ÖZEL HABER- Geleneksel kanser tedavileri (kemoterapi ve radyasyon) doğrudan kanserli hücreyi yok etmeye odaklanırken; modern tıp, odağını vücudun kendi savunma mekanizmasına çeviriyor. “Akıllı hücre terapisi” olarak adlandırılan CAR-T yöntemi, hastanın kendi bağışıklık hücrelerini laboratuvar ortamında eğiterek onları birer “kanser avcısına” dönüştürüyor. ABD-Seattle’da biyoteknoloji şirketi çatısı altında çalışmalarını yürüten virolog Dr. Semih Tareen, bu teknolojinin bilimsel temellerini, Türkiye’deki potansiyelini ve dünya standartlarındaki uygulama süreçlerini 2N News’e anlattı.
Hücre terapisi, kanser gibi hastalıklarda tamamen farklı bir bakış açısı sunuyor. Geçmişte kanseri yok etmek için radyasyon ve kemoterapi gibi unsurlar kullanılırken, günümüzde immünoterapi ile bağışıklık sistemi merkeze alınıyor.
Dr. Tareen, bu süreci şu sözlerle açıklıyor: “Geçmişte kanser tedavisinde kanseri yok etmek için radyasyon, kemoterapi gibi unsurlar kullanılıyordu. Hücre terapisi ve özellikle immünoterapi dediğimiz yani bağışıklığı kullanarak yapılan tedavilerdeki bakış açısı tamamen farklı. Tedavi odağı bağışıklık sistemi üzerine ve özellikle akıllı hücre terapisinde hastanın kendi hücreleri kanseri tanıyacak ve kanseri yok edecek halde eğitiliyor.”
Bu eğitim süreci genetik mühendisliği aracılığıyla gerçekleştiriliyor. Virüsler, birer “gen nakli aracı” olarak kilit rol oynuyor. Bir virolog olarak bu alanda özelleştiğini belirten uzman isim, “Virüsler gen nakli için çok kolay araçlar. Genetik olarak hastanın bağışıklık hücrelerini virüsler aracılığıyla eğitiyoruz. Bu şekilde hücreler, kanseri tanıyıp yok edecek hale geliyor” diyerek yöntemin teknik boyutuna dikkat çekiyor.
Hedefte T ve NK hücreleri var
Bağışıklık sistemimiz milyonlarca molekül ve hücreden oluşsa da, akıllı hücre teknolojisi özellikle T hücreleri (akyuvar cinsleri) üzerine yoğunlaşıyor. Dr. Semih Tareen, “Neden T hücreleri?” sorusunu şöyle yanıtlıyor:
“Çünkü T hücreleri virüslerle enfekte olmuş hücreleri ve kanseri yok edebiliyorlar. Onları eğittiğimiz zaman kanseri yok edecek hale getirebiliyoruz. Bunun dışında NK (Natural Killer – Doğal Öldürücü) hücreleri de var. Onlar da eğitilebiliyor fakat o daha yeni bir alan. Mevcut hedef ağırlıklı olarak T hücreleri.”

CAR-T tedavisi şu an için özellikle kan kanserlerinde (lösemi ve lenfoma) büyük başarı gösterse de, organlara yerleşmiş “solid” tümörlerde aynı başarıya henüz ulaşılamadı. Tareen, bunun temel sebebinin “erişim problemi” olduğunu vurgulayarak, “Kana erişmek çok daha kolaydır. Ancak içimizdeki organların bir yerine yerleşmiş veya orada oluşmuş bir tümöre erişmek daha zor. Temel bilimsel engel bu.” diyor.
Öte yandan, hücre tedavisinin yan etkileri de merak ediliyor. Dr. Semih Tareen, ciddi yan etkileri olabileceğine dikkat çekerek “sitokin fırtınası” olarak adlandırılan duruma karşı uyarıyor:
“Hücre tedavisi kolay bir tedavi değil. Çünkü hastanın bağışıklık hücresini eğitiyorsunuz ve bir kansere karşı saldırmasını söylüyorsunuz ve saldırırken o hücre bir sürü molekül salgılayarak kanseri yeniyor ve bu salgılanan moleküllere biz genel olarak ‘sitokin’ diyoruz. Sitokin bir hararete yol açıyor ve daha doğrusu bilimsel ismi ile ‘sitokin fırtınası’na.
