Toplumu ayıran en büyük belirleyici: Siyasi kimlik

Siyasi kimlik, insanların kiminle arkadaş olmak, kime güvenmek ya da kimi dışlamak istediklerini belirlemede din, ırk ve sınıf gibi diğer kimliklerden daha etkili hale geliyor.

Political Psychology dergisinde yayımlanan yeni bir bilimsel çalışmaya göre, siyasi parti kimliği, bireylerin sosyal ilişkilerindeki tercihlerini belirlemede diğer sosyal kimliklerden çok daha etkili.  

Irk, din, gelir seviyesi ya da eğitim gibi faktörler bu etki karşısında geri planda kalıyor. Araştırma, farklı siyasi görüşteki bireylere karşı duyulan mesafenin, toplum içindeki kutuplaşmayı derinleştirdiğini ortaya koyuyor.

Araştırma, University College London’dan Dr. Julie M. Norman ve Yale Üniversitesi’nden Dr. Beniamino Green tarafından yürütüldü. 4 Şubat 2025 tarihinde yayımlanan çalışmada, bin 330 kişiyle yapılan deneysel bir anket kullanıldı. Katılımcılara hayali kişilerin profilleri sunuldu. Bu profillerde kişilerin siyasi görüşü (Demokrat ya da Cumhuriyetçi gibi), ideolojik konumu (liberal veya muhafazakâr), dini inancı, etnik kökeni, gelir ve eğitim seviyesi gibi bilgiler yer aldı.

Katılımcılardan, bu kişileri arkadaş, komşu veya aile bireyi olarak tercih edip etmeyecekleri soruldu. Böylece, soyut düzeydeki siyasi hoşnutsuzluk ile somut sosyal dışlama davranışı arasındaki ilişki analiz edildi.

Araştırmaya göre, siyasi kimlik açık ara en güçlü belirleyici oldu. Katılımcılar, genellikle kendi siyasi görüşlerine yakın kişileri tercih etti. Ancak daha da dikkat çekici olan, karşıt görüşteki kişilere yönelik duyulan güçlü olumsuzluktu.

Çalışmada ayrıca “çapraz kimliklere” sahip bireylerin etkisi de incelendi. Örneğin, muhafazakâr bir demokrat ya da liberal bir dindar gibi siyasi klişelere uymayan kişiler. Beklentilerin aksine, bu kişilerin daha hoşgörülü karşılanmadığı görüldü. Aynı şekilde bu bireyler de diğer gruplara karşı önyargılıydı. Bu durum, siyasi kutuplaşmanın çok yönlü ve derinlemesine işlediğini gösteriyor.

Araştırma, siyasi görüş kadar etkili olmasa da din ve ırk gibi faktörlerin de sosyal tercihler üzerinde etkili olduğunu ortaya koydu. Örneğin, Demokrat katılımcıların siyahi bireyleri Cumhuriyetçilere kıyasla daha olumlu değerlendirdiği; Cumhuriyetçilerin ise özellikle ateist ve Müslüman bireylere karşı daha mesafeli yaklaştığı tespit edildi.

Yazarlar, çalışmanın gerçek dünyadaki davranışları birebir yansıtmasa da, sosyal eğilimleri ve bilinçaltı önyargıları anlamak açısından güçlü veriler sunduğunu vurguluyor.

Kaynak: Wiley Online Library