Ana SayfaYorumKöşe Yazılarıİnsandan robota: Her şeyin ölçüsü kim?

İnsandan robota: Her şeyin ölçüsü kim?

“İnsan her şeyin ölçüsüdür.”

Protagoras’ın bu sözü, felsefe tarihinin en kısa ama en huzursuz edici cümlelerinden biri olabilir. İlk bakışta insana büyük bir yer açar. Dünya, insanın algısından, yargısından, duygusundan ve deneyiminden bağımsız düşünülemez gibi görünür. Bir şey sıcaksa, birine sıcak geldiği için sıcaktır. Bir acı dayanılmazsa, onu çeken kişi için dayanılmazdır.

Yani ölçü, dışarıda bir yerde sabit durmaz.

İnsanın deneyiminde belirir.

Acı mesela. Ya da ahlak. 

Bir davranış etik midir, değil midir? Bu sorunun kendisi bile insanın dünyayı yalnızca olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi de düşündüğünü gösterir. Eğer insan acı çekmeseydi, zarar görmeseydi, seçim yapmasaydı, sorumluluk taşımasaydı, belki etik tartışması da bugünkü anlamıyla var olmazdı. Adalet, iyilik, haksızlık, suç, sorumluluk gibi kavramlar insanın yaşantısından, kırılganlığından ve başkalarıyla kurduğu ilişkiden bağımsız değil.

Buraya kadar Protagoras haklı gibi görünüyor. Bu yüzden bu ünlü söz tarih boyunca birçok kişiyi ikna etti. Çünkü insan, her şeyi bir bedenden, bir yerden, bir zamandan, bir duygudan ve bir konumdan deneyimliyor. 

Ancak burada başka bir rahatsızlık başlıyor. Aynı yemeğin tadı sağlıklıyken güzel gelir, hastayken tatsızlaşır. Peki insan kendi ölçüsünde bile değişkense, nasıl olur da her şeyin ölçüsü olabilir?

O halde insan her şeyin değil, bazı şeylerin ölçüsüdür.

Ve ölçü değişir.

Kopernik devrimi, yalnızca astronomide yapılan teknik bir düzeltme değildi. Dünya’yı merkezin dışına almak, insanın kendisini yerleştirdiği merkezi de yerinden oynattı. Evren, insanın etrafında dönmüyordu. Güneş, Dünya’nın çevresinde değil; Dünya, Güneş’in çevresinde hareket ediyordu. 

Konu insan dışına çıktığında, insanın ölçüsü yetmiyor.

Evren bizim bedenimize, algımıza, ömrümüze ya da sezgimize göre kurulmuş değildir. Işık yılı, galaksi, kara delik, karanlık madde, kozmik arka plan ışıması… Bunların hiçbiri gündelik deneyimimizin ölçeğine sığmaz. İnsan, evrene baktığında çoğu zaman kendi ölçüsünün dışına düşer. Sayılar büyür, zaman genişler, mesafeler aklın gündelik alışkanlıklarını aşar.

Fakat ilginçtir.

Teknoloji çağında insan yeniden merkeze dönmek istiyor.

Bugün insana benzeyen robotlar yapmaya çalışıyoruz. Yürüyen, konuşan, bakan, yüz ifadesi taklit eden makineler üretiyoruz. ChatGPT’ye “insan gibi yaz” diyoruz mesela. Bir makinenin başarısını, bize ne kadar benzediğiyle ölçmeye başlıyoruz.

Bu çok şey söylüyor.

Burada Protagoras’ın cümlesi yeniden tuhaflaşıyor. Başka türlü bir zeka, başka türlü bir beden, başka türlü bir ilişki biçimi düşünmeye çalışırken bile başlangıç noktamız yine kendimiz oluyoruz.

Ama aynı anda başka bir şey daha oluyor.

İnsan yalnızca ölçen değil, ölçülen varlığa da dönüşüyor.

Algoritmalar neyi beğendiğimizi, neye ne kadar baktığımızı, hangi cümlede duraksadığımızı, hangi görüntüye döndüğümüzü, hangi habere tıkladığımızı, hangi duyguyla tepki verdiğimizi ölçüyor. Bir zamanlar dünyayı ölçen insan, şimdi ekranların, sensörlerin ve modellerin içinde ölçülen bir nesne haline geliyor.

Bu yüzden soru bugün daha da karışık.

İnsan bazı şeylerin ölçüsüdür. 

Ama eksik bir ölçüdür.

Ecehan Tanışık

Son İçerikler