Bazı insanlar kurallar değiştiğinde hızla uyum sağlayabilirken, bazıları buna uymakta zorlanır. Lizbon Üniversitesi Tıp Fakültesi öncülüğünde yürütülen ve Nature Mental Health dergisinde yayınlanan yeni bir çalışma, serotonin ve “inanç yapışkanlığı” (belief stickiness) olarak tanımlanan olgu üzerinden bahsi geçen sorunun kaynağına ışık tutuyor.
Serotonin, bilişsel esnekliği, yani koşullar değiştiğinde düşünce ve davranışları değiştirebilme yetisini destekliyor. Ancak şimdiye kadar bunun tam olarak hangi mekanizma üzerinden gerçekleştiği bilinmiyordu. İnanç yapışkanlığı ise, aksini gösteren kanıtlar olsa bile mevcut varsayımlarımıza tutunma eğilimimizi ifade ediyor.
Önceki çalışmalar serotoninin yeni bilgilerle karşılaşıldığında inançların güncellenmesi için gerekli olduğunu göstermişti ama bunun nasıl gerçekleştiğini ortaya koyamamıştı. Bu mekanizmanın anlaşılması, takıntılı düşüncelerle karakterize olan obsesif kompulsif bozuklukta (OKB) SSRI ilaçlarının neden etkili olduğunu açıklayabilir. SSRI grubu ilaçlar (Seçici Serotonin Gerialım İnhibitörleri), beyindeki serotonin seviyelerini artırarak çalışan antidepresanlara verilen ad. Genellikle depresyon, anksiyete, panik bozukluk ve OKB tedavisinde kullanılıyor.
Orbitofrontal korteks bağlantısı
Hem hayvan hem de insan çalışmalarında orbitofrontal korteksin (OFC), bilişsel esneklik açısından önemli bir beyin bölgesi olduğu gösterildi. Dopamin, ödül işleme süreçlerinde kritik rol oynar ve ventral striatumda işlev görür. Orbitofrontal kortekste serotonin azalması ise “tersine öğrenme”yi, yani kurallar değiştiğinde davranışı buna göre ayarlayabilme yetisini bozar. Ayrıca OKB hastalarında OFC işlevlerinin sıklıkla bozulduğu ve serotonin sinyalini artıran SSRI ilaçlarının birinci basamak tedavi olarak kullanıldığı biliniyor.
Yeni çalışmada araştırmacılar, serotoninin bu yapışkanlığı azalttığını ve beynin eski inançları bırakıp yeni gelen bilgilere daha kolay uyum sağlamasına yardımcı olduğunu öne sürdü. Hipotezlerini test etmek için araştırmacılar, sağlıklı erkek gönüllüler üzerinde randomize, çift kör ve plasebo kontrollü bir deney gerçekleştirdi. Katılımcılara fluoksetin (SSRI), plasebo veya tek doz escitalopram (15 mg, bir SSRI) verildi.
Araştırmacılar, inanç yapışkanlığını ve “durum çıkarımı”nı ölçmek amacıyla yeni bir tersine öğrenme görevi ve hesaplamalı modelleme kullandı. Takıntı belirtilerini değerlendirmek için yaygın kullanılan bir anket uygulandı. Katılımcılar görevleri yerine getirirken kandaki escitalopram düzeylerini doğrulamak için kan örnekleri alındı.
Deneyin temel aracı, “Kabuk Görevi” adı verilen yeni Go/NoGo tersine öğrenme paradigmasıydı. Katılımcılar altı farklı deniz kabuğundan birini görüyor ve her denemede onu toplamak için “Go” ya da geçmesine izin vermek için “NoGo” kararı veriyordu.
Bir kabuğu toplamak, inci (ödül), toprak (ceza) veya hiçbir şey (nötr) ile sonuçlanabiliyordu. Her kabuk bu üç durumdan geçiyor, öngörülemeyen bir şekilde değişiyordu ve katılımcılar bu değişimleri sinyallerden ziyade sonuçlardan çıkarmak zorundaydı.
Katılımcı başına 216 rastgele deneme ile görev, zengin bir veri seti sunuyordu. Standart tersine öğrenme görevlerine kıyasla, kabuk görevi birden fazla gizli durum ve daha doğal bir zorluk sunarak, inanç kalıcılığını ve esnek durum çıkarımını incelemek için özellikle yararlı hale getiriyordu.
Sonuçlar dikkat çekti
Kandaki escitalopram düzeyi arttıkça inanç yapışkanlığı azaldı ve durum çıkarımı gelişti. Yani katılımcılar kural değişikliklerini daha hızlı fark etmeye başladı. SSRI essitalopram verilen katılımcılar, eski inançlara daha az bağlı kaldı ve çevredeki değişimleri daha başarılı biçimde çıkarsadı. Yüksek escitalopram düzeyleri, katılımcıların plasebo grubuna göre daha iyi performans göstermesini sağladı.
