Ana SayfaYaşamKültürDünyada konuşulan dillerin sayısı azaldı 

Dünyada konuşulan dillerin sayısı azaldı 

Dünya çapında şu anda hem ana dili hem de ikinci dili olarak konuşanlar dahil edildiğinde yaklaşık 7 bin 500 sözlü dil ve işaret dili konuşuluyor. Bu diller arasında en yaygınları İngilizce, Mandarin Çincesi, Hintçe, İspanyolca, Arapça ve Fransızca. Yeni çalışmaya göre, dil çeşitliliği, baskın dillerin dünya genelinde yayılmasıyla yüzyıllardır istikrarlı bir şekilde azalıyor. 7 bin 500 dil çok fazla gibi görünse de aslında tarihsel olarak en yüksek sayı ile kıyaslandığında oldukça az. 

Yazılı kayıtlar yalnızca yaklaşık 6 bin yıl öncesine kadar uzandığından, insanlık tarihinin büyük bölümündeki dilsel çeşitliliğin uzun vadeli örüntüleri büyük ölçüde bilinmiyor. Araştırmacılar, yaklaşık 12 bin yıl öncesine, Holosen Çağı olarak adlandırılan bir zaman dilimini kapsayan Son Buzul Çağı’nın sonlarına kadar uzanan dönemde dünya çapında kullanılan dil sayısını tahmin etmek için matematiksel modelleme ile antropoloji, dilbilim ve demografiden elde edilen verileri kullandı.

Damián Blasi ve meslektaşları, erken insan popülasyonlarına vekil olarak 171 avcı-toplayıcı toplumundan elde edilen etnografik verileri kullanan demografik bir model geliştirdi. Bu küçük ve kültürel açıdan bütünleşik grupların genellikle tek bir dil konuşması nedeniyle, model bu grupların büyüklüklerini, antik küresel nüfus tahminleriyle birlikte kullanarak Holosen’in erken dönemindeki muhtemel dil sayısını tahmin etti. Model, tarım ve teknolojik gelişmelerin popülasyonların büyümesine izin vermesiyle giderek daha fazla insanın aynı dili paylaşmaya başladığını ve bu nedenle dilsel çeşitliliğin insan nüfusuna kıyasla daha yavaş arttığını varsayıyor.

Blasi ve meslektaşlarına göre bu yaklaşım, doğrudan tarihsel kanıt eksikliğine rağmen dünya dillerinin uzun vadeli tarihini yeniden inşa etmek için nicel bir çerçeve sunuyor.

Çok daha fazla dil konuşulmuş olabilir

Araştırmacılar, antik çağdaki büyük imparatorlukların genişlemesi ve son birkaç yüzyıldaki Avrupa sömürgeciliği gibi faktörlerin yönlendirdiği dil değişimleri nedeniyle, bu dilsel “altın çağ”dan bu yana yaşanan büyük bir düşüşü haritalandırdı.

Bulgular, dünyanın 12 bin yıl önce bugüne kıyasla muhtemelen daha az dile sahip olduğunu tahmin etmekte olup, dilsel çeşitliliğin son Buzul Çağı’nın sonundan bu yana istikrarlı bir şekilde azaldığı fikriyle çelişiyor. Bunun yerine, dil sayısının artan insan nüfusuyla birlikte arttığı ve bin ila 3 bin yıl önce arasında zirveye ulaştığı öne sürülüyor; bu dönemde dünyada on binlerce dilin konuşulduğu tahmin ediliyor.

Toplumların hafızası: Dil

Science dergisinde yayımlanan çalışmanın liderlerinden Connecticut’taki Yale Üniversitesinde dilbilim ve antropoloji profesörü Claire Bowern, “Diller toplulukları için anlamlıdır. Bilgi, birikim ve hafıza taşır. Bilim insanları için diller, insanların nerede yaşadığından ne yediklerine ve ne hakkında konuştuklarına kadar geçmişe dair devasa miktarda bilgi taşır. Aynı zamanda insan zihnine açılan bir pencere sunar.” sözleriyle dillerin öneminden bahsetti.

Birçok dil ailesi ortaya çıktı ve gelişti; nihayetinde yazılı dil ilk olarak M.Ö. dördüncü binyılda Mezopotamya’da (Çivi yazısıyla yazılmış Sümerce) ve ayrı olarak Mısır, Çin ile Mesoamerika gibi yerlerde ortaya çıktı. Araştırmacılar, sayının zirve yaptığı dönemde dünya çapında herhangi bir zamanda kullanılan farklı dillerin sayısının 30 bin ila potansiyel olarak 75 binden fazla bir aralıkta olduğunu tahmin etti.

