Fizik, matematik gibi temel bilimlerde bilgi üretimi dünyada yavaşlıyor. Türkiye’de tablo daha kırılgan. Kuramsal bilgi üretimine bugün ayrılmayan kaynak, yarın yerli endüstrilere lisans ve fikri mülkiyet faturası olarak çıkıyor.
Kuram, vitrine konmaz. Plazalarda “set edilen” toplantılara katılmaz. İstiklal Caddesi’nde yürümez. Nişantaşı’nda kahve içmez. Yatırım sunumlarının yıldızı olmaz. Manşetlere çıkmaz. Bütçelerde ilk üstü çizilen kalem olur. Kısa vadeli düşünen toplumların en kolay feda ettiği kuramsal bilgi üretimi sermayesi, geleceğin en pahalı maliyetlerinden biri haline gelir. Fizikçi J.D. Bernal’ın ‘The Social Function of Science’ eserinde uyardığı gibi, bilimin toplumsal işlevi sadece kısa vadeli kar mekanizmalarına hapsedildiğinde ‘bilgi üretimi’ yerini dar bir pragmatizme bırakır.
Kuramsal bilgi ihmal edildiğinde etkiler hemen görünmez. Güneş yine doğar, İstanbul’un trafiği bezdirir. Fabrikalar çalışır, telefonlar çeker, borsa kapanmaz. Beşiktaş derbide yine hakem kurbanı olur. Kısaca hayat akmaya devam eder. Kuramın kaybı, daha derinden, daha sinsi ilerler. Sonuçlarını ihmal eden nesil değil, sonrakiler öder. Kuramın yoksullaşması, bugünün üretimini değil yarının fırsatlarını eritir.
Sessizce ilerleyen tehdit
UNESCO’nun 2025 verilerine göre dünyada yükseköğretime kayıtlı öğrenci sayısı 264 milyona ulaşmış durumda.[1] Yani bilimsel bilgi üretimi için potansiyel insan kaynağı büyüyor. Ancak aynı genişleme lisansüstüne yansımıyor. Avrupa Birliği’nin yine aynı tarihli raporu, 2015-2022 arasında Avrupa’da STEM doktora mezunlarının sayısının yüzde 7 gerilediğini gösteriyor. Doğa bilimleri, matematik ve istatistik alanında gerileme ise yüzde 13,1’e ulaşıyor. [2] Özetle, dünya bilimsel bilgi üretimini terk etmese de temel bilimlerdeki damar sessizce inceliyor.
Türkiye’deki incelme daha bariz ve daha endişe verici. OECD’nin 2025 tarihli Türkiye görünümüne göre 2023’te yükseköğretim mezunları arasında doğa bilimleri, matematik ve istatistik mezunlarının sadece yüzde 2,5 gibi bir payı var. Bu oranlarla Türkiye 44 ülke arasında 39’uncu sırada yer alıyor. Lisans düzeyindeki yeni girişlerin oranı ise yüzde 2,9. Aynı alanda doktora mezunlarının oranı yüzde 12,8’e çıkıyor. Türkiye sadece kuramsal bilgi üretiminde değil, aynı zamanda kuramsal bilgi üretebilecek bölümlere öğrenci çekmede, öğrenciyi tutmada ve akademik araştırmalara yönlendirmede de güçlük çekiyor. [3]
Son yıllarda Türkiye’de başta savunma olmak üzere uygulamalı alanlardaki büyüme göz ardı edilemez. Ülkeye katkısı da ortada. Şimdiye ait görünmeyen sorun da tam buradan kaynaklanıyor, çünkü bir kuram, ihracat kalemine ertesi gün dönüşmez. Bir denklem ilk bakışta “uygulanabilir” çıktı vermez. Soyut bir model pazarlanmaz, alkış almaz, yatırım etkinliklerinde standı olmaz.
Avrupa Patent Sözleşmesi’ne göre, “keşifler, bilimsel teoriler ve matematiksel yöntemler” kendi başlarına patent konusu olamaz. [4] Patent kurama değil teknik uygulamaya yani kuramın mühendislikteki cisimlenen haline, uygulanabilir biçimine verilir. Bu nedenle kısa ve orta vadeli planlarda kuram kendine yer bulamaz.
Kuramın ihmali = teknolojik esaret
Kuram ile endüstri arasındaki ilişki uzun bir zincire benzetilebilir: Üniversite, laboratuvar, mühendislik ve ürün. Tüm bunlar yıllar alır. Bazen onlarca yıl hatta bazen nesil değişir. Zincirin ilk halkalarını oluşturan kuramsal bilgi göz önünde olmaz, sessiz makalelerde yaşar; kimsenin haber yapmadığı teorik çalışmalarda, çalıştaylarda ve akademik kongrelerde.
