Bilim, spor, müzik ve satranç gibi alanlarda dünya çapında başarıya ulaşan yaklaşık 35 bin kişinin kariyer gelişimini inceleyen kapsamlı araştırma, erken yaşta tek bir alana yönlendirilen “üstün yetenekli” çocukların büyük bölümünün yetişkinlikte zirveye ulaşamadığını ortaya koydu. Çalışmaya göre gerçek dünya yıldızları, erken yaşta parlamaktan çok, farklı alanları deneyerek yavaş, kademeli ve çok alanlı bir gelişim süreci izliyor.
Araştırma, Kaiserslautern Teknik Üniversitesi (Rheinland-Pfalz Teknik Üniversitesi Kaiserslautern-Landau – RPTU) öncülüğünde yürütüldü ve sonuçlar Science dergisinde yayımlandı. Çalışma kapsamında, bilim insanları, olimpiyat sporcuları, seçkin klasik müzik bestecileri ve elit satranç oyuncuları dahil olmak üzere, dünya çapında en üst seviyeye ulaşmış 34 bin 839 kişinin erken dönem gelişim öyküleri yeniden analiz edildi.
Araştırmanın en çarpıcı sonucuna göre; çocukluk ya da gençlik döneminde “en iyi” olarak görülen bireylerle, yetişkinlikte dünya çapında başarıya ulaşan isimler büyük ölçüde aynı kişiler değildi. Örneğin genç yaşta dünya ilk 10’una giren satranç oyuncularıyla, yetişkinlikte dünya ilk 10’una giren oyuncular neredeyse yüzde 90 oranında farklı bireylerden oluşuyor. Benzer ayrışma, uluslararası düzeyde spor yapan gençler ve akademik başarı gösteren öğrencilerde de görülüyor.
Çalışmada “erken uzmanlaşma” olarak tanımlanan yaklaşım, çocukların çok küçük yaşlarda tek bir alana yönlendirilmesi ve yoğun biçimde yalnızca o alanda çalıştırılması anlamına geliyor. Bilim insanlarına göre bu yöntem kısa vadede hızlı gelişim sağlayabiliyor ancak uzun vadede dünya çapında başarı için dezavantaja neden oluyor. Erken uzmanlaşan çocuklar, farklı alanlardan öğrenme ve beceri kazanma imkanını kaçırıyor. Bunun sonucunda tükenmişlik, motivasyon kaybı ve özellikle spor ile müzik gibi alanlarda sakatlık riski daha sık ortaya çıkıyor.
Çocuklar nasıl yetiştirilmeli?
Yetişkinlikte dünya çapında başarıya ulaşan isimlerin ortak özelliği, erken dönemde tek bir alana kapanmak yerine farklı disiplinleri denemeleri oldu. Araştırmada süreç “çok alanlı deneyim” olarak tanımlanıyor. Farklı alanlarda edinilen bilgi ve becerilerin, bireyin öğrenme kapasitesini güçlendirdiği ve ilerleyen yıllarda seçilen alanda daha sağlam ve sürdürülebilir bir gelişim sağladığı vurgulanıyor.
Araştırmacılar tabloyu üç temel kavramla açıklıyor. “Arama ve eşleşme hipotezi”, bireyin farklı alanları deneyerek kendisine en uygun alanı bulma olasılığının arttığını ifade ediyor. “Artırılmış öğrenme sermayesi hipotezi”, farklı disiplinlerde öğrenmenin zihinsel esnekliği, problem çözme becerisini ve öğrenme hızını güçlendirdiğini anlatıyor. “Riskleri azaltma hipotezi” ise çeşitliliğin, erken yaşta aşırı yüklenmeye bağlı fiziksel ve psikolojik sorunların önüne geçtiğini savunuyor.
Bilim insanlarına göre, yetenek programları ve eğitim politikaları açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Çocukların erken yaşta tek bir alana kilitlenmesi yerine, iki ya da üç farklı alanda desteklenmeleri öneriliyor. Alanların birbirine yakın olması da gerekmiyor. Matematikle dil, müzikle fen bilimleri ya da sporla akademik çalışmaların birlikte yürütülmesi, uzun vadede daha güçlü bir gelişim zemini oluşturabiliyor.
Yaklaşıma sıkça verilen örneklerden biri Albert Einstein. Modern fiziğin en önemli isimlerinden biri Einstein, yalnızca teorik fizik alanında değil, müzikle de yakından ilgileniyor ve genç yaşlardan itibaren keman çalıyordu. Araştırmacılara göre bu tür çok yönlü ilgi alanları, yaratıcılığı ve düşünsel esnekliği besleyen önemli unsurlar arasında yer alıyor.
Sonuç olarak çalışma, üstün başarının erken yaşta dar bir uzmanlaşmadan değil, zaman içinde farklı deneyimlerle ve kademeli biçimde inşa edildiğini ortaya koyuyor.
Kaynak: ScienceDaily

