Dominik Cumhuriyeti’nde yer alan Hispanyola Adası’ndaki bir mağarada bulunan fosiller, arıların bugüne kadar bilinmeyen son derece sıra dışı bir yuvalanma davranışını ortaya çıkardı. Bilim insanları, son buzul çağlarını ve günümüze yakın süreci kapsayan Geç Kuvaterner dönemine, yani yaklaşık son yüz binlerce yıla ait mağara toprağında yaptıkları kazılarda, yalnız yaşayan bir arı türünün yavrularını toprak yerine hayvan kemiklerinin iç boşluklarında büyüttüğünü belirledi. Bulgu, arıların çevre koşullarına uyum sağlama kapasitesinin sanılandan çok daha yüksek olduğunu gösterdi.
Arılar genellikle bitkilerin tozlaşmasını sağlayan faydalı böcekler olarak biliniyor. Ancak yaygın kanının aksine, arı türlerinin yalnızca küçük bir bölümü bal arıları gibi kalabalık koloniler halinde yaşıyor. Türlerin yaklaşık yüzde 90’ı tek başına yaşayan arılardan oluşuyor. Bu arılar normalde toprağı kazarak yer altında küçük yuvalar oluşturuyor ve yavrularını bu yuvalarda büyütüyor. Hispanyola’daki bulgu ise, bu yaygın davranışın dışına çıkan, son derece uyumlu ve alışılmadık bir çözümü gözler önüne seriyor.
Dominik Cumhuriyeti’nin güneybatısında yer alan Cueva de Mono adlı mağarada yapılan kazılarda, soyu tükenmiş memelilere ait kemiklerin içinin arı yavru odacıklarıyla dolu olduğu fark edildi. Bu odacıklar, dişlerin yerleştiği boşluklara, dişlerin iç kısmındaki doğal kanallara ve omur kemiklerinin içinden geçen boş alanlara inşa edilmişti. Arılar, toprağı kazmak yerine, kemiklerin içinde zaten var olan bu boşlukları yuva olarak kullanmıştı.
Bu tür yapılar fosil biliminde “iz fosili” olarak adlandırılıyor. Yani burada bir canlının kendisi değil, geride bıraktığı davranışın fiziksel izi korunmuş durumda bulundu. Bu sayede bilim insanları, arının vücuduna ait hiçbir kalıntı bulunmasa bile, nasıl yuva yaptığı ve yavrularını nasıl büyüttüğü hakkında doğrudan bilgi edinebiliyor.
Bulunan yavru odacıkları oval biçimli ve iç yüzeyleri dikkat çekici şekilde pürüzsüz. Bu pürüzsüzlük, arının yavrusunu korumak için odacığın içini özel bir salgıyla sıvadığını gösteriyor. Bu doğal kaplama, suyun ve dışarıdan gelen zararlı mikroorganizmaların içeri girmesini zorlaştırarak yavrunun güvenli bir ortamda gelişmesini sağlıyor. Odacıkların boyutu ve yapısı, bunların küçük ya da orta boylu, normalde toprağa yuva yapan bir arı tarafından inşa edildiğine işaret ediyor.
Nesilden nesile
Kemiklerin gelişmiş görüntüleme teknikleriyle incelenmesi, aynı kemik boşluğunun birden fazla arı kuşağı tarafından tekrar tekrar kullanıldığını ortaya koydu. Bazı kemik boşluklarında üst üste yapılmış birden fazla yavru odacığı tespit edildi. Bu durum, arıların yuva yerini terk etme eğiliminin düşük olduğunu ve mağaranın uzun yıllar boyunca ortak bir yuvalanma alanı olarak kullanıldığını düşündürüyor.
Yavru odacıklarının duvarlarının zamanla kolay bozulmayan, sıkı ve dayanıklı bir yapıya sahip olduğu da belirlendi. İç yüzeylerde bakteri ve mantar izlerine rastlansa da, araştırmacılar bunların büyük olasılıkla arı yavruları büyüyüp odacığı terk ettikten sonra ortaya çıktığını ifade ediyor. Odacıkların içinde neredeyse hiç besin kalıntısı bulunmaması, yavrular için bırakılan yiyeceklerin tamamen tüketildiğini düşündürüyor.
Araştırmacılara göre bu sıra dışı davranışın temelinde çevresel zorunluluklar yatıyor. Hispanyola’nın güneyinde yaygın olan araziler büyük ölçüde çıplak kayalardan oluşuyor ve arıların yuva kazabileceği uygun toprak oldukça sınırlı. Buna karşılık mağaraların içinde yağışlarla taşınarak biriken ince toprak katmanları bulunuyor.
Ayrıca mağarada uzun süre barınan yırtıcı kuşların bıraktığı kemik yığınları, arılar için hazır ve korunaklı boşluklar sunmuş olabilir. Arıların kemikleri yuva olarak kullanması, bu koşullar altında gelişmiş fırsatçı ve zorunlu bir uyum davranışı olarak değerlendiriliyor.
Kaynak: Royal Society Open Science

