Ana SayfaYaşamSağlıkBalık yağının etkilerine ilişkin yeni bulgular yaygın görüşü sarsıyor

Balık yağının etkilerine ilişkin yeni bulgular yaygın görüşü sarsıyor

South Carolina Tıp Üniversitesi (MUSC) liderliğinde yapılan çalışma, tekrarlayan hafif travmatik beyin yaralanmaları yaşayan kişiler için balık yağı takviyelerinin değerine ilişkin soru işaretleri uyandırıyor. Cell Reports dergisinde yayınlanan çalışmada araştırmacılar, genellikle nöroprotektif (sinir koruyucu) olarak görülen bu takviyelerin, beyin hasarı sonrası iyileşme sürecini aslında bozabileceğini belirtiyor.

Araştırmaya, Ulusal Travma Derneği Komitesi üyesi ve MUSC öğretim üyelerinden Doç. Dr. Önder Albayram liderlik etti. Araştırmacılar, yaralanma sonrası serebrovasküler onarımı şekillendiren biyolojik yolları inceledi. Serebrovasküler, beyne kan taşıyan damarların yapısını, işlevini etkileyen hastalıklara deniyor. 

Omega-3 yağ asitleri barındırması nedeniyle balık yağı artık bazı içeceklerde, süt alternatiflerinde ve atıştırmalıklarda bile kullanılıyor. 

Doç. Dr. Albayram, “Balık yağı takviyeleri her yerde ve insanlar bunları, uzun vadeli etkilerini tam olarak anlamadan çeşitli nedenlerle tüketiyor. Ancak nörobilim açısından, beynin bu takviyeye karşı bir direnci (resistance) mi yoksa esnekliği (resilience) mi olduğunu hala bilmiyoruz. Bu yüzden çalışmamız bu alandaki ilk örnek.” dedi. 

Çalışmada, Dr. Eda Karakaya ve Dr. Adviye Ergül’ün yanı sıra MUSC’den ve farklı kurumlardan birçok araştırmacı yer aldı. İsimler arasında New York’taki Cold Spring Harbor Laboratory Cancer Center’dan Doç. Dr. Semir Beyaz ve yüksek lisans öğrencisi Onur Eskiocak da bulunuyor.

Doç. Dr. Önder Albayram ve Dr. Eda Karakaya (Foto: Julie Taylor)

Beyinde birikebilir 

Araştırmacılar, bağlama duyarlı bir metabolik kırılganlık (context-dependent metabolic vulnerability) keşfetti. Bu, hücrelerin enerjiyi işleme biçimindeki bir değişikliğin, dokuyu iyileşme konusunda daha yetersiz bırakabileceği anlamına geliyor ve çalışmada, birçok balık yağı takviyesinde bulunan bir omega-3 yağ asidinin beyindeki birikimiyle ilişkilendirildi. Söz konusu bu yağ asidi, daha çok EPA (eikosapentaenoik asit) olarak biliniyor. Çalışmanın modellerinde, beyindeki yüksek EPA seviyeleri, yaralanma sonrası onarım kapasitesinin azalmasıyla ilişkili görüldü. 

Albayram, balık yağında bulunan ve nöronal membranların (hücre zarı) ana yapısal bileşeni olan docosahexaenoic asit (DHA) faydalarını destekleyen güçlü kanıtlar olduğunu belirtti. Buna karşılık EPA, beyinde farklı bir biyolojik yol izliyor; membran içine daha sınırlı bir şekilde dahil oluyor ve etkileri maruz kalma süresine, fizyolojik bağlama göre değişebiliyor. 

Sonuç olarak, sürekli omega-3 alımının, özellikle beyin hasarı sonrası serebrovasküler adaptasyon ve iyileşme üzerindeki uzun vadeli etkileri şimdiye kadar netleşmemişti. 

Araştırmacılar; diyet, beyin biyolojisi ve iyileşme arasında bağlantı kurmalarını sağlayan modeller üzerinden adım adım bir yaklaşım benimsedi. Fare modellerinde, uzun süreli balık yağı takviyesinin, tekrarlanan hafif kafa darbelerinden sonra beynin vasküler (damarsal) stabilite ve onarıma bağlı sinyallere odaklanarak verdiği tepkiyi nasıl şekillendirdiğini incelediler.

