aynı zamanda sıcak okyanuslar, atmosfere daha fazla su buharı taşıyor. Bu da bazı bölgelerde aşırı yağışlara ve sellere, bazı bölgelerde ise daha güçlü fırtınalara ve kasırgalara zemin hazırlıyor. Bilim insanlarına göre okyanuslardaki ısı artışı, karada yaşanan birçok aşırı hava olayının da arkasındaki temel itici güçlerden biri.
Özel bir sistem ve veri setleriyle hazırlandı
Araştırmada kullanılan verilerin büyük bölümü, Argo adı verilen küresel gözlem sistemi tarafından sağlandı. Argo sistemi, dünya denizlerine yayılmış binlerce otomatik ölçüm cihazının belirli aralıklarla yüzeyden derin sulara dalarak sıcaklık ve tuzluluk ölçmesi esasına dayanıyor. Bu ölçümler, bilgisayar destekli okyanus modelleriyle birleştiriliyor ve “yeniden analiz” adı verilen veri setleri oluşturuluyor. Yeniden analiz yöntemi, geçmiş ve güncel ölçümlerin fizik kurallarına dayalı modellerle tutarlı bir bütün haline getirilmesini sağlayarak daha güvenilir sonuçlar elde edilmesine imkan tanıyor.
2025’te kaydedilen rekor düzeydeki ısı artışının temel nedeninin insan faaliyetleri sonucu atmosfere salınan sera gazları olduğunu ortaya kondu. Karbondioksit ve metan gibi gazlar, Dünya’dan uzaya kaçması gereken ısının atmosferde tutulmasına neden oluyor. Ayrıca, geçmişte kısmen soğutucu etki yaratan sülfat aerosollerinin son yıllarda azalması da küresel ısınmanın etkilerinin daha belirgin hissedilmesine yol açıyor.
Araştırmayı yürüten bilim insanları, okyanus ısı içeriğinin düzenli ve kesintisiz biçimde izlenmesinin hayati önem taşıdığı konusunda uyardı. Çünkü okyanuslar, iklim krizinin hem sessiz tanığı hem de en büyük taşıyıcısı konumunda. Denizlerde biriken bu devasa ısı yükü, gezegenin doğal dengesini zorluyor, deniz seviyesini yükseltiyor ve insan yaşamını doğrudan etkileyen riskleri her geçen yıl daha da büyütüyor.
Kaynak: Advances in Atmospheric Sciences

