Yükselen deniz suları ada ülkelerini tehdit ediyor

Deniz seviyesinin yükselmesi, alçak rakımlı ada ülkelerinin kara yüz ölçümünü azaltıyor. Bu adalarda yaşam giderek zorlaşıyor.

İklim değişikliği nedeniyle dünya genelinde yükselen deniz seviyeleri, Bahamalar ve Tuvalu gibi ada ülkelerinde kıyı şeritlerinin kaybolmasına, ekosistemlerin bozulmasına ve tarımsal üretimin çökmesine yol açarak, ada halklarını ekonomik istikrarsızlık ve zorunlu göç tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.

Son yıllarda artan karbon salınımının tetiklediği iklim değişikliği, dünya genelinde deniz seviyelerinin yükselmesine ve fırtınaların şiddetlenmesine neden oldu.

Atlantik Okyanusu’nda, Karayipler’in kuzeydoğusunda yer alan Bahamalar ve Pasifik ada ülkesi Tuvalu, deniz suyunun hızla yükselmesi karşısında en savunmasız adalar olarak kabul ediliyor.

Yaklaşık 700 kadar ada ve 2 binden fazla adacıktan oluşan Bahamalar, topraklarının geçirgen ve gözenekli yapısı, alçak rakımlı olması ve nüfusunun büyük kısmının kıyı şeridi boyunca yaşaması nedeniyle risk altında bulunuyor.

Pasifik Okyanusu’nda 9 mercan adasından oluşan ve 11 binden fazla nüfusu bulunan Tuvalu ise iklim değişikliği nedeniyle sular altında kalmanın eşiğine geldi. Bilim insanları, 2100’e kadar ülke topraklarının yüzde 95’inin gelgit nedeniyle sular altında kalacağını öngörüyor.

Yükselen deniz seviyelerinin olumsuz etkisi için “yavaş şiddet” tanımı

“Sea Change” adlı kitabında iklim değişikliği ve artan deniz seviyelerinin ada ülkeleri üzerindeki etkisini anlatan yazar ve Profesör Christina Gerhardt, yaptığı açıklamada, deniz seviyelerinin yükselmesinin arkasında 2 ana neden olduğundan bahsetti.

Bunlardan ilkinin kara buzullarının ve kutuplardaki buzulların erimesi olduğunu belirten Gerhardt, diğer nedenin de termal genişleme olarak bilinen, suların ısınmasıyla genişlediği ve daha fazla yer kapladığı olay olduğunu aktardı.

Kitabında, yükselen deniz seviyelerinin ada halklarıyla ekosistemler üzerindeki olumsuz etkisini tanımlamak için “yavaş şiddet” ifadesini kullanan Gerhardt, bunun nedenini şöyle açıkladı:

“Bu terim, gazetecilerin genellikle haberleştirdiği ‘olay bazlı şiddet’ ile karşıtlık oluşturuyor. Örneğin, savaş esnasında sivillerin bombalanması, patlamalar sonucu yıkılan bir tren istasyonu, depremde çöken bir bina, Maui’deki Lahaina’da çıkan bir yangın veya bir kasırga sonucu 2 metre suyla dolan bir bodrum katı ‘olay bazlı şiddete’ örnek. Öte yandan, ‘yavaş şiddet’ uzun vadeye yayılan olaylara odaklanır. Bu kavram, genellikle iklim değişikliğinin ve deniz seviyesinin yükselmesinin etkilerini anlamak açısından kritiktir.”

Gerhardt, Karayipler’de deniz seviyesinin yükselmesi nedeniyle en fazla risk altındaki adanın Bahamalar olduğunu belirtti.

Bahamalar’daki en yüksek noktanın yaklaşık 64 metre ile Alvernia Dağı olduğunu, adaların büyük kısmının da deniz seviyesinden yalnızca birkaç metre yukarıda bulunduğunu bildiren Gerhardt, Ada’nın düşük rakımlı olmasının risk derecesini artırdığını anlattı.

Gerhardt, Bahamalar’ı oluşturan adaların jeolojik yapılarının “gözenekli ve geçirgen” kireç taşından oluştuğuna, bu nedenle deniz seviyesi yükseldiğinde adaların yeraltından gelen su baskınlarıyla da karşı karşıya kalacağına dikkati çekti.

Tarım alanları ve altyapıda tahribata yol açıyor

Deniz seviyesinin yükseldiği topraklarda, tuzlu suyun tarım alanlarını tahrip ettiğini vurgulayan Gerhardt, tuzlu suyun, toprağın kimyasal dengesini bozarak bitkilerin gelişmesini engellediğini belirtti.

Gerhardt, “Ada’da yaşayan topluluklar, geçimlerini tarım ve balıkçılıkla sağlayan insanlardan oluşuyor. Kendi yetiştirdikleri ve avladıklarıyla hayatlarını sürdürmeye bağımlılar. Bu nedenle, deniz suyu tarımsal verimi ve kendi kendine yetme kapasitesini ciddi şekilde etkiliyor.” ifadesini kullandı.

Bahamalar’da nehir olmadığı için halkın tatlı su ihtiyacını yeraltı su rezervlerinden karşıladığına işaret eden Gerhardt, tuzlu suyun sızması halinde bu kaynakların kirlenebileceğine ve içme suyu sıkıntısı çekileceğine işaret etti.

Gerhardt, deniz seviyesinin yükselmesinin altyapıda da hasara yol açacağını söyleyerek, “Havaalanları, yollar, atık su arıtma tesisleri, temiz içme suyu sağlayan altyapılar ve genellikle su kenarına inşa edilen enerji santralleri büyük risk altında.” değerlendirmesinde bulundu.

“Yükselen okyanuslar, küresel tehdit oluşturuyor”

İklim bilimi ve iklim değişikliğinin etkileri üzerine çalışmalar yapan bağımsız araştırma kuruluşu Climate Central tarafından yayımlanan raporda, Bahamalar’ın, diğer ada ülkelerine kıyasla açık ara en büyük tehditle karşı karşıya olduğu ortaya konuldu.

Raporda, Bahamalar için 2050 yılına kadar deniz seviyesinin 0,32 metre, 2100 yılına kadar ise 0,82 metre yükselmesinin öngörüldüğü aktarıldı.

Raporun yazarı Dr. Scott Kulp, yaptığı açıklamada, alçak rakımlı adaların, daha sık ve daha şiddetli kıyı taşkınlarıyla karşı karşıya kalacağını, denizin iç kesimlere kadar ilerleyeceğini, Karayipler genelinde yaşamı ve geçim kaynaklarını tehdit edeceğini belirtti.

Kulp, “Hemen hemen her kıyı topluluğu, deniz seviyelerinin yükselmesi sonucu artan taşkın riskleriyle karşı karşıya. Bu durum, milyonlarca insanın hayatını tehlikeye atarken, önemli ekonomik merkezleri felç edebilir, dünya genelinde endüstrileri ve devletleri olumsuz etkileyebilir. Yükselen okyanuslar, neredeyse dünyadaki herkesi etkileyecek küresel tehdit oluşturmakta.” değerlendirmesinde bulundu.

Devletlerin Paris Anlaşması’nda belirlenen hedefleri karşılamaktan hala çok uzak olduğunu kaydeden Kulp, “Karbon salınımını mümkün olduğunca keskin ve hızlı şekilde azaltmak, deniz seviyesinin yükselme hızını yavaşlatmanın ve Karayipler’deki kıyı topluluklarının korunması için daha fazla zaman kazanmanın tek yolu.” diye konuştu.

Kaynak: Anadolu Ajansı