Çalışmanın baş yazarı, İspanya’daki Katalan Araştırma ve İleri Araştırmalar Kurumu’ndan bilişsel bilimci ve antropolog Damián Blasi, “Sadece birkaç bin yıl öncesine kadar insanlığın, bugün bildiğimizden çok daha çeşitli bir kültürel dünyada yaşadığını takdir etmekte zorlanıyoruz.” yorumunda bulundu.

Kayıtlar yetersiz 

Araştırmacılar, Holosen’in başlangıcına yakın dönemde, her biri farklı bir dili temsil eden etnolingvistik grupların büyüklüğünü değerlendirmek için Afrika, Güney Amerika ve Güneydoğu Asya’daki 171 mevcut avcı-toplayıcı toplumdan alınan verileri kullandı. Bu verileri o dönemdeki insan nüfusu tahminlerine uyguladılar.

İnsanlar dünya geneline küçük gruplar halinde dağılmış, göçebe avcı-toplayıcılar olarak yaşıyorlardı; tarımın başlaması, kalıcı yerleşimlerin kurulması ve daha karmaşık kültürlerin ortaya çıkması henüz gerçekleşmemişti. Araştırmacılar, yaklaşık 12 bin yıl önce bu dağınık nüfusların belki de 4 bin 500 ila 6 bin 200 dil konuştuğunu tahmin etti.

Küresel nüfus sonraki bin yıllarda kademeli olarak arttıkça ve insan toplumu değiştikçe dil sayısı da genişledi. Bowern, nüfusun artması ve tarımın başlamasıyla daha yerleşik toplulukların oluştuğunu ve bu durumun pek çok küçük dilin gelişmesi için ideal bir ortam sunduğunu hatırlatıyor. 

Araştırmacılara göre, çok sayıda majör ve minör dil gelip geçti. Örneğin; Sümer, Hitit, Akad ve Etrüsk dilleri, antik Mısır ve antik Çin’de kullanılan çeşitli diller ile bazı Afrika klik (şaklatma) dilleri.

Bowern’e göre bazı diller, o dili konuşan insanların öldürülmesi ya da insanların başka dile geçmesi (buna zorlanması) nedeniyle yok oldu. 

Bowern ayrıca, Batı Roma İmparatorluğu’nun M.S. 476’da sona ermesinden sonraki yüzyıllarda antik Roma’nın dili olan Latince’nin Fransızca, İtalyanca ve İspanyolca dahil olmak üzere yeni dillere dönüşmesi gibi, eski dillerin de yeni dillere evrilebileceğini belirtti.

Sömürgeci güçler sıklıkla dilsel emperyalizm yürüttü. Örneğin İngiltere, İrlanda’da İrlanda diline baskı uyguladı; İspanya, Amerika kıtasında yerli dilleri yasakladı ve Portekiz, Brezilya’da yerli dilleri engelledi. Diğer örnekler arasında Fransa’nın Afrika sömürgelerinde Fransızcayı zorunlu kılması ve Japonya’nın Kore’de Koreceyi baskılaması yer alıyor. Bazıları ise ayakta kalmayı başardı. Örneğin İnka, Maya ve Aztek dilleri İspanyolların baskılama çabalarına rağmen hayatta kaldı.

Dilsel çeşitliliğin söz konusu “altın çağı”nı, son iki bin yılda genişleyen toplumların küçük dil topluluklarının yerini giderek daha fazla almasıyla olağanüstü hızlı bir çöküş takip etti. Makale yazarlarına göre bulgular, günümüzdeki dil krizinin yalnızca sömürgecilikten kaynaklanan bir sonuç değil, insan nüfusunun genişlemesinin yönlendirdiği uzun vadeli bir kültürel homojenleşme sürecinin doruk noktası olduğunu gösteriyor.

Araştırmacılar son olarak, dünya nüfusunun yüzde 90’ının dünya dillerinin yüzde 10’unu konuştuğunu vurguladı. Günümüzde dillerin neredeyse yarısı tehlike altındayken her yıl en az dört dil kayboluyor.

Kaynak: Reuters, Science

Son İçerikler