James Clerk Maxwell, 1864’te elektromanyetik kuramı formüle etti. Hertz, yirmi üç yıl sonra, 1887’de elektromanyetik dalgaları deneysel olarak gösterdi. Marconi kablosuz telgraf patent başvurusunu 1896’da yaptı ve ertesi sene patent onaylandı. 1901’de ilk sinyal okyanusu aştı. Yani patent için kırk yıl bekleyen bir formül, bir asır sonra bugünkü tüm iletişim çağının ve ilgili tüm patentlerin altyapısını oluşturdu.
1920’lerde ortaya atılan kuantum mekaniğiyle yarıiletkenlerdeki elektronların ve boşlukların davranışları anlaşılabildi. 1956 Nobel Fizik Ödülü yarı-iletkenler ve transistör etkisine verildi. 1947’de transistör icat edildi arkasından çipler, bilgisayarlar, veri merkezleri ve bugünkü dijital hayat geldi. Evet, kuantum kuramı silikon işleyip çip fabrikaları kurmadı belki ama kuantum kuramı olmasaydı bugün belki de hayatın her alanına giren yapay zeka bile olamazdı.
Bugün ülkelerin teknoloji bağımlılıkları sadece yurtdışında aldıkları iPhone sayısıyla, ithal ettikleri teknolojik cihaz adetleriyle ölçülmüyor. Patentler, marka kullanımları, endüstriyel süreç ve tasarımlar, ‘franchise’lar da aynı başlık altında ödeme dengesi kalemleri arasında sayılıyor. [5] WIPO’nun 2025 Küresel İnovasyon Endeksi’ne göre Türkiye’nin fikri mülkiyet ödemelerinin toplam ticaret içindeki payı yüzde 0,9 iken fikri mülkiyet gelirlerinin payı ise yalnızca yüzde 0,1. [6] Yani ödemelerimizin ticarete oranı, gelirlerimizin ticarete oranının yaklaşık 9 katı olmuş. Kurama bugün ayrılmayan kaynak, yarın yalnızca “teknoloji açığı” olarak değil, düzenli bir lisans ve fikri mülkiyet faturası olarak geri dönüyor.
Cihazda, uygulamada, üründe ve vitrinde görülen her teknolojinin arkasında bir mühendislik katmanı, arkasında laboratuvarlar, deneyler, onun arkasında onlarca yıl süren sessiz bir kuramsal çerçeve bulunur. Kuram ihmal edilmeye başlandığında, mühendislik belki susmaz. Fabrikalar kapanmaz ancak gelecek yavaş yavaş başka dillerde yazılmaya başlar.
Türkiye’de temel ve kuramsal bilgi üretimini, sadece ROI’ye bakarak ikinci plana atmak; geleceğin sanayi kapasitesinden, patent üretme gücünden ve teknolojik bağımsızlığımızdan vazgeçmek anlamına gelir. Kuramı ithal eden, bir süre sonra başkasının teknolojisini ithal eder. Sonra lisansını. Sonra standardını. Sonra oyunun kurallarını.
Kısa vadede “soyut” diye, “para getirmez” diye kenara itilen bilgi türleri yarın hangi sektörlerde karşımıza dışa bağımlılık olarak çıkacak? Hangi teknolojilerin yalnızca müşterisi olacağız? Hangi patentlerin yalnızca lisans bedelini ödeyeceğiz? Elektromanyetik çağ solarken hangi çağın eşiğinde yine başkalarının kurduğu masaya geç kalacağız?
Bir ülke kuramsal bilgiyi küçümsemeye başladığında, sadece bir akademik alanı küçümsemiş olmaz, ufkunu daraltır ve geleceğini başkalarının bilgi üretme keyfiyetine bağlamış olur. Kuramdan esirgediğimiz her yatırım, yarının patentlerinin bedeli haline gelir.
Ve kuramı küçümseyen her toplum gibi geleceğimizin patentini dışarıdan kiralamaya mahkum oluruz.
- https://www.unesco.org/en/articles/record-number-higher-education-students-highlights-global-need-recognition-qualifications.
- https://education.ec.europa.eu/sites/default/files/2025-03/STEM_Education_Strategic_Plan_COM_2025_89_1_EN_0.pdf,
- https://gpseducation.oecd.org/CountryProfile?primaryCountry=TUR&topic=EO&treshold=10
- https://www.epo.org/en/legal/epc/2020/a52.html
- https://data.imf.org/-/media/iData/External-Storage/Documents/D7E2CE23AF2340EFA7932CF6CD7DD11A/en/BOP-Introductory-Notes-as-of-November-2024.pdf
- Global Innovation Index 2025: Türkiye, (Online) https://www.wipo.int/edocs/gii-ranking/2025/tr.pdf

