ABD’de üniversite öğrencileri üzerinde gerçekleştirilen çalışma, yapay zeka destekli duygusal destek platformunun anksiyete ve depresyon belirtilerini azaltabildiğini ve bazı ölçütlerde yüz yüze grup terapisine kıyasla benzer hatta daha güçlü sonuçlar verebildiğini öne sürüyor. Dünya genelinde yaklaşık her 8 kişiden 1’i bir ruhsal bozuklukla yaşıyor. İhtiyaç duyanların ise yalnızca dörtte biri profesyonel destek alabiliyor.
Araştırmacılar, mental sorunları olan 995 üniversite öğrencisini 3 gruba ayırdı. Güvenlik amacıyla, ağır ruh sağlığı sorunları veya aktif intihar düşünceleri bulunan kişiler çalışmaya alınmadı ve uygun klinik hizmetlere yönlendirildi. Katılımcıların üçte biri, doğal ve karşılıklı metin konuşmaları üzerinden kişiselleştirilmiş psikolojik destek sunan Kai adlı yapay zeka platformunu kullandı. Sistem, özellikle bilişsel davranışçı terapi yaklaşımlarından yararlanarak kullanıcıya özel yanıtlar üretiyor. Diğer bir grup profesyonel psikologlar eşliğinde yüz yüze grup terapisine katılıyor. Son grupsa çalışma süresince herhangi bir aktif tedavi almıyor.
Anksiyetede yüksek, depresyonda kafa kafaya etki
Sonuçlar, anksiyete belirtilerinin azaltılmasında yapay zekanın hem grup terapisinden hem de tedavisiz gruptan daha başarılı olduğunu gösteriyor. Depresyon açısından ise hem yüz yüze terapi hem de yapay zeka yakın seviyelerde bir iyileşme sağlıyor. Ayrıca yapay zeka kullanan öğrenciler, diğer gruplara kıyasla daha yüksek mutluluk ve yaşam memnuniyeti bildirdi. Ancak sistem, travma sonrası stres bozukluğu (PTSD) belirtilerinde iyileşme sağlamadı.
Araştırmacılar, bu etkinin arkasında birkaç temel faktör olduğunu belirtiyor. Yapay zeka platformunun 7/24 erişilebilir olması, kullanıcıların ihtiyaç duydukları anda destek alabilmesini sağlıyor. Ayrıca sistemin kişiselleştirilmiş yanıtlar üretmesi ve önceki etkileşimleri hatırlayabilmesi, bireysel bir ilişki hissi oluşturuyor. Katılımcıların, yapay zekayı yargılayıcı olmayan bir alan olarak algılaması da daha açık ve dürüst paylaşımları teşvik ediyor. Literatürde dijital sistem ile kurduğu güven, bağ ve iş birliği hissi dijital terapötik ittifak (digital therapeutic alliance) olarak adlandırılıyor.
Katılımcıların yaklaşık yüzde 35’i takip süreci bitmeden çalışmadan ayrıldı. Araştırmacılar bunun sonuçları etkilemiş olabileceğini söylüyor. Ayrıca, verilerin öz-bildirimlere (katılımcıların kendi bildirimleri) dayanması da uzun vadeli etkilerin ve gerçek klinik sonuçların farklı olabileceğini düşündürüyor. Yapay zeka kullanan katılımcıların terapiye başvurma niyetinde azalma görülebileceği de diğer endişeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, bu teknolojilerin tek başına bir çözüm olmadığını, mevcut tedavi modellerini destekleyen bir “yardımcı araç” olarak konumlandırılması gerektiğini vurguluyor.
Kaynak: JAMA Network Open

