Ana SayfaYaşamÇevreKonya'daki obruklar somut örnek: Küresel su iflası çağı başladı

Konya’daki obruklar somut örnek: Küresel su iflası çağı başladı

Birleşmiş Milletler Üniversitesinin (UNU) yeni raporu, dünyanın kronik yeraltı suyu tükenmesi, aşırı su kullanımı, toprak bozulması, ormansızlaşma ve kirlilik gibi sorunlarla birlikte, küresel ısınmanın etkisi altında “küresel su iflası” (global water bankruptcy) çağının başladığını ilan ediyor. 

“Küresel Su İflası: Kriz Sonrası Dönemde Hidrolojik İmkanlarımızın Ötesinde Yaşamak” başlıklı rapor, “su stresi” ve “su krizi” gibi yaygın terimlerin bugün birçok yerde gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Çünkü doğal su sermayesinin geri dönüşü olmayan kayıplar yaşadığı ve eski dengelere dönmenin mümkün olmadığı vurgulanıyor. Artık, kriz-sonrası bir dönemin yaşandığı ileri sürülüyor. 

Raporun başyazarı, BM Üniversitesi Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü (UNU-INWEH) Direktörü Kaveh Madani, “Bu rapor rahatsız edici bir gerçeği söylüyor; pek çok bölge hidrolojik imkanlarının ötesinde yaşıyor ve birçok kritik su sistemi şimdiden iflas etmiş durumda.” dedi. diyor.

Konya Ovası’ndaki dev obruklar

Raporda, Konya Ovası küresel su iflasının somut örnekleri arasında yer aldı. Kontrolsüz yeraltı suyu kullanımı (aşırı kullanım), iklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle Konya Ovası’nda ortaya çıkan 700’e yakın obruğun su iflasının görünür örneklerinden olduğu bildirildi. Obruklar, yer altında zamanla çözünen kireç taşlarının boşluk oluşturması ve zeminin çökmesiyle meydana geliyor. 10 Eylül 2023’te Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre, Konya Kapalı Havzası’nda yer altı ve yüzey suyunun yüzde 80’inden fazlası tarımda kullanılıyor.

Raporda, finansal terimlerle ifade edildiğinde, birçok toplumun nehirlerden, topraklardan ve kar örtüsünden elde ettiği yıllık yenilenebilir su “gelirini” aşırı harcamakla kalmayıp, yeraltı sularında, buzullarda, sulak alanlarda ve diğer doğal rezervuarlarda bulunan uzun vadeli “tasarrufları” da tükettiği belirtiliyor. Bunun sonucunda sıkışmış akiferler, deltalar ve kıyı kentlerinde çöken araziler, yok olan göller ve sulak alanlar ile geri dönülmez biçimde kaybedilmiş biyolojik çeşitlilik gibi sonuçlar ortaya çıktı.

Konya Ovası’nda iklim değişikliği, kuraklık ve kontrolsüz yer altı su kullanımıyla ortaya çıkan obruklar. (AA)

UNU raporu, Water Resources Management dergisinde yayımlanan, hakemli bir bilimsel çalışmaya dayanıyor. Bu çalışma, su iflasını şu şekilde tanımlıyor: Yenilenebilir girişler ve güvenli tükenme seviyelerine kıyasla yüzey ve yeraltı sularından sürekli aşırı çekim yapılması. Bunun sonucunda suyla ilişkili doğal sermayenin geri döndürülemez ya da aşırı maliyetli biçimde kaybedilmesi.

Buna karşılık; “su stresi”, geri döndürülebilir kalan yüksek baskıyı ifade ederken, “su krizi”, aşılabilen ani şokları tanımlıyor. 

Rapor, Birleşik Arap Emirlikleri ve Senegal’in 2–4 Aralık’ta BAE’de birlikte ev sahipliği yapacağı 2026 BM Su Konferansı’na hazırlık amacıyla Senegal’in Dakar kentinde (26–27 Ocak) düzenlenecek üst düzey toplantı öncesinde yayımlandı.

Madani, her havza ve ülkenin su kıtlığıyla karşı karşıya olmadığını belirtmekle birlikte, “Dünya genelinde yeterince kritik sistem bu eşikleri aşmış durumda. Bu sistemler ticaret, göç, iklim geri bildirimi ve jeopolitik bağımlılıklar yoluyla birbirine bağlı olduğundan, küresel risk ortamı artık temelden değişti.” diyor.

Ne yapılabilir? 

Raporun başyazarı Madani’ye göre suyu korumak, yalnızca suyun kendisini değil onu üreten doğal sistemleri ve iklimi korumayı gerektiriyor. Su, ideolojik ve coğrafi sınırları aşan ortak bir mesele olarak ülkeler arasında güven ve iş birliği için bir köprü olabilir. 

Suya yapılan yatırımlar, iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve çölleşmeyle mücadeleyi birlikte güçlendiren stratejik bir araç. Bu nedenle suya yeniden küresel ölçekte odaklanmak, hem tıkanmış uluslararası süreçleri canlandırabilir hem de acil yerel ihtiyaçlarla uzun vadeli küresel hedefleri aynı zeminde buluşturabilir.

