Ana SayfaNedenBiyolojiGenetiği değiştirilmiş domuz böbreğinin insana nakli 

Genetiği değiştirilmiş domuz böbreğinin insana nakli 

Brezilyalı araştırmacıların öncülüğünde yürütülen çalışma, genetiği değiştirilmiş domuz böbreği nakledilen ilk canlı hastadaki bağışıklık sistemi tepkilerini ayrıntılı olarak ortaya koyuyor. Çalışma, yalnızca erken reddin kontrol altına alınmasının yeterli olmadığını gösteriyor. Çünkü bağışıklık baskılayıcı ilaçlarla bile, vücudun ilk savunma hattı olan doğuştan gelen bağışıklığın (özellikle herhangi bir tehdide tepki veren makrofajların) sürekli aktif olması, uzun vadeli sağkalımı tehlikeye atabiliyor. 

Ksenotransplantasyon, bir hayvan türünden (çoğunlukla genetiği değiştirilmiş domuzlardan) organ, doku veya hücrelerin insanlara nakledilmesi olarak tanımlanıyor. Organ bulamama sorununa karşın umut vaad etse de organın insan vücudu tarafından reddedilmesi, ksenotransplantasyonun önündeki en büyük engellerden. 

Foto: Massachusetts General Hospital

Mart 2024’te, ABD’nin Boston kentindeki Massachusetts General Hospital’da ameliyat edilen, son evre böbrek hastası 62 yaşındaki bir erkek, domuz böbreği nakledilen ilk canlı hasta olarak kayıtlara geçti. Nakile ilişkin detaylar 8 Ocak’ta Nature Medicine adlı bilimsel dergide bir makaleyle yayınlandı. Makalenin kıdemli yazarlarından Brezilyalı nefrolog Leonardo Riella ekibe liderlik etti. Hasta iki ay sonra hayatını kaybederken, ölüm nedeninin önceden geçirdiği kronik miyokardiyal fibrozis olduğu açıklandı. 

Çoğu ülkede nakiller açısından en büyük talep böbrek hastalıklarında oluyor. Ciddi vakalarda diyaliz geçici bir tedavi seçeneği olabiliyor. Diyaliz, böbrekler düzgün çalışmadığında vücuttaki atık ve fazla sıvıyı uzaklaştıran yapay işleme deniyor. 

Adım adım takip edildi

Böbrek ksenotransplantasyonunun tetiklediği tepkiyi kapsamlı bir şekilde değerlendirmek için araştırmacılar, alıcının bağışıklık profilini, proteomik ve metabolomikten gelen bilgileri analiz etti. Proteomik, bir hücre veya dokudaki biyolojik süreçlerin sonucunda, protein/protein çeşitliliğinin nitel ve nicel analizlerine verilen isim. Metabolomik ise, hücre, vücut sıvısı, doku gibi örneklerdeki tüm küçük moleküllerin kapsamlı nicel ve nitel analizine deniyor.  

Ameliyattan sonraki ilk haftada, hastanın vücudunun nakledilen organı “yabancı” olarak algıladığı ve hücresel reddi (başlıca T lenfositleri tarafından yürütülen özel bir savunma türü) aktive ettiği gözlemlendi. Bu süreç, nakledilen organa zarar verebilirken, bağışıklık baskılayıcı ilaçlarla tespit edilip kontrol altına alındı.

Foto: Massachusetts General Hospital

Çalışma, antikorlar aracılığıyla oluşan daha şiddetli bir reddin meydana gelmemesine rağmen, bağışıklık sisteminin, özellikle monosit ve makrofajlarda, kısmen aktif kaldığını gösterdi. Bu da ksenotransplant reddinde doğuştan gelen bağışıklığın merkezi ve şimdiye kadar hafife alınan rolünü ortaya koyuyor. 

Bu ret, kan testleri aracılığıyla tespit edilmedi. Ancak kan dolaşımındaki nakledilen organdan gelen DNA parçacıklarını ölçen testler, böbrek hasarına işaret etti. Bu sonuçlara dayanarak ekip, domuz donörü kaynaklı cell-free DNA (dd-cfDNA) seviyelerinin bu sorun için potansiyel bir biyobelirteç olarak kullanılabileceğini öne sürüyor. İncelenen vakada, domuz böbreğinde bağışıklık uyumluluğunu artırmak için 69 genetik modifikasyon yapılmıştı. Araştırmacılara göre bu bulgu, nakledilen organın gerçek zamanlı olarak izlenmesinin önünü açıyor ve böylece biyopsi ihtiyacını azaltabilir. 

Devam eden inflamasyon (iltihaplanma) belirtileriyle birlikte, doğal bağışıklığın sürekli olarak aktif kaldığı da gözlemlendi. Tedavideki ilerlemelere rağmen, bulgular mevcut tedavilerin hala bağışıklık tepkilerini tam olarak kontrol edemediğini düşündürüyor. 

İlk insan vakasından elde edilen bu veriler, organ reddini tamamen önleyecek daha hassas tedavilere giden yolda kritik bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor. 

Kaynak: Nature Medicine

Son İçerikler