Ana SayfaNedenBiyolojiEpstein-Barr virüsünün kansere yol açmasındaki mekanizma

Epstein-Barr virüsünün kansere yol açmasındaki mekanizma

İnsanların yaklaşık yüzde 90’ı Epstein-Barr virüsü enfeksiyonu geçirse de çoğu kişide virüs ya hafif ve geçici bir hastalığa yol açıyor ya da hiç belirti vermiyor. Ancak bazı kişilerde Epstein-Barr virüsü zamanla lupus, multipl skleroz (MS) gibi kronik hastalıklara ya da kansere yol açabiliyor. EBV’nin adı ise, 1964’te virüsü keşfeden İngiliz patolog Michael Anthony Epstein ile Yvonne Barr’ın soyadlarından geliyor.

Yeni çalışmada, Epstein-Barr enfeksiyonunun kronik hastalıklara dönüşme olasılığını artırabilecek 22 insan geni tespit edildi. Makale, 18 Ocak’ta Nature dergisinde yayınlandı. 

Epstein-Barr virüsü, halk arasında “öpücük hastalığı” olarak bilinen enfeksiyöz mononükleoz hastalığına yol açabiliyor. Mono, özellikle aşırı yorgunlukla kendini gösteren geçici bir hastalık. Ancak belirtiler ortadan kalktıktan sonra bile virüs vücutta, çoğunlukla bağışıklık sisteminin belirli mikropları tanıyıp onlara karşı savunma geliştiren B hücrelerinde, gizli (latent) halde kalıyor.

Çoğu insanda bu gizli Epstein-Barr virüsü herhangi bir soruna yol açmıyor fakat bazı kişilerde virüs daha yüksek ve daha aktif düzeylerde varlığını sürdürüyor. Bu durumlarda virüs, bazı nazofaringeal kanserlerin ve lenfomaların riskini artırabiliyor; ayrıca multipl skleroz (MS) gibi otoimmün hastalıkları tetikleyebiliyor. Kronik, aktif Epstein-Barr enfeksiyonu; kalp ve akciğer hastalıklarıyla da ilişkilendiriliyor.

Biyobankalardaki veriler kullanıldı

Söz konusu kronik etkilerin neden yalnızca bazı kişilerde görüldüğünü anlamak isteyen Baylor Tıp Fakültesi ve Memorial Sloan Kettering Kanser Merkezinden bilim insanları, DNA biyobankalarına yöneldi. Biyobankalar, yüz binlerce kişinin tam gen dizilimi verilerini ve sağlık kayıtlarını içeriyor. İnsan genomu dizilenirken, hücrelerin içinde bulunan virüslere ait DNA parçaları da yakalanmış oluyor.

Araştırmacılar, UK Biobank ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri’nin All of Us biyobankasında yer alan toplam 750 bin kişinin genom verilerindeki Epstein-Barr dizilerini taradı. Sonuçta, katılımcıların yaklaşık yüzde 11’inde Epstein-Barr DNA’sının çok yüksek düzeylerde olduğunu belirledi. Yüksek viral DNA düzeylerinin; dalak hastalıkları ve Hodgkin lenfoması gibi Epstein-Barr’la daha önce ilişkilendirilmiş sağlık sorunlarıyla bağlantılı olduğu görüldü.

Ayrıca EBV varlığının, romatoid artrit, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve lupus gibi hastalıklarla ilişkisine de yeni kanıtlar sağlandı. Ayrıca veriler, Epstein-Barr ile kalp hastalığı, böbrek yetmezliği, inme ve depresif ataklar arasındaki ilişkilere de işaret ediyordu.

Araştırmacılar, kronik Epstein-Barr taşıyan yüzde 11’lik grupta yer alma olasılığını artıran 22 gen saptadı. Bu genlerin büyük bir kısmı, bağışıklık yanıtında kilit rol oynayan insan lökosit antijeni (HLA) bölgesinde bulunuyordu.

Yüksek Epstein-Barr düzeylerine sahip kişilerde, bağışıklık sistemini düzenleyen bazı genlerde de farklılıklar gözlendi. Bunlardan biri olan SLAMF7 geni, normalde bağışıklık sisteminin doğal öldürücü (NK) hücrelerinin tümörlere saldırmasına yardımcı olan bir hücre yüzeyi proteinini kodluyor. Bir diğeri olan CTLA4 geni ise, T hücreleri üzerindeki ve bağışıklık sisteminin vücuda saldırmasını frenleyen bir reseptörü kodluyor.

Makale yazarlarına göre bulgular, bazı kişilerin bağışıklık sisteminin EBV’yi yeterince baskılayamadığını düşündürse de neden-sonuç ilişkisini netleştirmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyuluyor. 

Kaynak: Nature 

Son İçerikler