İnsanlığın yüzyıllardır gizemini çözmeye çalıştığı rüyalar, İtalya’daki IMT School for Advanced Studies Lucca bünyesinde görev yapan araştırmacılar tarafından mercek altına alındı. 28 Nisan’da Nature Communications Psychology dergisinde yayınlanan yeni çalışma, rüya içeriklerinin sanıldığı gibi kaotik bir yapıya sahip olmadığını, aksine bireysel özellikler ile paylaşılan yaşam deneyimlerinin karmaşık bir etkileşimi sonucu ortaya çıktığını gösteriyor.
Yaşları 18 ile 70 arasında değişen 287 katılımcıdan toplanan 3 bin 700’den fazla rüya ve uyanıklık raporu, gelişmiş doğal dil işleme teknikleriyle analiz edildi. İki hafta boyunca her gün deneyimlerini kaydeden gönüllülerin uyku düzenleri, bilişsel yetenekleri ve kişilik yapıları, rüyaların semantik yapısıyla karşılaştırıldı.
Gündelik hayatın dönüşümü ve pandeminin izleri
Araştırma ekibi, günlük yaşamda kullanılan kelimelerle rüya raporlarındaki kelimeleri kıyasladığında, uyanıklık deneyimlerinin uyku sırasında doğrudan tekrarlanmadığını, aksine bir tür yeniden yorumlama sürecinden geçtiğini gözlemledi. İş ortamı, eğitim alanları veya sağlık kurumları gibi gündelik rutinlere ait unsurlar, rüyalarda olduğu gibi yer almıyor. Bunun yerine bu unsurlar, farklı bağlamlarla harmanlanarak daha canlı, sürreal ve sürükleyici senaryolara dönüştürülüyor.
Bilinçaltı, geçmişin parçalarını alıp hayal edilen veya beklenen olaylarla birleştirerek yepyeni manzaralar kurguluyor. Bu süreçte bireylerin karakter yapıları da belirleyici bir rol üstleniyor; örneğin, gün içinde zihni sık sık dağılan ve hayal kurmaya meyilli kişilerin rüyaları daha parçalı ve hızlı değişen bir yapı sergilerken, rüyalara anlam ve önem yükleyen bireylerin çok daha zengin, derinlikli ve görsel açıdan etkileyici sahneler gördüğü saptandı.
Dış dünyadaki büyük sarsıntıların rüyalar üzerindeki etkisi ise COVID-19 pandemisi üzerinden incelendi. Roma Sapienza Üniversitesi tarafından karantina döneminde toplanan verilerle karşılaştırma yapıldığında, o dönemde görülen rüyaların çok daha yoğun duygusal içerik barındırdığı ve kısıtlamalara dair unsurların sıkça vurgulandığı görüldü. Zaman geçtikçe ve toplumsal adaptasyon sağlandıkça, bu temaların yerini kademeli olarak daha normal senaryolara bıraktığı anlaşıldı.
Yapay zekanın rüya analizlerinde insan değerlendiriciler kadar başarılı sonuçlar vermesi, bu çalışmanın bir diğer önemli çıktısı olarak değerlendiriliyor. Elde edilen bulgular, rüyaların yalnızca geçmişin bir yansıması değil, kim olduğumuz ve ne yaşadığımızla şekillenen dinamik bir süreç olduğunu kanıtlıyor. Bu yöntemin gelecekte bellek, zihin sağlığı ve bilinç çalışmaları için yeni kapılar aralayacağı öngörülüyor.
Kaynak: Nature Communications Psychology