Escitalopram düzeyi ile obsesif özellikler arasındaki anlamlı negatif korelasyonlar, SSRI’ların etkisinin OKB’nin etkilerinin kısmen tam tersi yönde olabileceğini gösterdi. Araştırmacılara göre bu durum, obsesyonların neden bu ilaçlarla hafiflediğini açıklayabilir.
Makale yazarları, “Başka bir deyişle, yüzde 95 güven düzeyinde, 39 nmol/l’nin üzerindeki escitalopram değerleri plaseboya kıyasla inanç yapışkanlığını azalttı. Hem bu analiz hem de medyan bölme analizi, escitalopram düzeyi yeterince yüksek olduğunda ilacın inanç yapışkanlığını azalttığını göstermektedir.” diyor.
Obsesyonlar “yapışkan inançlar” mı?
Çalışma ayrıca obsesyonları (takıntı) da inceledi. Makale yazarları, “Örneğin, ‘ellerim kirlenmiş’ takıntısı, kişinin ellerinin durumu hakkında, kapsamlı el yıkamadan sonra bile devam eden yapışkan bir inanç olarak görülebilir” ifadesini kullanıyor.
Daha obsesif özellikler taşıyan katılımcıların daha “yapışkan” düşüncelere sahip olduğu ve durum çıkarımında daha başarısız olduğu görüldü.
Araştırmacılar serotoninin ve obsesyonların zıt yönlerde çalıştığını öne sürüyor: Serotonin, inanç yapışkanlığını azaltarak bilişsel esnekliği artırıyor. Obsesyonlar ise inanç yapışkanlığını artırarak bilişsel esnekliği azaltıyor.
Bulgular OKB için önem taşıyor
Bu durum, SSRI ilaçlarının OKB’de neden etkili olduğunu açıklayabilir. SSRI’lar serotonin düzeyini artırarak, ortaya çıkan inançların oluşturduğu “yapışkan” sinir devrelerini gevşetebilir ve kişinin çevresel değişimlere daha esnek biçimde yanıt vermesini sağlayabilir.
Sonuçlar, frontal korteksteki, özellikle OFC’deki serotonin artışının yalnızca yüksek SSRI konsantrasyonlarında ortaya çıktığını gösterdi. Uzun süreli SSRI kullanımının daha etkili olabileceği düşünülüyor çünkü kronik kullanım, serotonin salınımını frenleyen otoreseptörleri duyarsızlaştırıyor. Böylece serotonin daha serbest biçimde salınabiliyor ve inanç yapışkanlığı daha fazla azalabiliyor.
Araştırmacılar şu değerlendirmeyi yaptı:
“Serotoninin, muhtemelen özellikle orbitofrontal korteks üzerinden etki ederek durum inançlarının yapışkanlığını azalttığı yönündeki teorimiz; serotonin azalmasının neden tersine öğrenmeyi bozduğunu açıklıyor. Serotoninin ilaçlarla artırılması tersine öğrenmeyi geliştirirken, OFC’de serotonerjik iletimin engellenmesi bu gelişimi ortadan kaldırıyor.”
Araştırmacılara göre bu teori, serotoninin yalnızca tersine öğrenmede değil, bilişsel esnekliğin diğer alanlarında da neden önemli olduğunu açıklayabilir.
Öte yandan, çalışmanın bazı önemli eksiklikleri bulunuyor. En büyük eksikliklerden biri, araştırmanın yalnızca erkek katılımcılarla yapılmış olması. Bu yüzden sonuçlar tüm nüfusa genellenemeyebilir. Ayrıca dışlamalar sonrasında yalnızca 44 katılımcının kalmış olması nedeniyle sonuçların dikkatli yorumlanması gerektiği belirtiliyor. Escitalopram yalnızca yüksek plazma düzeylerinde etkili olduğu için dozajın kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Ayrıca çalışma OKB hastaları üzerinde değil, sağlıklı bireylerde yürütüldü. Bu nedenle bulguların klinik hasta gruplarına doğrudan uygulanamayacağı ifade edildi. Araştırmacılar gelecekte kadın katılımcıları ve klinik hasta gruplarını da çalışmalara dahil etmeyi planlıyor. Bir diğer hedef ise kısa süreli değil, uzun süreli SSRI kullanımının etkilerini incelemek. Ayrıca ekip, bilişsel esneklik ve inanç güncellemesinde rol oynayan başka beyin bölgelerini de araştırmayı amaçlıyor. Son olarak araştırmacılar, eski OKB ve serotonin çalışmalarını daha modern modelleme araçlarıyla yeniden analiz ederek katı düşünce kalıplarının nasıl oluştuğu ve nasıl tedavi edilebileceği konusunda yeni bilgiler elde etmeyi hedefliyor.
Kaynak: Nature Mental Health

