İngiltere ve Norveç’ten bilim insanlarının yürüttüğü yeni bir psikoloji çalışması, komplo teorilerine inanmanın arkasındaki psikolojik özellikleri ortaya koyuyor. Araştırmaya göre dünyayı adaletsiz bir yer olarak gören kişiler ile belirsizlikten rahatsız olan insanlar, komplo teorilerine daha kolay inanıyor.
Araştırma, komplo düşüncesinin sadece tek tek iddialarla ilgili olmadığını ileri sürürken, “örtbas” fikrine odaklanıyor. Örtbas fikri, güçlü kurumların ve yetkililerin gerçeği bilerek gizlediği düşüncesine dayanıyor. Resmi açıklamaların eksik ya da yanıltıcı olduğu varsayılıyor. Makalenin ilk yazarı Adrian Furnham, bu bakış açısının özellikle adalet algısı ve belirsizlikle başa çıkma biçimiyle bağlantılı olduğunu savunuyor.
Makalede, farklı ülkelerden 253 yetişkinin katıldığı çevrim içi anketin sonuçları paylaşıldı. Katılımcıların yaş ortalaması yaklaşık 49 olarak belirlendi ve büyük bölümü üniversite mezunuydu. Komplo zihniyetini ölçmek için 10 maddelik bir ölçek kullanıldı. Bu ölçekte, gizli örgütlerin siyaseti yönlendirdiği ya da devletlerin vatandaşları izlediği gibi ifadeler yer aldı. Ayrıca siyasetçilerin gerçek niyetlerini sakladığına dair sorular da soruldu.
Elde edilen sonuçlara göre yaş ve cinsiyet gibi demografik faktörlerin etkisi sınırlı kaldı. Daha genç bireyler ve kadınlar komplo teorilerine biraz daha yatkın çıktı. Ancak farkın oldukça küçük olduğu tespit edildi. Buna karşılık dini inancı güçlü ve kendini muhafazakar olarak tanımlayan katılımcıların komplo inançları daha yüksek çıktı.
Dünyaya bakış açısı komplo teorilerine inancı değiştiriyor
Araştırmada, iki psikolojik özelliğin belirleyici olduğu görüldü. Bunlardan ilki, dünyanın adil olmadığına inanma eğilimi. Yaşananların çaba ya da hak edişle değil, güçlü kişilerin gizli müdahaleleriyle şekillendiğini düşünen bireyler, komplo teorilerine daha kolay yöneliyor.
İkinci özellik ise belirsizliğe tahammül düzeyi. Net olmayan, eksik ya da çelişkili bilgiler karşısında rahatsızlık duyan kişiler, kesin ve sade açıklamalar arıyor. Komplo teorileri bu ihtiyaca yanıt veriyor. Çünkü karmaşık olayları tek bir neden ve tek bir sorumlu üzerinden açıklıyor.
Çalışma, eğitimle ilgili yaygın bir düşünceyi de çürütüyor. Üniversite mezunu olmak, komplo teorilerine inanmayı engellemiyor. Eğitim düzeyi ile komplo inançları arasında anlamlı bir ilişki bulunamadı. Aynı şekilde meraklı olmak ya da yeni fikirlere açık olmak da bu eğilimi açıklamıyor.
Araştırmacılara göre komplo teorileri, bazı insanlar için psikolojik bir rahatlama sağlıyor. Belirsizlik ve kontrol kaybı hissi arttığında, bu teoriler olayları daha anlaşılır hale getiriyor. “Her şey rastgele oldu” demek yerine “bunu yapan biri var” düşüncesi, kişiye geçici bir güven duygusu veriyor. Dünyayı adaletsiz gören bireyler için bu anlatılar, yaşanan olumsuzlukları anlamlandırmanın bir yolu haline geliyor.
Makale, Norveç İşletme Okulu’ndan Adrian Furnham, City University London’dan Stephen Cuppello ve Pretoria Üniversitesinden (Güney Afrika) David S. Semmelink tarafından kaleme alındı.
Kaynak: Applied Cognitive Psychology