Sitokin fırtınasının yan etkileri çok ciddi olabilir hatta ölümle de sonuçlanabilir. Bu yüzden CAR-T gibi akıllı hücre tedavisi alan hastaların hastanede, muayenehane altında hatta gerekirse yoğun bakım ünitesine ulaşacak şekilde tedavi olması gerekiyor. Bunun için sadece tedaviyi geliştirmek yeterli değil. Hastanedeki yoğun bakım doktorlarıyla ve özellikle nörologlarla çalışmak gerekiyor. Neden nörologlar, çünkü bu tedavinin yan etkilerinden bir tanesi sitokin sonucu oluşan beyin hasarı olabiliyor. İyi haber şu ki bunların hepsi hastane şartları altında kontrol edilebilir. Sitokinleri yavaşlatan, durduran başka moleküller kullanılabiliyor. Yani sadece teknolojiyi geliştirmek yeterli değil. Bilim insanlarının hastanelerdeki hekimlerle beraber bir ortaklık çatısı altında hücre tedavisini oluşturmak, hastaya vermek ve bu yan etkilerin takibini ve idaresini yapabilmek önemli olacak.”
Türkiye için CAR-T teknolojisine yatırım vurgusu
Dünyada yaklaşık 10 yıldır onaylı olarak uygulanan bu tedavilerin Türkiye’deki durumu hakkında konuşan Tareen, laboratuvar ve fiziksel altyapı konusunda ülkemizde bir eksikliğin olmadığını ancak en büyük engelin “yatırım” olduğunu düşünüyor.

Bir süredir Türkiye’de olduğunu belirten Tareen, “Normalde Amerika’da yaşıyorum ama Türkiye’de laboratuvarları ziyaret ettim ve altyapı var. Yani bu ne demek, işte binalar kuruluyor ve laboratuvar aletleri satın alınıyor; bunlar var. İnsan kaynakları konusunda, var ama tabii ki deneyim yok. Hücre terapisi gibi yeni alanlarda personelin deneyimli olması çok önemli. Deneyim eğitim ile sağlanabilir. O yüzden insan kaynakları bir engel ama o çözülebilir bir engel.” dedi.
Devamında Tareen, asıl engelin yatırım eksikliği olduğunu ileri sürdü. Dr. Semih Tareen, devlet desteğinin yerinde bir adım olduğunu fakat özel sermayelerden de yatırımın gerektiğini vurgulayarak yatırımcılara seslendi:
“CAR-T tedavisini Türkiye’ye getirmeye çalışırken karşılaştığım en büyük engel yatırım. Mesela üniversitelerde CAR-T yapıyoruz diyorlar ama CAR-T üzerine bir laboratuvar açmak, bir hasta, on hasta üzerinde deney yapmak bunlar artık yeterli değil dünya standartlarında. Çünkü bunlar bir hap değil, biyolojik tedaviler. Bu nedenle bunların üretimi ve hastaya ulaşması pahalı. Pahalı olduğu için yatırım gerektiriyor. Yatırımlar genellikle devlet yatırımları (TÜBİTAK vb. gibi) ancak yetersiz kalıyorlar. Örneğin Amerika’da bizim ilk startup şirketimiz en az 50 milyon dolar yatırımla kuruldu. Ondan sonraki startup şirketleri de en az yarım milyar dolar yatırımlarla kuruluyorlar.
Anladığım kadarıyla Türkiye’de yatırımcılar biyoteknolojiye çok alışık değil. Bu biraz güvenle ilgili, risk almak durumuyla ilgili. Yatırımcılara sesleniyorum; biyoteknoloji startuplarına ve biyoteknoloji yatırımlarına eğer yatırım yapılırsa ve birlik olunursa o zaman büyük bir engeli aşmış oluruz.”
Breyanzi ve diyabet tedavisi
Dr. Semih Tareen, ekibiyle birlikte geliştirdikleri ve 2021 yılında onay alan “Breyanzi” (Lisocabtagene Maraleucel) isimli ilacın şu an Amerika ve Avrupa’da hastalara umut olduğunu belirtti.
2014 yılında 30 kişiyle başladıkları Juno Therapeutics girişiminin yatırımlar sayesinde bin kişilik dev bir şirkete dönüştüğünü anlatan Tareen, çalışmalarının sadece kanserle sınırlı olmadığını belirterek sözlerini noktaladı:
“Bazı lösemi ve lenfoma kanserlerine karşı bir hücre tedavisi geliştirmek üzerine çalışıyorduk ve bu çalışmalar nihayet 2021 senesinde onaylandı ve artık hastalara veriliyor. Bu ilacın jenerik ismi Dünya Sağlık Örgütü tarafından veriliyor, o da “lisocabtagene maraleucel”. Marka ismi de ‘Breyanzi’ olarak verildi.”
Kaynak: 2N News