Ardından, beyin ile kan akışı arasındaki bariyeri (kan-beyin bariyeri) korumaya yardımcı insan beyin mikrovasküler endotel hücrelerini kullanarak beynin vasküler astarını daha yakından incelediler. Deneylerde EPA, hayvan çalışmalarında görülen genel örüntüyle uyumlu olarak, daha zayıf endotel onarımı ile ilişkili fonksiyonlarla bağlantılı bulundu.

Son olarak, çalışmayı insan hastalıkları bağlamına oturtmak için araştırmacılar, tekrarlayan travmatik beyin hasarı geçmişi olan ve nöropatolojik olarak doğrulanmış kronik travmatik ensefalopati (CTE) vakalarından alınan süperior frontal korteks dokusunu analiz ettiler.

Balık yağı anormal protein birikimi ile ilişkili olabilir 

Doç. Dr. Albayram, bulguları birkaç başlık altında anlattı:

  • EPA (balık yağı) beyin travması sonrası beklenmedik etkiler gösterebilir. Araştırmada, uzun süreli balık yağı (özellikle EPA) tüketiminin, hassas durumdaki beyinlerde (travma sonrası) başlangıçta değil ama zamanla olumsuz etkiler ortaya çıkarabileceği görüldü. Deney hayvanlarında öğrenme ve hafıza performansı giderek kötüleşti.
  • Damar çevresinde anormal protein birikimi (tau) artıyor. Beyin korteksinde, özellikle damar çevresinde tau proteini birikimi gözlemlendi. Bu, beyin damarlarının sağlıklı çalışmamasıyla ilişkili bulunurken, bilişsel gerilemeyle bağlantı kuruldu.
  • Beyin, yaralanma sonrası farklı genetik tepkiler veriyor. EPA’nın etkisiyle, beyin hasarı sonrası normalde damar onarımını destekleyen genlerin aktivitesi azaldı. Özellikle damar bütünlüğü ve doku onarımıyla ilgili genlerde baskılanma görüldü.
  • Yeni damar oluşumu ve damar sağlığı zayıflıyor. Hücre deneylerinde, belirli koşullar altında EPA’nın, yeni damar oluşumunu (anjiyogenez) zayıflattığı, damar duvarı bütünlüğünü bozduğu tespit edildi. Travma sonrası beyin damarlarındaki iyileşme sorunlarını taklit ettiği belirtildi. 
  • CTE hastalarında benzer biyolojik değişimler görüldü. Tekrarlayan beyin travmalarına bağlı gelişen Kronik Travmatik Ensefalopati (CTE) hastalarının beyinlerinde; yağ asidi dengesinin bozulduğu, damar ve metabolizma ile ilgili genlerde değişimler olduğu bulundu. Bu da hayvan ve hücre deneyleriyle paralellik gösteriyor.

Balık yağı takviyeleri hakkındaki sonuçlar neyi gösteriyor? 

Doç. Dr. Albayram, çalışmanın halka balık yağı takviyelerini bırakmaları yönünde bir çağrı olmadığını vurgulayarak şöyle konuştu: 

“Balık yağının evrensel anlamda iyi ya da kötü olduğunu söylemiyorum. Verilerimiz, biyolojinin bağlama (context) bağlı olduğunu gösteriyor. Aynı etkinin herkeste geçerli olduğunu varsaymak yerine, bu takviyelerin vücutta zaman içine nasıl davrandığını anlamamız gerekiyor.”

Yani araştırmacılar balık yağı takviyeleri konusunda “herkese aynı beslenme önerisi” yaklaşımının yetersiz olabileceğini ileri sürüyor.

Araştırmacılar, bir sonraki adımın EPA’nın vücutta nasıl alındığını, taşındığını ve dağıtıldığını, özellikle yağ asidi taşıma mekanizmalarına dikkat ederek tanımlamak olacağını belirtti.

Kaynak: Medical University of South Carolina, Cell Reports

Son İçerikler