Voyager 2 uzay aracının 24 Ocak 1986’da Uranüs’ün yanından geçtiği sırada yaptığı ölçümler, gezegenin uzay ortamına ilişkin bugüne kadar sahip olunan bilgilerin temelini oluşturuyor. Veriler, Uranüs’ün Güneş’ten gelen yüklü parçacıkları uzak tutan manyetik alanının beklenenden çok daha dar olduğunu, gezegen çevresinde bulunması gereken elektrik yüklü gazın oldukça düşük seviyelerde kaldığını ve buna karşın yüksek enerjili elektronlardan oluşan radyasyon kuşaklarının son derece güçlü olduğunu ortaya koydu. Bu sebeple Uranüs, yıllarca Güneş Sistemi’nin en uç ve en alışılmadık manyetik ortama sahip gezegeni olarak değerlendiriliyordu.
Nature Astronomy dergisinde yayımlanan çalışma, verilerin gezegenin olağan durumunu yansıtmadığına işaret etti. Araştırmacılar Voyager 2’nin Uranüs’e ulaştığı günlerde, Güneş’ten koparak uzaya yayılan ve gezegenlere doğru ilerleyen yüklü parçacık akışı olduğunu söylüyor. Akışın oluşturduğu basınç, Uranüs’ün manyetik alanının çevresindeki koruyucu yapıyı gezegene doğru ittiği ve normalde geniş olması gereken alanın kısa süreliğine belirgin biçimde daraldığı düşünülüyor.
Yanlış bir algı
Hesaplamalar, Voyager 2’nin karşılaştığı manyetik ortamın, Uranüs’te zamanın yüzde 5’inden bile daha azında görüldüğünü gösteriyor. Uzay aracının birkaç gün daha erken ya da geç ulaşması halinde, gezegen çevresinde çok daha geniş, daha dengeli ve yüklü parçacıklar bakımından daha zengin bir manyetik alanla karşılaşılabilirdi. Çalışmaya göre, geçiş birkaç gün önce gerçekleşseydi, Güneş’ten gelen parçacık basıncı yaklaşık 20 kat daha düşük olacak ve Uranüs’ün manyetik kalkanı gezegenden çok daha uzakta konumlanacaktı.
Nadir sıkışma durumunun, Uranüs’ün neredeyse ‘’boş” bir manyetik çevreye sahipmiş gibi algılandığını da açıklayabileceği ortaya kondu. Voyager 2’nin ölçümlerinde gezegen çevresindeki yüklü gaz miktarının çok düşük çıkması, parçacıkların güçlü Güneş rüzgarı tarafından geçici olarak sistem dışına itilmiş olmasından kaynaklanmış olabilir. Aynı süreçte manyetik alan çizgileri arasında hapsolmuş yüksek enerjili elektronların yoğunluğunun artması, Uranüs’ün beklenmedik derecede güçlü radyasyon kuşaklarına sahip olduğu izlenimini yaratmış olabilir.
Araştırmacılar, Dünya ve Satürn gibi gezegenlerde de benzer durumların yaşandığına dikkat çekerek, Güneş’ten gelen parçacık akışının güçlendiği dönemlerde gezegenlerin manyetik alanlarının sıkıştığını, iç dengelerinin geçici olarak değiştiğini ve radyasyon seviyelerinin kısa süreli yükseldiğini hatırlattı. Uranüs’te Voyager 2’nin kaydettiği olağandışı tablonun da benzer bir uzay fırtınasının sonucu olduğu değerlendiriliyor.
Çalışmanın öne çıkan sonucu; Uranüs’ün manyetik ortamının büyük olasılıkla sanıldığı kadar uç olmadığı yönünde. Gezegenin yıllardır ‘boş manyetik çevre’ ve ‘aşırı radyasyon’ ile anılmasının, tek bir uzay aracının en talihsiz zamanlardan birinde yaptığı kısa süreli ve istisnai bir gözleme dayanıyor olabileceği sonucuna varıldı.
Kaynak: Nature Astronomy

