Ana SayfaNedenBiyolojiAmerika yerlilerinin genomunda Asyalı genleri bulundu

Amerika yerlilerinin genomunda Asyalı genleri bulundu

Amerika yerlilerinin DNA’sı üzerinde yapılan yeni ve geniş kapsamlı bir analiz, insanların binlerce yıl boyunca üç farklı dalga halinde Güney Amerika’ya göç ettiğini gösteriyor. 22 Nisan 2026’da Nature dergisinde yayınlanan çalışmada, uluslararası bir bilim ekibi; Arjantin, Bolivya, Brezilya, Kolombiya, Ekvador, Meksika, Paraguay ve Peru’da yaşayan insanlardan alınan 128 genomu detaylandıran “Yerli Amerikalılar Genomik Çeşitlilik Projesi”  (Indigenous American Genomic Diversity Project) bulgularını duyurdu. 45 popülasyonu ve 28 dil ailesini kapsayan çalışmada araştırmacılar, insanların kıtaya nasıl ve ne zaman ulaştığını ve bu popülasyonların genetiğini şekillendiren faktörleri bulmaya çalıştı.

İspanya’daki Ulusal Araştırma Konseyi Evrimsel Biyoloji Enstitüsü (IBE) ve Pompeu Fabra Üniversitesinden araştırmacı, makalenin ilk yazarı Marcos Araújo Castro e Silva, “Şimdiye kadar, Amazon yerlilerinden sadece iki popülasyonun genetik özellikleri belirlenmişti ve çevrelerinin özgünlüğü ve izolasyonları nedeniyle, bunlar pek temsil edici değillerdi.” dedi.  

IBE İnsan Popülasyon Genomiği Laboratuvarı Başkanı ve makalenin ortak yazarı Tábita Hünemeier ise yaptığı açıklamada, yerli topluluklarla iş birliği içinde çalıştıklarını belirtti. 

Yeni 128 genomun yanı sıra önceden yayınlanmış 71 yerli genomunun analizi, iki yeni bulguyu ortaya çıkardı ve önceki iki keşfi doğrulayan ek veriler sağladı.

Araştırmacılar, Güney Amerika’ya en az üç dalga halinde insanların göç ettiğini ve bunlardan birinin daha önce bilinmediğini tespit etti. Genetik veriler, en eski insan dalgasının 9 bin yıldan daha önce Güney Amerika’ya akın ettiğini; ardından, günümüzde Peru’daki Quechua halkıyla paylaşılan ve yaklaşık 9 bin yıl önce Orta Amerika üzerinden Güney Amerika’ya yayılan farklı bir genetik soyun geldiğini gösterdi. Ancak araştırmacılar makalede, genomların “daha önce bilinmeyen üçüncü bir Güney Amerika yayılımını” da ortaya çıkardığını ve “muhtemelen en az bin 300 yıl önce” Mezoamerikan kökenli gruplardan gerçekleştiğini yazdı.

Hünemeier, Live Science’a yaptığı açıklamada, bu zaman diliminin Teotihuacan gibi Mezoamerikan şehirlerinin M.S. 650 ile 750 yılları arasında çöküşüyle ​​örtüştüğünü fakat genetik verilerin tek bir olaya işaret etmediğini belirtti.

Hünemeier, “Muhtemelen zaman içinde Mezoamerika, Karayipler ve Güney Amerika arasında bağlantının artmasını ve gen akışını içeren daha kademeli ve karmaşık bir sürecin yaşandığını gördük.” dedi.

Kim bu Asyalı “hayalet” soy? 

Genetik analiz, hem Amerika yerlilerinin hem de günümüz Avustralya, Yeni Zelanda ve Pasifik Adaları’nı içeren Okyanusya alt bölgesinde yaşayan erken Avustralasyalılara gen katkısında bulunan eski bir Asyalı soyun izlerini de ortaya çıkardı. 

Araştırmacıların Brezilya’daki yerli Tupi dilinde “ata” anlamına gelen Ypykuéra olarak adlandırdığı bu genetik sinyal, çalışmada belirtildiği üzere 10 bin yılı aşkın bir süredir yerli halklarda düşük ama istikrarlı seviyelerde mevcut. Ypykuéra‘nın genetik sinyali modern insanlarda bulunmuş olsa da, gruba ait henüz hiçbir fosil kanıtı keşfedilmedi. 

Hünemeier, “Genel olarak, her iki bulgu da Amerika kıtasının yerleşiminin daha önce düşünüldüğünden daha dinamik ve karmaşık olduğu fikrini güçlendiriyor. Arkeolojik veya fosil kayıtlarında henüz temsil edilmeyen atalardan kalma popülasyonların katkılarını da içeriyor.” dedi. 

Genetik çeşitlilik beklenenden daha fazla

Proje, bilim insanlarının dizilediği yerli genom sayısını neredeyse üç katına çıkarırken, aynı zamanda Amerika kıtasındaki yerli nüfusun diğer kıtasal insan gruplarına göre genetik olarak daha az çeşitli olduğunu fakat şimdiye kadar bilinenden daha fazla genetik çeşitliliğe sahip olduğunu, özellikle Amazon yağmur ormanları ve And Dağları gibi Amerika’nın yeni ortamlarında hayatta kalmak için önemli olan genleri içerdiğini ortaya koydu.

Hünemeier yaptığı açıklamada, “Mevcut genetik çeşitlilik, orijinalin sadece bir kısmını oluşturuyor, çünkü Avrupa kolonizasyonu yerli nüfusları yüzde 90 oranında yok etti.” dedi. Nüfus çöküşü, parçalanma ve izolasyonun yanı sıra salgın hastalıklar, köleleştirme ve savaş da yerli halkların genetik çeşitliliğinin azalmasına yol açtı. Hünemeier tüm bunlara rağmen, bazı bölgelerde 9 bin yıldan fazla süren bir genetik süreklilik gözlemlediklerini belirtti. 

Araştırmacılar, yerli popülasyonlarda kalıcı olan genlerden bazılarının bağışıklık fonksiyonu, enerji metabolizması, doğurganlık, fetüs gelişimi ve sıtma korumasıyla ilişkili olduğunu belirterek, çeşitli biyolojik süreçlerin Amerika yerlileri popülasyonlarında doğal seçilim tarafından şekillendirildiğini ortaya koydu. Bu genlerden bazılarının modern Avustralasya popülasyonlarıyla paylaşıldığı bulundu; bu da eski Ypykuéra özelliklerinin birçoğunun Amerika yerlilerinin yeni bir ortamda gelişmesine yardımcı olmak için olumlu seçilime uğradığını gösteriyor.

Kaynak: Nature 

Son İçerikler