Psikiyatriye olan güvenin hem bireysel hem de toplumsal düzeyde oldukça karmaşık olduğu düşünülüyor. Birçok kişi psikiyatrik tedaviler sayesinde hayata yeniden tutunduğunu belirtirken, bir diğer kesim ise geçmişteki olumsuz deneyimler veya verilen ilaçların yan etkileri nedeniyle alana şüpheyle yaklaşıyor. Kopenhag Üniversitesi öncülüğündeki araştırma ekibi, 19 ülkeden bin 38 doktorun katılımıyla gerçekleştirdiği çalışmada psikiyatrik tanılarda doktorların aralarındaki görüş birliğinin sınırlı olduğunu ortaya çıkardı.
Araştırmada, Avrupa ve Güney Amerika’da görev yapan psikiyatristler, psikiyatri asistanları ve yetişkin psikiyatrisi alanında çalışan diğer doktorlardan yazılı klinik vakalara Uluslararası Hastalık Sınıflandırması’nın (ICD-10) ölçütlerine göre tanı koyması istendi. Gerçekleştirilen bin 902 tanı değerlendirmesinin sonuçları, doktorların aynı vakaya aynı tanıyı koyma oranının yalnızca yüzde 55 olduğunu gösterdi.
Kopenhag Üniversitesinden Psikiyatri profesörü ve danışman psikiyatrist Julie Nordgaard, bu durumun psikiyatristlerin işlerini kötü yaptığı anlamına gelmediğini, asıl sorunun tanı sistemleri bulunmasına rağmen doktorların belirtileri nasıl yorumladıkları ve hangi belirtileri daha önemli gördükleri konusunda fikir ayrılığı yaşamalarından kaynaklandığını belirtti. Bu fikir ayrılıklarının, hastaların zaman içerisinde değişen tanılar ve tedaviler almasına yol açabileceği ifade edildi.
Şizofreni vakalarında doğruluk payı daha az
Araştırmada en belirgin görüş ayrılıklarının şizofreni spektrumundaki bozuklukları konu alan vakalarda görüldüğü aktarıldı. Şizofreni tanısı için hazırlanan üç vakada doğru tanıyla örtüşme oranlarının yüzde 37, 43 ve 54 olduğu hesaplandı. Ayrıca, bipolar bozukluk vakalarında bu oranın yüzde 94, depresif bozukluk vakalarında yüzde 88 ve obsesif kompulsif bozukluk (OKB) vakalarında yüzde 92 olduğu görüldü.
Makalenin başyazarı Mateo Boberg, şizofreni ile şizotipal bozukluk arasında değerlendirilebilecek vakalarda görüş ayrılıklarının belirgin şekilde daha yüksek olduğunu belirtti. Bu vkaların çoğunda katılımcılar arasındaki tanı uyumunun yüzde 50’nin altında kaldığı aktarıldı. Bunun nedenlerinden birinin psikiyatrik bozukluklar arasındaki belirtilerin benzerliği olabileceğini söyleyen Boberg, takıntılı düşüncelerin hem obsesif kompulsif bozukluklarda hem de şizofenide görülebileceğini ekledi.
Tanı belirsizlikleri bilimsel araştırmaları da etkiliyor
Araştırmacılara göre tanılar arasındaki farklılıklar yalnızca hastalar açısından sorun oluşturmuyor, aynı zamanda bilimsel çalışmaların da güvenilirliğini tehdit edebiliyor. Profesör Mads Gram Henriksen, bir araştırmaya kişilik bozukluğu tanısıyla alınan katılımcıların aslında farklı bir hastalıkla baş ettiği durumlarda, tedavinin hangi hastalık üzerindeki etkisinin incelendiğinin belirsizleşeceğini, araştırmanın sonucunu farklı yönde etkileyebileceğini ifade etti.
Araştırmacılar, psikiyatri alanındaki ilerlemenin sınırlı kalmasının nedenlerinden birinin, ruhsal bozuklukların ne olduğu ve birbirlerinden nasıl ayrılacağı konusunda daha net ve ortak bir anlayışın bulunmaması olduğunu düşünüyor. Gelecekte tanı farklılıklarının daha iyi anlaşılmasına ve klinik uygulamalarda tanı güvenilirliğini artıracak önemlerin alınması gerektiği vurgulandı.
Kaynak: Frontiers

