Kuzey Carolina Üniversitesi (UNC) Tıp Fakültesi ve UNC Eshelman Eczacılık Fakültesi araştırmacıları, hızlı ilerleyen ve son derece ölümcül bir beyin kanseri türü olarak bilinen “glioblastoma”nın tedavisi için yeni bir yöntem geliştirdi. Çalışmada, laboratuvarlarda yaygın olarak kullanılan EdU adlı kimyasalla, kemoterapi ilacı Temozolomid’in (TMZ) birlikte kullanılmasının, çeşitli preklinik glioblastoma modellerinde eşi görülmemiş sağkalım ve kanser gerilemesi sağladığı ortaya kondu. Makale, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde 31 Aralık 2025’te yayınlandı.
UNC-Chapel Hill’da lisansüstü öğrencisi, Sancar Lab araştırmacısı Hümeyra Kaanoğlu, ilk yazarı olduğu makalenin detaylarını 2N News’e anlattı. Kaanoğlu, geliştirdikleri yaklaşımının çalışma mekanizmasını şu sözlerle açıkladı:

“TMZ’nin etki mekanizması biliniyor, çünkü çok iyi çalışılmış. Zaten FDA onaylı. ‘Standart of care’ dediğimiz, glioblastoma için çok uzun süredir kullanılan tek kemoterapi ilacı. Dolayısıyla hangi DNA tamir mekanizması üzerinden çalıştığını biliyoruz. Mismatch Repair dediğimiz bir DNA tamir mekanizması üzerinden çalışıyor. Onun yanında EdU’nun tamir mekanizmasının da Nucleotide Excision Repair dediğimiz, Aziz Sancar hocamızın yaklaşık 40 yıldır çalıştığı tamir mekanizması üzerinden çalıştığını da biliyorduk. Bu iki tamir mekanizması birbirinden farklı olduğu için, iki ilacın aynı anda verildiğinde hücreyi daha fazla strese sokup tümör hücrelerini yani, daha iyi öldürebileceğini ve sinerjik bir efekt görebileceğimizi düşünmüştük. Düşündüğümüz gibi de oldu. Aslında mekanizma böyle çalışıyor.”
Sinerji ve aditif etki farkı
Hümeyra Kaanoğlu, fare deneylerinde bazı tümörlerde sinerji, bazılarında sadece aditif etki görülmesinin detaylarını da aktardı. “Aslında glioblastoma çalışmaya başladığımızda bu konuya vakıf olduk” diyen Kaanoğlu, devamında şöyle konuştu:
“Glioblastoma hem intratümöral dediğimiz hastanın kendi tümörü içinde hem de intertümöral dediğimiz hasta tümörleri arasında inanılmaz heterojenite gösterebilen bir kanser türü. Bu yüzden, bir hastada çalışan ilacın diğer hastada çalışmayacağını aslında başlangıçta biliyorduk ve bu farelerde kullandığımız hücre hatları, daha önce hastalardan izole edilmiş hücre hatları, yani farklı mutasyonlar taşıyan farklı genetik profilleri olan hücre hatlarıydı. Dolayısıyla hepsinde aynı etkiyi görmeyi beklemiyorduk. Aditif etki olması bazı modellerde aslında realistik düşündüğümüzde beklediğimiz bir şeydi doğal olarak.”
EdU, sağlıklı beyin dokusuna zarar vermedi
Kaanoğlu, EdU adlı maddenin fareler üzerindeki deneylerde sağlıklı beyin dokusuna zarar vermediğini vurgulayarak, “Başlangıçta da bunun böyle olacağını tahmin ediyorduk.” diyor. Ancak hemen ardından, tahminin hiçbir zaman bilimsel bir durum olmadığını vurguluyor.

Kaanoğlu, ardından, tahminlerinin sebebini şöyle açıklıyor:
“Beyin dokusunda bölünen hücre sayısı çok az. Beyinde hücre bölünmesinin yoğun olduğu hipokampus ve subventriküler zone dediğimiz iki bölge var. Sadece buralarda hücre bölünmesi oluyor. Gerisi post-mitotik dediğimiz mitoz geçirmeyen hücreler, bölünemeyen hücrelerden oluşuyor. EdU’nun da hedef mekanizması bölünen hücreler üzerinden yürüdüğü için aslında hedefli bir molekül olacağını ve tümörü öldüreceğini, beyinde de diğer hücrelere zarar vermeyeceğini başlangıçta düşünmüştük.
Bizim bunu görmemizi sağlayan aslında farelerden aldığımız beyin kesitlerinde yaptığımız boyamalar oldu. EdU molekülünün nerede olduğunu gördüğümüz histokimya boyamaları yaptık ve sadece edU’nun yaklaşık 83 kat bir farkla tümör hücrelerinde olduğunu gördük. Dolayısıyla bu, EdU’nun sadece tümör hücrelerini etkilediğine dair aslında açık bir kanıt.”
Hümeyra Kaanoğlu, sağkalım deneylerindeki farelerin beyinlerini patolojiye yolladıklarını, beyinlerinde tümör hücreleri dışında hasar görülmediğini söyledi. Kaanoğlu bu noktada, “Bazıları, ‘detectable’ dediğimiz yani görülebilir tümör hücresi olmayan ve uzun yaşayan hayvanlardı. Ancak uzun süre TMZ ve EdU almalarına rağmen, beyinlerinde bunun dışında herhangi bir hasara rastlamadık. En kritik bulgu bu yaptığımız boyamalar oldu.” dedi.
İnsan deneylerinde en büyük yan etki ne olabilir?
Prof. Dr. Aziz Sancar’ın laboratuvarı artık insan klinik çalışmaları yürütmeyi ve FDA onayı almayı hedefliyor. Sancar’ın laboratuvarı, günümüzde hastalarda en sık görülen glioblastoma türü olan EGFR-mutant glioblastoma üzerine ek çalışmalar yapıyor. Tüm hasta örneklerinin aynı yanıtı vermemesi, kişiselleştirilmiş tedavilerin ve hasta kaynaklı dokuların önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu yüzden, her hastanın tümörüne özel tedavi stratejileri geliştirmeye odaklanıyorlar.

