İzmir Bakırçay Üniversitesi Coğrafya Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Şermin Tağıl ve ekibi tarafından yürütülen çalışmada, 1950-2025 dönemini kapsayan 75 yıllık iklim verileri analiz edildi. Araştırmada, kar yağışının miktarından çok karın taşıdığı su miktarına, yani “kar su eşdeğeri”ne odaklanıldı.
Çalışmaya göre artan kış sıcaklıkları, yağan karın zeminde tutunmasını zorlaştırıyor. Kar yağmasına rağmen erken erime yaşanıyor ve kar, barajları ve yer altı su kaynaklarını besleyemeden sistemden çekiliyor. Süreç, bilim insanları tarafından “sıcak kar kuraklığı” olarak tanımlanıyor.
Veriler, 1975’ten itibaren kar kuraklığı sinyallerinin belirginleştiğini, 2000’li yıllardan sonra ise Batı Balkanlar’dan başlayarak Karadeniz çevresi, Anadolu’nun yüksek dağlık alanları, Kafkaslar ve Zagros Dağları’na uzanan geniş bir kar kuraklığı kuşağının oluştuğunu gösteriyor. Türkiye’nin bu kuşağın tam merkezinde yer aldığı belirtiliyor.
Her 10 yılda yüzde 30’luk kayıp
Özellikle “doğal su kuleleri” olarak tanımlanan yüksek dağlık alanlarda kar su eşdeğerinin Son 20 yılda toplamda yaklaşık yüzde 30’luk azalma görülürken, uzmanlar bu düşüşün her 10 yılda bir olacak şekilde hızlandığını belirtiyor.
Konuyla ilgili araştırma ekibinden Prof. Dr. Şermin Tağıl “Özellikle 1000-1500 metrelerde ki bu doğal su kulelerimizde her 10 yılda yüzde 30 azalmanın olduğunu görüyoruz” diyerek, karın yağmasına rağmen sıcaklıklar arttığı için erken eridiğini, bu nedenle barajlar ve yer altı sularının yeterince beslenemediğini vurguluyor.
Araştırmacılar, kaybın geçici bir dalgalanma olmadığını, bazı bölgelerde kalıcı hale gelerek zamanla genişlediğini ortaya koydu.
Uzmanlar, karın taşıdığı su miktarındaki bu düşüşün uzun vadede içme suyu temini, tarımsal üretim ve enerji sistemleri üzerinde ciddi baskılar oluşturabileceğine dikkat çekiyor.
Bu nedenle su yönetiminin, geçmiş iklim koşullarına göre değil, kar su eşdeğerini merkeze alan yeni politikalar ve erken uyarı sistemleriyle yeniden planlanması gerektiği vurgulanıyor.
Kaynak: Anadolu Ajansı

