Tıp bilimi uzun süre insan bedenini nötr bir kategori olarak ele aldı. Son yıllarda yapılan araştırmalar, varsayımın gerçeği yansıtmadığını gösteriyor. Avrupa Parlamentosu’nun Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi için hazırladığı Kasım 2025’te çalışma, modern tıp sisteminin önemli bir bölümünün erkek bedenini varsayılan model olarak kabul ettiğini ve bunun kadın sağlığı üzerinde ciddi sonuçlar doğurduğunu öne sürüyor.
Kadınların ortalama olarak erkeklerden daha uzun yaşadığı biliniyor. Ancak araştırma; bunun kadınların daha uzun süre sağlıklı yaşadığı anlamına gelmediğini söylüyor. Çalışmaya göre, kadınlar kronik ve yaşam kalitesini düşüren hastalıklarla daha sık karşılaşıyor ve yaşlılık döneminde uzun süreli bakım ihtiyacı erkeklere oranla daha yüksek oluyor.
Kadın ve erkek bedenleri anatomik, genetik ve hormonal açıdan önemli farklara sahip olmasına rağmen, klinik araştırmalarda uzun bir süre erkek denekler kullanıldı. Bulguların kadınlar için doğru kabul edilmesinin insanlık tıp tarihinde çok ağır bedelleri oldu.
Her şey Talidomid skandalıyla başladı
1950’lerin sonları ve 1960’ların başlarında Talidomid faciası tüm medikal testleri etkiledi. Talidomid isimli ilacın, hamilelikte yaşanan mide bulantısını geçireceği iddia edildi. Ancak ilaç hamile kadınlar üzerinde test edilmeden piyasaya sürüldü ve 46 ülkede hamile olan veya sonradan hamile kalan kadınlara reçete edildi. Sonucunda 10 binden fazla çocuğun fokomeli gibi çeşitli ciddi deformitelerle doğmasına ve binlerce düşük vakasına yol açarak şimdiye kadarki en büyük insan kaynaklı tıbbi felakete neden oldu.
Felaket sonucunda, klinik araştırmalara çocuk doğurma potansiyeli olan kadınların alınmaması kararı verildi. Karar; ABD’de U.S. Food and Drug Administration tarafından 1977’de yayımlanan rehberle kurumsallaştı ve tüm medikal testler erkekler üzerinde yapılmaya başlandı. Yasak, 1993’e kadar devam etti.
1993’te ABD’de NIH Revitalization Act yürürlüğe girdi ve klinik araştırmalarda kadınların dahil edilmesi zorunlu hale getirdi. Avrupa ve diğer ülkelerde de yakın tarihlerde benzer politikaları benimsedi.
Kadınlarda hastalık belirtileri de farklı
Kadınlarda hastalık belirtileri çoğu zaman erkeklerde görülen klasik semptomlardan farklı ortaya çıkabiliyor. Özellikle kalp-damar hastalıklarında fark çarpıcı. JAMA’nın 2007’deki 1 milyondan fazla kişiyle yürüttüğü çalışmada, kalp krizi semptomunun en belirgin özelliğinin sol kola gelen uyuşma olduğu bilinse de bunun yalnızca erkeklerde olduğunu ortaya koyuyor. Kadınlarda kalp krizi; aşırı yorgunluk ve nefes darlığıyla kendini belli ediyor.
Diğer bir örnekse; kalp krizi teşhisinde kandaki troponin değerine bakılıyor. 34 ng/L’nin üzerindeyse kişinin kalp krizi geçirdiği varsayılıyor. Ancak BMJ’de 2015’te yayınlanan makaleye göre; kadınlarda eşik çok daha düşük. 16 ng/L ve üstündeki troponin, kadınlarda kalp krizi riski taşıdığını belirtiyor. Ancak eşik erkeğe göre belirlendiği için kadınlar eve gönderiliyor ve yolda kalp krizi geçirerek hayatlarını kaybediyor.
Avrupa Parlamentosu’nun araştırmasına göre; kardiyovasküler hastalıklar kadınlar için başlıca ölüm nedeni olmasına rağmen, bu hastalıklar kadınlarda daha az araştırılıyor, daha geç teşhis ediliyor ve çoğu zaman yeterince tedavi edilmiyor.
Konu yalnızca kalp krizi değil
2019 yılında yapılan araştırma; kadınların ağrı kesiciye daha az olumlu dönüş verdiğini gösteriyor. Ancak bunun sebebi; ilaç firmalarının ağrı kesicilerin ağrı eşğini erkeklere geşiğine göre belirlemesi. Bu yıl PubMed’de yayınlanan araştırma; kadınlarda ve erkeklerde ağrı sinyallerini ileten hücrelerin farklı olduğunu gösteriyor.
Benzer ayrımcılık felç gibi ani paraliz rahatsızlıklarında da mevcut. Erkeklerde felç genellikle yüz kayması, uyuşma gibi belirtilerle ortaya çıkıyor. Yine PubMed’de yayınlanan çalışma; kadınların felç geçirirken karşılaşılan belirtilerin erkeklerinkinden farklı olduğunu gösteriyor. Felçte kadınlarda sadece yorgunluk, bitkinlik ve halsizlikle ortaya çıkabiliyor. Felçte her dakika önemli olmasına rağmen; kadınların felç geçirdiği anlaşılamadığından müdahaleden önce daha çok bekletiliyor.
NASA bile gözden kaçırıyor
Kadınlara özgü sağlık sorunları, tıbbi araştırma ve geliştirme süreçlerinde de araştırmalar daha az kapsamlı kalıyor. Dünya genelindeki sağlık Ar-Ge harcamalarının yalnızca yaklaşık yüzde 5’i kadın sağlığına ayrılıyor ve bu payın yaklaşık yüzde 1’i kadınlara özgü, kansere bağlı olmayan durumlara ayrılıyor; bu, kadınların üreme sağlığı, menopoz, regl sağlığı ve benzeri alanların araştırma yatırımlarının düşük olduğunu gösteriyor.
Ayrıca 2020–2025 döneminde yapılan fon analizlerine göre, yaygın kadınlara özgü hastalıklar (endometriozis, menopoz, polikistik over sendromu gibi) hem toplam araştırma yatırımlarından çok küçük bir pay (yüzde 2’nin altında) alıyor hem de bu alanlardaki çalışmaların sayısı sağlık yüküyle orantılı değil.
Özetle; klinik araştırmalarda kadınlar hala yüksek oranda temsil edilmiyor; kadınların hastalık yüküne göre katılım oranı ilaç ve tedavi denemelerinde daha düşük kalıyor ve veriler cinsiyete göre ayrıştırılmadığı için kadınlara özgü yanıt ve etkiler yeterince değerlendirilmemiş oluyor. NASA’nın, uzaya çıkacak ilk kadın astronota “100 tampon yeterli olur mu?” şeklinde bir soru yöneltmesi bile kadın sağlığı konularında ne kadar sınırlı araştırma yapıldığının kanıtı.
Kaynak: 2NNews

