Ana SayfaYaşamSağlıkYeme bozuklukları genetik olabilir  

Yeme bozuklukları genetik olabilir  

Anoreksiya nervoza, bulimia nervoza ve aşırı yeme rahatsızlığı klinik olarak birbirlerinden ayrı tanılar olsa da hastalarda sık sık iç içe geçebilen, hatta zamanla birinden diğerine evrilebilen yeme bozuklukları olarak biliniyor. Şimdiye kadar ağırlıklı olarak anoreksiya üzerine yoğunlaşıldığından, yeni yapılan geniş kapsamlı çalışma, aşırı yeme rahatsızlığının da detaylı olarak incelendiği ilk büyük ölçekli genetik analizlerden biri olarak kabul ediliyor. 

King’s College London öncülüğünde yürütülen araştırma kapsamında 39 bin 279 aşırı yeme rahatsızlığı ile bir milyon 227 bin kontrol bireyinin, 24 bin 223 anoreksiya vakası ile bir milyon 243 bin kontrol bireyinin genetik verileri incelendi. Araştırmacılar, aşırı yeme rahatsızlığı ile ilişkili altı, anoreksiya ile ilişkili sekiz farklı genetik bölge tespit etti.  

Aşırı yeme rahatsızlığı ile ilişkilendirilen bölgeler arasında vücut kitle indeksiyle bağlantılı olduğu bilinen FTO geni dikkat çekti. Uzmanların obezite araştırmalarında sıklıkla karşılaştığı bu gen ile yüksek vücut kitle indeksi arasındaki bağlantının bir kısmının esasında aşırı yeme rahatsızlığı ile ilişkili olabileceği düşünülüyor. Araştırmacılar aşırı yeme rahatsızlığının sigara kullanımı, risk alma eğilimi ve aşırı alkol kullanımı gibi dürtüsel davranışlarla genetik olarak örtüştüğünü, anoreksiya nervozanın ise beklendiği gibi yüksek vücut kitle indeksi ve obezite özellikleri ile genetik olarak “ters orantılı” bir yapı sergilediğini belirledi. 

Psikiyatrik rahatsızlıkların yeme bozukluğu üzerindeki etkisi 

Bulgular, her iki bozukluğun da depresyon, anksiyete, bipolar bozukluk ve şizofreni gibi psikiyatrik durumlarla benzer, beden ölçümleriyle ilgili özelliklerde ise zıt genetik ilişkiler taşıdığını gösterdi. Buna karşılık aşırı yeme rahatsızlığının yüksek vücut kitle indeksi ile ilişkili olduğu, anoreksiyanın ise negatif ilişkili olduğu ortaya çıktı. Sonuç olarak bu iki bozukluğun psikiyatrik olarak benzer bir alt yapıya sahip olduğu ancak genetik özellikleri bakımından birbirinden oldukça farklı olduğu ve bu bozuklukların sadece “kilo genleri” ile açıklanamayacağı ortaya çıktı.  

Makalenin ortak yazarı Dr. Helena Davies, “Çalışmamız, yeme bozukluklarının sadece vücut kitle indeksi ile alakalı olmadığını genetik düzeyde doğruluyor. Bu bozukluklarla ilişkili genlerin birçok varyantı kişinin kilosuyla ilişkili gen varyantlarından farklı.” dedi.  

Araştırmacılar, bulguların yeme bozukluklarının sadece çevresel veya psikolojik olmadığını, açıkça biyolojik ve genetik temellere de dayandığını bir kez daha kanıtladıklarını belirtti. Bozuklukların altındaki dürtüsel, genetik ve metabolik sebeplerin anlaşılmasının gelecekte yeme bozukluğu ile ilgili tanı ve tedavilerin önünü açması ve kişiselleştirilmiş modern tıp yaklaşımlarına öncülük etmesi bekleniyor.  

Çalışmanın baş yazarı Dr. Jonathan Coleman, son yıllarda anoreksiya nervozanın genetiğini anlama konusunda önemli adımlar atmış olduklarını ancak anoreksiyanın insanların yaşamlarını ciddi bir şekilde etkileyen yeme bozukluklarından sadece biri olduğunu ve diğer yemek bozukluklarının da detaylı incelenmesi gerektiğini belirtti. 

Coleman, “Bu çalışma, anoreksiya nervozanın ötesinde aşırı yeme rahatsızlığı olan insanların da genetiğini anlama konusunda oldukça önemli rol oynuyor. Bulgularımızın, gelecekte yapılacak araştırmalar ile tüm yemek bozukluklarına sahip insanların tedavilerine katkı sağlayacağını umuyoruz.” diye ekledi.  

Kaynak: Nature Mental Health 

Son İçerikler