Farklı ülkelerin suyla ilgili zorluklara karşı temel kırılganlık düzeyi.

Peki, en büyük tehdit hangi bölgelerde? Orta Doğu ve Kuzey Afrika; yüksek su stresi, iklim kırılganlığı, düşük tarımsal verimlilik ve kum/toz fırtınaları gibi nedenlerle risk altında. Güney Asya’nın bazı bölgeleri, yeraltı suyuna bağımlı tarım ve kentleşme gibi nedenlerle su iflasıyla karşı karşıya. ABD’nin Güneybatısı’nda Colorado Nehri ve rezervuarları ise listede. 

Dünya bir eşikte mi? 

Küresel veri setleri ve son bilimsel kanıtlara dayanan rapor, ezici çoğunluğu insan kaynaklı olan eğilimlere ilişkin çarpıcı istatistikler sunuyor:

  • Yüzde 50: 1990’ların başından bu yana su kaybeden büyük göllerin oranı (insanlığın yüzde 25’i bu göllere doğrudan bağımlı).
  • Yüzde 50: Küresel evsel suyun yeraltı sularından sağlanan payı.
  • Yüzde 40+: Sürekli olarak tükenen akiferlerden çekilen sulama suyu oranı.
  • Yüzde 70: Uzun vadeli düşüş gösteren büyük akiferler.
  • 410 milyon hektar: Son 50 yılda yok edilen doğal sulak alanlar (yaklaşık AB’nin tamamı büyüklüğünde).
  • Yüzde 30+: 1970’ten bu yana kaybedilen küresel buzul kütlesi; düşük ve orta enlemlerdeki birçok dağ silsilesinin önümüzdeki on yıllarda işlevsel buzullarını tamamen kaybetmesi bekleniyor.
  • 50+ yıl: Birçok nehir havzası ve akiferin hesaplarını fazla çekimle sürdürdüğü süre.
  • 100 milyon hektar: Yalnızca tuzlanma nedeniyle zarar görmüş tarım alanı.

Ayrıca, yılın bazı dönemlerinde denize ulaşamayan onlarca büyük nehir olduğu açıklandı. 

İnsani sonuçlar açısından korkunç senaryo

Su güvensizliği ya da kritik su güvensizliği sınıfındaki ülkelerde yaşayan insan oranının yüzde 75; zemini çöken alanlarda yaşayan insan sayısının 2 milyar; bazı kentlerde gözlenen yıllık zemin düşüşünün 25 cm; her yıl en az bir ay ciddi su kıtlığı yaşayan insan sayısının 4 milyar; yüksek ya da çok yüksek su stresi altındaki sulanan tarım alanı (Fransa, İspanya, Almanya ve İtalya’nın toplamı kadar) büyüklüğünün 170 milyon hektar; kaybedilen sulak alan ekosistem hizmetlerinin yıllık değerinin ise 5,1 trilyon ABD dolar olduğu açıklandı. 

(Freepik)

Ayrıca, toplam su depolaması azalan ya da istikrarsız bölgelerde yaşayan insan sayısının 3 milyar olduğu belirtildi; üstelik, küresel gıdanın yüzde 50’den fazlası bu stresli bölgelerde üretiliyor.

2022–2023’te kuraklık koşulları altında yaşayan insan sayısı 1,8 milyarken, kuraklığın mevcut yıllık küresel maliyeti 307 milyar ABD dolarını buluyor. 

Güvenli yönetilen içme suyuna erişimi olmayan insan sayısı 2,2 milyar, güvenli satinasyondan yoksun insan sayısı da 3,5 milyar olarak bildirildi. 

Su iflası küresel bir sorun

Madani’ye göre su iflası yalnızca yerel bir sorun değil, tarım ve gıda sistemlerinin küresel olarak birbirine bağlı olması nedeniyle sınırları aşan ortak bir risk. Bir bölgede yaşanan su kıtlığı, dünya piyasalarını, siyasi istikrarı ve küresel gıda güvenliğini etkiler; bu yüzden mesele tek tek krizlerle değil, küresel ölçekte “iflas yönetimi” anlayışıyla ele alınmalı. 

Su iflasını yönetmek için hükümetlerin önceliği; geri dönülmez çevresel tahribatı durdurmak, azalan su kapasitesine uygun yeni bir denge kurmak ve etkilenen topluluklar için adil geçişler sağlamak olmalı. Bunun yanında tarım, sanayi ve kentlerde suyu yoğun kullanan sistemler dönüştürülmeli; süreci izleyen ve değişen koşullara sürekli uyum sağlayabilen güçlü kurumlar oluşturulmalı.

Rapor, su iflasını teknik bir çevre sorununun ötesinde, yükü kırılgan kesimlere binen ve adaletsizlik üreten siyasi–toplumsal bir mesele olarak tanımlıyor. Adil yönetilmediği takdirde su iflası, çatışma, yerinden edilme ve istikrarsızlığı derinleştiriyor. Bu nedenle yaklaşan BM Su Konferansları ve 2030 hedefleri, küresel ölçekte adil ve dönüştürücü bir su politikasına geçiş için kritik bir fırsat olarak görülüyor.

Kaynak: UNU-INWEH

Son İçerikler