“Sakla samanı, gelir zamanı” diyen bir kültürden geliyoruz. Bugün telefonun bataryasına, otomobilin beynine, traktörün yazılımına tam erişemiyoruz. 31 Temmuz’da AB ülkelerinde uygulanmaya başlanacak tamir hakkı, mülkiyeti süreli kullanımdan gerçek sahipliğe taşıyabilir.
Bir zamanlar evlerde düğme kutuları olurdu. Kullanılmış çiviler düzeltilir, saklanırdı. Vidalar atılmazdı. Dikiş makineleri çeyizdendi, çoğu evde olurdu. Sökülen dikilirdi, delinen yamanırdı, kullanılamayan yer bezi olurdu.
Eski sadece eski değildi. Zor günlerin anımsatıcısı, geleceğin ihtiyatıydı. “Eskisi olmayanın yenisi olmaz” diyen bir kültürden geliyoruz. “Eski diye atma kürkünü; gerek olur bürünürsün bir günü” diye uyaran bir hafızamız var.
Avuç dolusu para verdiğimiz telefonun bataryasına bile çoğu zaman dokunamıyoruz. Araba bizim ama beyni ve verisi değil. Traktör bizim ama yazılımı değil. Laptoplar bizim ama bazı modellerde parça değiştirmek bile üreticinin çizdiği sınıra dayanıyor.
Tamir hakkı, “bozulmuş ürünü ucuza yaptırmak” anlamına gelmiyor.
Yedek parçaya, onarım kılavuzuna, teşhis yazılımına ve bağımsız servise erişebiliyor muyuz? Bir ürünü satın aldığımızda onu gerçekten alıyor muyuz, yoksa üreticinin izin verdiği süre ve koşullarda kullanma hakkı mı ediniyoruz?
Avrupa Birliği, bu sorulara yeni bir hukuki zemin açıyor. Onarım kurallarını güçlendiren düzenleme 13 Haziran 2024’te kabul edildi, 30 Temmuz 2024’te yürürlüğe girdi. Üye ülkeler, 31 Temmuz 2026’dan itibaren düzenlemeyi uygulamak zorunda olacak. Düzenleme, ürünlerin daha uzun kullanılmasını, tüketicinin hemen yenisini almaya zorlanmamasını ve tamirin daha erişilebilir hale gelmesini hedefliyor.
Bugünün bize, “Satın al, kullan, bozulunca yenisini al. Açma, kurcalama, tamir etme, ettirme” deniyor.
Dünyanın en büyük tarım makinesi üreticilerinden John Deere, traktör, biçerdöver ve büyük tarım ekipmanları satıyor. Çiftçiler yıllardır şunu söylüyor: “Makineyi satın alıyoruz ama tamir için yine şirkete bağımlı kalıyoruz.”
Modern traktörler sadece motor, tekerlek ve hidrolik sistem değil. İçinde yazılım, sensör, arıza kodu ve teşhis sistemi var. Bozulduğunda sorunun nerede olduğunu anlamak için dijital erişim gerekiyor.
ABD Federal Ticaret Komisyonu, 2025’te Deere’e dava açtı. Kuruma göre Deere’in uygulamaları çiftçilerin ve bağımsız tamircilerin ekipmanları onarma imkanını sınırlıyor; çiftçileri yetkili bayi ağına yönlendiriyor, maliyeti artırıyor ve bekleme süresini uzatıyor. Deere ayrıca 2022’de açılan ayrı bir toplu davada, yanlış yaptığını kabul etmeden, çiftçilerle 99 milyon dolarlık uzlaşmayı kabul etti.
Otomobilde de sürekli aynı duvara tosluyoruz. Eskiden iyi bir usta kaputu açar, motor sesini dinler, tamire başlardı.
Bugün modern otomobil yalnızca mekanik bir makine değil. Fren, hava yastığı, şanzıman, batarya, motor yönetimi, sensörler ve bağlantılı servisler veri üretiyor. Arıza bazen kaputun altında değil, yazılımda görünüyor.
Bu veri kime ait? Aracın sahibine mi, yetkili servise mi, bağımsız tamirciye mi, üreticiye mi?
Massachusetts, 2012’de otomotiv tamir hakkı yasasını çıkardı. 2020’de bunu uzaktan veri ileten araçlara göre güncelledi. Güncelleme, 2022 model yılı ve sonrası için araç sahibinin mekanik veriye erişimini ve bu veriyi dilediği bağımsız servise açabilmesini öngörüyor.
Türkiye’de otomobil almak zor, bakım yaptırmak daha da zor. Parça pahalı, işçilik pahalı, döviz etkisi güçlü. Aracını kime götüreceğine kendin karar vermek isteyebilirsin. Bunun için de veriye erişmen gerekir.
Güvenlik elbette önemli. Fren sistemi, hava yastığı, batarya, direksiyon yazılımı ve siber güvenlik ciddi alanlar. Standart, denetim ve yetkinlik gerekir. Ama güvenlik gerekçesi, tüketiciyi tek servis ağına mahkum eden bir duvara dönüşmemeli.
Türkiye’de ücretsiz onarım dahil tüketici hakları var. Üretici ve ithalatçılar, belirlenen kullanım ömrü boyunca bakım ve onarım hizmeti sağlamak zorunda.
Yine de…
Ürün baştan tamir edilebilir mi tasarlanıyor? Parçası bulunabiliyor mu? Bağımsız servis bilgiye ulaşabiliyor mu? Yazılım ürünü kilitliyor mu?
Araştırmalar, insanların çoğu zaman tamir etmek istemediği için değil, tamir edemediği için yenisini aldığını gösteriyor. Bilgi eksikliği, parça bulma güçlüğü, yüksek maliyet, güven sorunu ve tasarım engelleri tamiri zorlaştırıyor. Cihazlar daha kısa ömürlü oluyor, küçük servisler dışarıda kalıyor, elektronik atık büyüyor.
Küresel E-Waste Monitor 2024’e göre dünyada 2022’de 62 milyon ton elektronik atık oluştu. Bunun sadece yüzde 22,3’ü belgelenmiş biçimde toplanıp geri dönüştürüldü.
Tamir hakkı yalnızca tüketici hakkı değil. Ekonomi, çevre, mülkiyet ve bir anlamda teknolojik bağımsızlık meselesi.
Her şeyi üretemeyebiliriz ama kullandığımız ürünleri daha uzun yaşatacak bir bakım ekosistemi kurabiliriz.
Bağımsızlık, bazen bir telefon bataryasını değiştirebilmek, bir otomobilin arıza verisine erişebilmek, bir traktörü hasat zamanı servise mahkum etmeden çalıştırabilmek.
Bir ürünü satın aldığımızda ne satın alıyoruz?
Ürünü mü, yazılım lisansını mı, servis bağımlılığını mı, süreli kullanım hakkını mı?
Tamir edemediğimiz şey bizim midir?
Satın aldığımız şeyleri onaramıyorsak kaybettiğimiz sadece para olmuyor.
Bir parça özgürlük de kaybediyoruz.
Kaynaklar:
https://commission.europa.eu/law/law-topic/consumer-protection-law/directive-repair-goods_en
https://malegislature.gov/Laws/SessionLaws/Acts/2020/Chapter386
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0959652623038635
https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0921344924002416
https://www.ijdesign.org/index.php/IJDesign/article/view/4829
https://www.itu.int/en/ITU-D/Environment/Pages/Publications/The-Global-E-waste-Monitor-2024.aspx