Hümeyra Kaanoğlu, geliştirdikleri tedavi yaklaşımının insanlarda en çok hangi yan etkilere yol açabileceğini değerlendirdi. “EdU özelinde şöyle bir durum var” diyerek söze başlayan Kaanoğlu, devamında beklentilerini ifade etti:
“EdU, bölünen hücreleri hedef alan bir molekül olduğu için en ciddi yan etki olarak ben, gastrointestinal yani ince bağırsaktaki fazla hücre bölünmesinin olduğu kısımda bir etki görebileceğimizi düşünüyorum. Bu birincil kısım. İkincil olarak da kan hücrelerinin yani kemik iliğindeki kan hücrelerinin bölünmesini (Myelosuppression) etkileyebileceğini düşünüyorum. Aslında TMZ de buna sebep oluyor. Yan etki olarak zaten drug label’ında (ilaç etiketi) yazan bir durum bu TMZ’nin. Genel olarak DNA hasarına sebep olan ilaçlar bunu yapıyor.
Öte yandan, EdU; clearance (klirens/ilacın eliminasyonu) yani tam olarak vücuttan çıkması hızlı bir molekül. Bu durum, hastalara verilirken muhtemelen formülasyonla değiştirilecek. Ama bunun hızlı olması yan etkilerinin de transient (geçici) olmasına sebep oluyor. Bu noktada formülasyonu çok önemli. Yani formülasyon beyne ulaşabilmesinin arttırılması için hem molekülün vücutta biraz daha uzun kalmasını sağlamalı hem de yan etkilerinin çok yüksek olmaması için süresi belli düzeyde kalmalı. Bu noktada formülasyonda ince ayar çok mühim.”
Klinik deneylere geçildiğinde beklentiler neler?
Hümeyra Kaanoğlu, klinik deneyler hakkındaki beklentilerine ilişkin sözlerinin devamında ise, “Burada en önemli nokta, şu an bizim kullandığımız molekül research grade, yani araştırmada kullanılabilecek düzeyde bir molekül” dedi. Kaanoğlu, molekülün insanlar üzerinde kullanılabilmesi için Good Manufacturing Practice adı verilen FDA’nın zorunlu kıldığı bazı standard yönergelere göre hazırlanmış olması gerektiğini belirtti. Bu sürecin, insan deneylerine geçişte en önemli noktalardan olduğunu vurguladı.

Bu adımların ardından, FDA onayının alınmasının kolaylaşması bekleniyor. Kaanoğlu, “Ama o noktada dediğim gibi formülasyon çok önemli olacak. Ağız yoluyla mı verilecek, kandan mı verilecek, ne şekilde verileceğinin netleştirilmesi lazım.” dedi.
Klinik deneyler için henüz uzun bir yol olduğunu belirten Kaanoğlu, çalışmanın umut vaad ettiğini yineledi.
Çift anadal, birincilikler ve Sancar Lab’a giden yol
Hümeyra Kaanoğlu son olarak kısaca kariyerinden bahsetti. Kaanoğlu, Koç Üniversitesinde Moleküler Biyoloji ve Genetik’in yanı sıra çift anadal yaparak Psikoloji bölümlerini birincilikle bitirdi. Ardından Fulbright bursuna başvurduğunu ve o zaman yeni açılan “Prof. Aziz Sancar doktora bursu” adındaki yeni bursa kabul edildiğini anlattı.
Kaanoğlu, “Benim zamanımda Fulbright’ın yeni başlattığı özel bir burs vardı; Prof. Aziz Sancar doktora bursu. Aziz hocamız Nobel Ödülü’nü aldıktan sonra başlatılan bir burstu. Ben direkt bu bursa başvurdum. Normalde Fulbright süreci biraz farklı. Yani Fulbright bursu doktora bursunu aldıktan sonra farklı okullara başvurabiliyorsunuz. Ama ben Aziz hocanın labıyla özel yapılmış bir burs olduğu için direkt buraya başvurdum. Bunu yaparken daha 3’üncü sınıftaydım.” dedi.
Genç araştırmacı, üniversitede 4’üncü sınıfa geldiğinde bursun netleştiğini ve mezun olduktan sonra ABD’ye taşınarak 5 yıldır North Carolina Üniversitesi – Chapel Hill’da doktora sürecinde olduğunu anlattı.
Kaanoğlu’nun bir sonraki durağı da belli oldu. Harvard’da Dana-Farber Kanser Enstitüsünde bir laboratuvara doktora sonrası araştırmacı (post-doc) olarak kabul edildi ve yine glioblastoma üzerinde çalışacak. “Yaklaşık altı ay sonra da umuyorum ki mezuniyetim gerçekleşecek ve sonrasında da Harvard’da çalışmaya başlayacağım. Gideceğim laboratuvarda da glioblastoma çalışılıyor.” diyen Kaanoğlu, sözlerini noktaladı.
Kaynak: 2N News

