Ana SayfaYaşamKültürYabancı dilde özür dilemek neden daha zor? 

Yabancı dilde özür dilemek neden daha zor? 

Özür dilemek, sadece bir hatayı kabul etmekten ibaret değil; kişinin sorumluluk, etik, toplumsal ve ahlaki normlar konusundaki anlayışını, hatta karşısındakiyle kurduğu ilişkiyi de ortaya koyar. Bu unsurlar kültürden kültüre büyük farklılıklar gösterir. Yeni bir araştırmaya göre, yabancı dilde konuşmak, özür dilerken hissedilen suçluluk ve utanç gibi duyguları doğrudan etkileyebiliyor. Ancak özür dileme eylemi son derece karmaşık bir iletişim biçimi olduğundan, yalnızca kullanılan kelimelerle değil, çok daha fazla etkenle şekilleniyor. Aynı kültür içinde bile insanlar duruma göre farklı şekillerde özür diliyor; örneğin bir öğrencinin hocasından ödev teslim tarihini kaçırdığı için özür dilerken sadece “özür dilerim” demesi yetmiyor, hatayı kabul etmesi, sorumluluk alması ve öğretmen-öğrenci ilişkisine uygun saygılı bir dil kullanması gerekiyor.

Araştırmacılar, suçluluk ve utanç duygularının birbirinden farklı işlediğine dikkat çekiyor. Suçluluk “yanlış bir şey yaptım” duygusunu taşırken, utanç “bende bir sorun var” algısına denk geliyor. Bu fark önemli, çünkü suçluluk genellikle kişiyi zararı onarmaya, özür dilemeye ya da telafi etmeye yöneltirken, utanç tam tersine geri çekilme, durumdan kaçınma ya da sessiz kalma eğilimi doğurabiliyor. Kültür de bu noktada devreye giriyor: Bireyci kültürlerde (örneğin Avrupa ve ABD gibi bazı Batı toplumlarında) suçluluk duygusu daha baskınken, toplulukçu kültürlerde (Doğu Asya toplumları gibi) grup uyumu ve toplumsal değerlendirme öne çıktığından utanç duygusu daha ağır basıyor.

115 katılımcıyla 3 bin özür ifadesi

Araştırmacılar, ana dili Korece olup İspanyolca öğrenen ve ana dili İspanyolca olup Korece öğrenen 115 katılımcıyla bir çalışma yürüttü. Katılımcılar, üniversite hayatından alınan (ders arkadaşından ödünç aldığı kitabı kaybetmek, bir dersi kaçırmak, başka bir öğrencinin sözünü kesmek gibi) on iki farklı özür gerektiren senaryoyu, ya ana dillerinde ya da ikinci dillerinde yanıtladı. Senaryolar, toplumsal güç ve mesafe bakımından çeşitlilik gösteriyordu; kimi zaman yakın bir sınıf arkadaşına, kimi zaman ise bir hocaya veya üst konumdaki birine özür dilenmesi isteniyordu. Katılımcılar her yanıttan sonra ne kadar suçluluk ve utanç hissedeceklerini puanladı. Toplamda yaklaşık 3 bin özür ifadesi incelendi.

Sonuçlar, Korece ve İspanyolca konuşanların sorumluluğu çok farklı şekillerde dile getirdiğini gösterdi. Korece konuşanlar genellikle “hata bendeydi” gibi doğrudan ifadelerle, zaman zaman oldukça kendini eleştiren bir dille sorumluluğu üstleniyordu. İspanyolca konuşanlar ise sorumluluğu daha yumuşatarak ifade etme eğilimindeydi; olan biteni açıklıyor, kastın olmadığını vurguluyor ya da “unuttum” anlamına gelen kişisiz kalıplar kullanıyorlardı. Araştırmacılara göre bu durum bir grubun diğerinden daha samimi ya da daha az özür diler olduğu anlamına gelmiyor; sadece kültürlerin toplumsal ilişkileri farklı biçimlerde onardığını gösteriyor: İspanyolcada bu açıklama ve müzakere yoluyla, Korecede ise özellikle toplumsal güç farkı söz konusu olduğunda daha net bir hata kabulü yoluyla gerçekleşiyor.

Araştırma, yabancı dilde konuşmanın duygusal bir mesafe yarattığı yönündeki yaygın görüşü de kısmen sorguluyor. Çocuklukta değil de daha çok sınıf ortamında öğrenilen kelimelerin duygusal açıdan daha “hafif” hissedildiği düşünülür ancak katılımcılar ikinci dillerinde genel olarak daha az suçluluk ya da utanç hissetmediler, her iki dilde de güçlü ahlaki duygular yaşayabildiler. Fark, toplumsal güç unsuru devreye girdiğinde ortaya çıktı: Katılımcılar bir hocaya ya da üst konumda birine özür dilerken suçluluk ve utancı ana dillerinde daha yoğun biçimde ifade ettiler. Bu da otorite, sorumluluk ve toplumsal normların duygusal ağırlığının, kişinin büyüdüğü dile daha derinden kök salmış olabileceğine işaret ediyor.

Araştırmacılar bu bulguların dil öğretimi açısından da önemli olduğunu vurguluyor. Bir dil öğrenmek yalnızca dilbilgisi ve kelime bilgisi meselesi değil; aynı zamanda duyguları yönetmeyi, sorumluluk almayı ve olumlu toplumsal ilişkiler kurmayı bilmek anlamına geliyor. Bir öğrenci “özür dilerim” demeyi bilebilir, ama bu özrün başka bir kültürde nasıl algılanacağını -çok mesafeli, çok resmi ya da yeterince samimi olmayan bir ifade gibi mi duyulacağını- bilemeyebilir. Bu nedenle dil eğitiminin yalnızca “ne söylenir”i değil, “nasıl”, “ne zaman” söylenir ve ifadenin ne kadar duygusal ağırlık taşıması gerektiğini de kapsaması öneriliyor. Uluslararası iş yerlerinde, üniversitelerde ve çevrim içi ortamlarda insanların sıkça özür dilemek zorunda kaldığı düşünüldüğünde, bir dilde samimi ve sorumlu görünen bir özrün başka bir dilde soğuk, abartılı ya da kaçamak algılanabileceğinin bilinmesi, kültürlerarası iletişimde -özellikle otorite ve toplumsal beklentilerin devreye girdiği durumlarda- yanlış anlaşılmaları azaltmaya yardımcı olabilir.

Kaynak: The Conversation

Son İçerikler