Ana SayfaYaşamKültürKıtlık sayılması için ne olması gerekiyor?

Kıtlık sayılması için ne olması gerekiyor?

Wageningen Üniversitesi öncülüğündeki araştırmaya göre, dünya genelinde kıtlık ilan etmek için kullanılan mevcut sistem milyonlarca insanın yaşadığı açlık krizlerini geç fark ediyor ve hatta bazen kıtlık sorununu tamamen görünmez kılıyor. The Lancet dergisinde yayınlanan çalışmada bilim insanları, uluslararası kuruluşların kullandığı kıtlık eşiğinin birçok bölgede açlığın gerçek boyutunu yansıtmadığını, insani yardım müdahalelerinin gecikmesine yol açabildiğini vurguladı. 

Makaleye göre, kıtlığın belirlenmesinde kullanılan mevcut kriterlerin yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Araştırmacılara göre küresel ölçekte kıtlık sınıflandırmasında kullanılan tek bir ölüm oranına dayalı eşik, farklı demografik ve sosyoekonomik koşullara sahip toplumlarda açlığın nasıl geliştiğini doğru şekilde yansıtamıyor.

Günümüzde uluslararası yardım kuruluşları ve hükümetler, kıtlık ilanı için Integrated Food Security Phase Classification (IPC) adlı sistemi kullanıyor. Bu sistem gıda krizlerini farklı aşamalara ayırıyor ve en ağır kriz seviyesi Phase 5, yani kıtlık olarak tanımlanıyor. Ancak bir bölgede resmi kıtlık ilan edilebilmesi için üç göstergenin aynı anda kritik seviyeye ulaşması gerekiyor. Bunlar akut gıda güvensizliği, yetersiz beslenme ve ölüm oranı. Özellikle ölüm oranı için belirlenen eşik oldukça yüksek. Mevcut kurala göre bir bölgede kıtlık ilan edilmesi için her gün 10 bin kişi başına en az iki ölüm gerçekleşmesi gerekiyor.

Aynı eşik her toplum için geçerli olmayabilir

Araştırmacılar bu eşiğin özellikle kentleşmiş veya orta gelirli toplumlar için gerçekçi olmayabileceğini vurguluyor. Örneğin, 2023 yılından önce Gazze’de günlük ölüm oranı 10 bin kişi başına 0,1’in altındaydı. Bu nedenle IPC’nin kıtlık eşiğine ulaşabilmesi için ölüm oranının yaklaşık 20 kat artması gerekti. 

Buna karşılık Somali veya Güney Sudan gibi bazı kırsal bölgelerde aynı eşiğe ulaşmak için ölüm oranındaki artışın altı ya da yedi kat olması yeterli olabiliyor. Makale yazarları bunun farklı toplumlar arasında ciddi bir ölçüm farkına yol açtığını belirtiyor.

Çalışmaya göre bu durum geniş çaplı açlık krizlerinin resmi olarak kıtlık olarak sınıflandırılmasını da geciktirebiliyor. Gazze’de Aralık 2023 ile Ekim 2025 arasında nüfusun yaklaşık yüzde 95’i IPC ölçeğinde kriz veya daha ağır seviyelerde gıda güvensizliği yaşadı. 2025 yılının Aralık ayında ise nüfusun yüzde 77’sinin hala ciddi gıda krizi içinde olduğu bildirildi.

Araştırmacılar bu ölçekte bir açlık durumunun IPC sisteminin kurulmasından bu yana görülmemiş düzeyde olduğunu ancak güvenilir ölüm verilerinin sınırlı olması nedeniyle kıtlık ilanının geciktiğini ifade ediyor.

Tarihsel kıtlıklar da benzer bir sorunu gösteriyor

Araştırma yalnızca güncel krizleri değil, geçmişte yaşanan kıtlıkları da inceliyor. Tarihsel veriler bazı yaş gruplarında ölüm oranlarının çok daha hızlı arttığını gösteriyor. 1922’de Sovyetler Birliği’nde, 1941-1944 yılları arasında Yunanistan’da ve 1984-1985 yıllarında Sudan’ın Darfur bölgesinde yaşanan kıtlıklarda ölüm oranlarındaki en hızlı artış küçük çocuklarda değil 5 ile 14 yaş arasındaki çocuklarda görüldü. Bu durum yalnızca belirli yaş gruplarına bakmanın kıtlığın gerçek etkisini anlamada daha önemli olabileceğini gösteriyor.

Araştırmada ayrıca İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan Hollanda Açlık Kışı da örnek olarak inceleniyor. 1944 ile 1945 yılları arasında büyük şehirlerde bebek ölümleri savaş öncesine göre yaklaşık dört kat arttı. Bir ile dört yaş arasındaki çocuklarda ölüm oranı ise yedi kat yükseldi. Araştırmacılara göre bu kadar dramatik artışlar bile bugünkü IPC kriterleriyle değerlendirildiğinde resmi kıtlık eşiğini aşmayabilirdi.

Ölüm oranı kıtlık için gecikmeli bir gösterge olabilir

Bilim insanları ayrıca ölüm oranının kıtlık için gecikmeli bir gösterge olduğunu belirtiyor. Bir bölgede gıda erişimi azaldığında ve insanların günlük kalori alımı düştüğünde ölüm oranlarının artması genellikle aylar sonra gerçekleşiyor. Örneğin Hollanda kıtlığı sırasında insanların günlük kalori alımı bin 500’in altına düştükten yaklaşık üç ay sonra ölüm oranlarında ciddi bir artış görülmeye başladı. Bu nedenle araştırmacılar yalnızca ölüm oranına dayanan bir sistemin krizi ancak insanlar hayatını kaybetmeye başladıktan sonra tespit edebildiğini vurguluyor.

Araştırma, kıtlığın erken aşamalarında ortaya çıkan bazı biyolojik ve demografik işaretlere de dikkat çekiyor. Bunlardan biri yeni doğan bebeklerin doğum ağırlığında görülen düşüş. Hollanda kıtlığı sırasında hamileliğin son dönemlerinde açlığa maruz kalan kadınların doğurduğu bebeklerin ortalama doğum ağırlığının yaklaşık 300 gram daha düşük olduğu tespit edildi.

Benzer şekilde kıtlık dönemlerinde doğum sayılarında da ciddi düşüşler görülüyor. Araştırmacıların aktardığı verilere göre Ukrayna’da yaşanan büyük kıtlık sırasında bazı bölgelerde doğum sayıları yüzde 50 azaldı. Hollanda kıtlığı sırasında ise doğumlar iki ila üç kat azaldı.

Araştırmacılara göre kıtlık sınıflandırmasının bir diğer zayıf noktası da savaş bölgelerinde güvenilir veriye ulaşmanın zor olması. Demografik verilerin sınırlı olması kıtlık ilanının gecikmesine neden olabiliyor. Bu nedenle araştırma ekibi kıtlığın tanımlanmasında kullanılan mevcut ölüm temelli yaklaşımın yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Kaynak: The Lancet

Son İçerikler