Golden Burden of Disease’den araştırmacılar anoreksiya ve bulimia vakalarının 2050 yılına kadar 22 milyona ulaşabileceğini öngörüyor. Özellikle sosyal medya aracılığıyla çok hızlı değişen güzellik algısı, anoreksiya ve bulimia gibi yeme bozukluklarının artışındaki en büyük etken olabilir. “Skinny girl dinner”, “thinspiration” gibi sosyal medyada trend akımlar dünya çapında milyonlarca insanı ve genci kısıtlayıcı beslenme alışkanlıklarına ve ince kalmaya odaklı bir yaşam tarzına teşvik ediyor.
Son zamanlarda artış gösteren ince kalma arzusu, Tip 2 diyabet ve obezite tedavisinde çığır açan ancak yeme bozukluğu yaşayan kişiler tarafından sıklıkla kötüye kullanılan GLP-1 ilaçlarının yani yaygın ismiyle “zayıflama iğnesi”nin yanlış kullanılmasına da sebep oluyor.
Anoreksiya nervoza hastaları genellikle kilo almaktan korkma hali sergiliyorlar ve öğünlerini aşırı derecede azaltıyorlar. Hatta bazen tehlikeli derecede kilo kaybına neden olacak şekilde kendilerini aç bırakıyorlar. Bulimia nervoza ise farklı bir seyir izliyor; hastalar aşırı yeme ve ardından kusma durumu sergiliyor ve kilo alınımını engellemeye çalışarak kendilerini bir döngüye hapsediyorlar.
Yemek bozuklukları geçici bir dönem veya kişinin seçmiş olduğu bir yeme düzeni olarak dikkate alınmıyor fakat bunun hem yanlış hem de tehlikeli olduğu belirtiliyor. Üstelik genetik ve çevresel faktörlerin bir karışımından kaynaklanan bu tür rahatsızlıklar, ergen ve genç yetişkinler için daha savunmasız durumda.
Yeme bozuklukları, ruh sağlığı sorunlarının önde gelen nedenleri arasında yer alıyor. Fiziksel sağlık ve sosyal yaşam üzerinde olumsuz etkileri ve geniş kapsamlı sonuçlarına rağmen bu bozuklukların dağılımı, yaygınlığı ve uzun vadeli eğilimleri ile ilgili çok az çalışma mevcut.
33 yılda anoreksiya ve bulimia vakaları yüzde 71 arttı
Global Burden of Disease (GBD) 2023 Çalışması kapsamında araştırmacılar, 1990’dan 2023’e kadar olan küresel sağlık verilerini analiz ederek kaç kişinin anoreksiya veya bulimia hastalığına sahip olduğunu, yaş ve cinsiyete göre kimlerin daha çok etkilendiğini, bu rahatsızlıkların genel sağlık kaybına veya engellilik yükünü ne ölçüde etkilediğini ve bu sayıların 2050 yılına kadar artışının ne durumda olacağını inceledi.
204 ülke ve bölgeden elde edilen veriler, 1990 ile 2023 yılları arasında anoreksiya ve bulimia yaşayan toplam insan sayısının yüzde 71 arttığını ortaya koydu. En yüksek oranlar, özellikle Avustralya ve Batı Avrupa olmak üzere yüksek gelirli bölgelerde görüldü. Üstelik vakaların orantısız şekilde daha yüksek bir payını kadınlar oluşturuyor. Kadınlar yüzde 69 orana sahipken erkekler yüzde 39 orana sahip. Araştırmacılar vaka sayısının 2050 yılına kadar yaklaşık 21,8 milyona yükseleceğini tahmin ediyor.
Yeme bozukluklarının küresel yükünü ortaya koymak isteyen araştırmacılar, mevcut çalışmalardan nüfus araştırmalarından ve merkezi GBD veri tabanından alınan resmi ölüm nedenleri kayıtlarından yararlanılarak anoreksiya ve bulimianın sebep olduğu ölümler takip edildi. Ayrıca pandemi öncesi verileri ve nüfus projeksiyonlarından da yararlanıldı.
Bulimia 2023 yılında tahmini 14,2 milyon insanı etkilerken anoreksiya yaşayanların sayısı 3,92 milyondu. Ayrıca hayattan kaybedilen toplam yılı ifade eden, hem erken ölümlerin hem de hastalıkla geçen yılların birleştirildiği DALY puanlarına göre anoreksiya ve bulimia 2023 yılında insanları tahmini 3,83 milyon yıl sağlıklı yaşamdan mahrum bıraktı.
Yaş oranlarına bakıldığında bu rahatsızlıklardan anoreksiya 15-19 yaş arası ergenlerde en yüksek seviyeye ulaşırken bulimia en çok 30 yaş ve üstü kişilerde yaygındı. Ülke bazlı bakıldığında Avustralya ve Batı Avrupa gibi yüksek gelirli bölgelerde kişi başına en yüksek oranlar kaydedildi. Bununla beraber 1990 ile 2023 yılları arasında en yüksek artışın görüldüğü bölgeler yüzde 61,5 oranla Doğu Asya, ve yüzde 48,5 oranla Güney Asya oldu. En düşük oran ise Sahra Altı Afrika’da gözlemlendi.
Sosyal medya ile yayılımın daha da hızlandığı ve özellikle genç ve yetişkin kadınların mağdur olduğu anoreksiya ve bulimia gibi rahatsızlıklar, bu rakamlarla beraber neden daha erken teşhis edilmesi gerektiğini, daha yakından takip edilme gerekliliğini ve ruh sağlığını iyileştirmenin önemli olduğunu kanıtlıyor.
Araştırmacılar özellikle düşük-orta gelirli ülkelerde ve yeme bozuklukları genellikle tespit edilemeyen erkeklerde daha fazla çalışma yapılması çağrısında bulunuyor.
Kaynak: JAMA Psychiatry

