The Conversation’da yayınlanan derlemeye göre araştırmalar en iyi hafızanın her zaman en ideal olan olmadığını gösteriyor. Başarısızlıkları yumuşatmaya, aksilikleri yeniden yorumlamaya veya olumlu deneyimleri vurgulamaya daha az meyilli bir hafıza sistemi geçmişe daha sadık olabilir. Ancak aynı zamanda refahı korumayı ve gelecek için umut etmeyi zorlaştırabilir.
Hafıza başarısızlığı olarak kabul edilen pek çok çarpıtma aslında sağlıklı bir hafıza sistemini işaret ediyor olabilir. Hayatın birçok alanında yapılan araştırmalar, insanların geçmişlerini kendini koruyacak şekillerde yanlış hatırladıklarını ve mevcut, olumlu benlik duygularını desteklemek için geçmiş deneyimlerini hafızalarında yeniden şekillendirdiklerini gösteriyor.
Hayatın içinde de deneyimleniyor
Örneğin 1996 yılında Amerika’da yapılan bir çalışmada insanların geçmişteki lise notlarını nasıl hatırladıkları araştırıldı. Çalışmaya göre insanlar geçmişteki iyi notlarını yüzde 89 oranında doğru hatırlarken kötü notlarında bu oran yüzde 29’da kalıyor. Yapılan hataların genelinde notların olduğundan daha yüksek hatırlandığı görüldü. Benzer şekilde 2006 yılında yapılan başka bir çalışmada kolesterol taramasından geçen katılımcıların aylar sonra sonuçlarını ne kadar doğru hatırladıkları ölçüldü. Özellikle kolesterol seviyesi yüksek olan kişilerin sonuçlarını daha düşük hatırladığı ve daha sağlıklı oldukları yönünde olumlama yaptıkları görüldü.
Mahkeme, hastane ya da daha önemli yerlerde hafıza hatalarının ciddi sonuçları olabilse de günlük hayatta hafızanın esnekliği ya da yanılabilirliği psikolojik gelişime yardımcı oluyor. Bellek her şeyi olduğu gibi kaydeden bir aygıt olmak yerine daha seçici ve yeniden yapılandırılabilir olarak mental sağlığın korunmasını sağlar. İngiliz psikolog Martin Conway’in öz hafıza sistemi olarak tanımladığı yaklaşımıyla otobiyografik hafızanın yalnızca geçmiş olayların bir deposu olmadığını belirtiyor. Conway’e göre hafıza tutarlı, istikrarlı ve genel manada olumlu benlik duygusunu koruyacak şekilde çalışıyor. Bu nedenle bilgi ve duygular zaman içinde değiştiğinde insanlar genellikle anıları mevcut benlikleriyle daha tutarlı olacak şekilde yeniden inşa ediyor. Psikolog Linde Levine ve meslektaşları bu durumu insanların O.J Simpson davasına verdikleri tepkilerine dair anıları üzerinde gözlemlediler. Cinayet davası hakkındaki görüşler değiştikçe insanların geçmişteki gerçek tepkilerini mevcut inançlarına ve görüşlerine daha yakın hatırlama eğiliminde oldukları gözlemlendi.
İlişkiler üzerine yapılan 20 yıllık uzun bir çalışmada ise evliliğinde mutlu çiftlerin geçmiş anılarını daha kusurlu ve zor dönemler olarak hatırlama eğiliminde oldukları görüldü. Çalışmaya göre çiftler ilişki süreçleri boyunca “birlikte iyileşme” yanılsaması yaratarak ilişkilerinin onları olduklarından daha mutlu hale getirdiğine inanıyor. Çok nadir görülen son derece üstün otobiyografik hafıza durumuna sahip insanlar, hayatlarının on yıllarından olağanüstü ayrıntıları hatırlayabilirler. Bununla birlikte, birçok kişi deneyimi yorucu olarak tanımlıyor, anılar canlı ve istemsiz bir şekilde yeniden ortaya çıkıyor – bu da olumsuz yaşam olaylarından geçmeyi çok daha zorlaştırıyor.
İnsanlar günlüklerden ve anıtlardan fotoğraflara, şarkılara ve hikayelere kadar her zaman hatırlamak için araçlar kullandılar. Ancak günümüzün dijital araçlarının her şeyi korumak, ölçmek ve ortaya çıkarmak üzere dar bir bellek felsefesi etrafında tasarlanmaları bir sorun olabilir. Modern teknolojide dijital dünya daha fazla belleğin daha iyi bellek olduğu varsayımına göre inşa ediliyor. Telefonlar, fitness saatleri, yapay zeka asistanları, kameralar ve sosyal medya binlerce anıyı tamamen olduğu gibi koruyan sistemler olarak geliştiriliyor. Ancak insan hafızası her şeyi koruma veya her şeyi tam olarak olduğu gibi hatırlama eğiliminde değil. Bu durum teknolojinin geçmişi çarpıtması ya da yeniden yazması anlamına gelmese de insan hafızasının sözde kusurlarına daha fazla dikkat edilmesi gerekiyor.
Yüzyıllar boyunca, insanlar hafızanın zayıflıklarını telafi etmek için teknolojiler tasarladılar. Şimdi ise, gelişen teknoloji karşısında hiçbir şey tam olarak silinemezken ve dijital ayak izlerimiz peşimizdeyken artık bu teknolojilerin güçlü yanlarını ortadan kaldıracak başka sistemler geliştirmek isteyebiliriz.
Kaynak: The Conversation

