Tropikal Pasifik’te tarihi boyutlarda bir El Niño oluşurken, Michigan Üniversitesi araştırmacıları önemli bir bulguya ulaştı; son 40 yıldaki El Niño olayları, sanayi öncesi dönemdeki (1850 öncesi) emsallerine kıyasla yaklaşık yüzde 40 daha güçlü. Araştırmayı yürüten ekibin başındaki Julia Cole, Michigan Üniversitesi Dünya ve Çevre Bilimleri Bölümü başkanı ve profesörü. Bulgular, geçmiş bin yıl içinde bugünkü kadar güçlü bir El Niño döneminin görülmediğini ve El Niño şiddetinin küresel sıcaklık artışıyla paralel değiştiğini gösteriyor.
El Niño, birkaç yılda bir tropikal Pasifik’in normalden daha sıcak hale gelmesine yol açan doğal bir olgu. Normal koşullarda, ekvator boyunca doğudan batıya esen ticaret rüzgarları, Güney Amerika kıyısındaki sıcak suyu Avustralya yönüne iter. Ancak bu rüzgarlar zayıfladığında, sıcak su tekrar doğuya, Güney Amerika’ya doğru yayılır ve bu da bir El Niño olayını tetikler.
Bu süreç atmosferik dolaşımı da etkiler. Yoğun yağışlar Endonezya’dan merkezi Pasifik’e kayar, batı Pasifik ise kuraklığa sürüklenir. Bu durum ticaret rüzgarlarını daha da zayıflatarak El Niño koşullarının bir-iki yıl boyunca sürmesine neden olur. Tropikal Pasifik’te başlayan bu sıcaklık ve yağış dalgalanmaları, dünya genelindeki hava koşullarını etkiliyor. Örneğin ABD’de fırtına rotaları güneye kayarak güneybatıya daha fazla, kuzeybatıya ise daha az yağış getiriyor. Dünya genelinde benzer kaymalar, hastalık, ürün kayıpları ve orman yangınlarıyla sonuçlanan kuraklık ve sellere yol açıyor.
Mercan kayıtları incelendi
Araştırmacılar, geçmiş El Niño örüntülerini incelemek için Galápagos Adaları’ndan hem yaşayan mercan kolonilerinden hem de eski mercan bloklarından toplam 13 çekirdek örneği aldı. Mercanlar yılda 1-2 santimetre büyüyerek kalsiyum karbonat katmanları biriktiriyor; bu katmanların kimyasal bileşimi, mercanın büyüdüğü dönemdeki deniz suyu sıcaklığına dair bilgi veriyor.
Ekip, örnekleri milimetrik hassasiyetle inceleyerek iki temel ölçüm yaptı; sıcaklığa bağlı değişen stronsiyum-kalsiyum oranı ve yine sıcaklık göstergesi olan oksijen izotop oranı. En az 20 yıllık bir zaman dilimini kapsayan çekirdek örneklerine odaklanıldı, çünkü El Niño’nun en uç noktaları birkaç yılda bir gerçekleşiyor.
Sonuçta ortaya çıkan tablo netti: El Niño’nun en güçlü etki gösterdiği bölgelerden biri Galápagos’ta son 40-50 yılda güçlü El Niño’lar yaşanırken, bu döneme kadar daha istikrarlı biçimde düşük yoğunluklu El Niño’lar görülüyordu. Cole, yeni veriler eklendikçe tablonun karmaşıklaşmasını beklediklerini ama bulguların şaşırtıcı derecede net bir hikaye ortaya koyduğunu belirtiyor.
Araştırmacılar, geçtiğimiz bin yıl içinde El Niño’daki bu güçlenmeye doğal süreçlerin yol açıp açamayacağını test etmek için volkanik patlamalar ve güneş etkinliğindeki değişimleri temel alan iklim modelleri kullandı. Bu modeller, doğal etkenlerin bu ölçekte büyük bir değişim yaratabileceğine dair herhangi bir kanıt ortaya koymadı; yani gözlemlenen güçlenmenin arkasında insan kaynaklı iklim değişikliğinin olduğu sonucuna varıldı.
Cole, bulguların küresel ısınmayı sınırlama ihtiyacının altını çizdiğini vurguluyor. El Niño zaten önemli bir iklim aşırılığı kaynağı; güçlendikçe kuraklık, sel, orman yangınları ve gıda güvensizliği gibi etkiler de şiddetleniyor. Hidrolojik döngüdeki değişimler, sellerin evlere, otoyollara veya demiryollarına verdiği zararlar ile kolera gibi hastalıkların yol açtığı sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Cole’a göre mevcut El Niño, küresel ısınmanın üzerine bindiği bir olgu ve normalde sera gazlarından kaynaklanacak sıcaklık artışını büyük ölçüde “körükleyebilir.” Bazı tahminler, sanayi öncesi döneme kıyasla 1,7-1,8 santigrat derecelik bir artışın mümkün olduğuna işaret ediyor ki bu, mevcut rekorun oldukça üzerinde bir seviye.
Araştırmacılar, hiçbir ülkenin bu etkilere karşı tam anlamıyla korunaklı olmadığını, bunun da fosil yakıtlardan uzaklaşmak için bir neden daha olduğunu vurguluyor. Çalışma, Science dergisinde yayımlandı.

