Güncel araştırmalar, çeşitli çiçeklerden elde edilen (multifloral) balın, insan cilt hücrelerini UV (ultraviyole) radyasyonunun neden olduğu erken yaşlanma ve hücre hasarından korumada gelecek vaat eden bir aday olduğunu ortaya koyuyor. Bulgular, gelecekteki klinik ve kozmetik uygulamalar için de önemli bir potansiyel taşıyor.
Bal; antioksidan, antimikrobiyal, antiinflamatuar ve yara iyileştirici özellikleri sayesinde tıp ve kozmetik endüstrilerinde sıklıkla kullanılıyor. Ayrıca yanıklar ve iyileşmesi zor yaralar için pansumanlar, jeller ve merhemler şeklinde steril bal bazlı tıbbi ürünler mevcut.
İtalya’daki Sassari Üniversitesinde Prof. Margherita Maioli’nin araştırma ekibinde yer alan Dr. Fikriye Fulya Kavak, tıbbi biyoloji geçmişinin yanı sıra arıcılık ve kozmetik bilimine ilgisiyle bu projeye ilham verdi. Dr. Fikriye Fulya Kavak, “Manuka balı gibi belirli balların tıbbi düzeydeki uygulamalarda kullanılması her zaman ilgimi çekmiştir. Bu durum beni, yüksek kaliteli multifloral balın da insan cilt hücreleri üzerinde ölçülebilir koruyucu etkiler gösterip gösteremeyeceğini sorgulamaya yöneltti.” diyor.
Multifloral balın cilt kök hücrelerinde koruyucu etkisi
Cilt, insan vücudunun çevreye karşı birincil bariyeri ancak güneşten gelen UV radyasyonu, cilt yaşlanmasını ve hücresel stresi önemli ölçüde hızlandırarak cilt kanserinin öncüsü olabilir. Prof. Maioli’nin ekibi, balın insan cilt hücrelerini UV hasarından koruyup koruyamadığını, hücrelerin iyileşmesini destekleyip desteklemediğini ve cilt yaşlanmasını önleyip önleyemediğini araştırmanın yanı sıra, bu süreçte hangi moleküler ve genetik mekanizmaların rol oynayabileceğini araştırdı.
Ekip, ilk olarak cilt kök hücreleri, fibroblastlar ve keratinositler dahil olmak üzere insan cildini oluşturan hücrelerin kültürlerini yetiştirdi. İnsan cildinin fizyolojik ortamını taklit etmek amacıyla hücreler, sürekli akışa sahip bir biyoreaktör sisteminde birlikte kültüre edildi.
Kültürleri UV radyasyonuna maruz bırakmadan önce, hücrelerin bir kısmı 48 saat boyunca yüzde 1’lik multifloral bal ile işleme tabi tutuldu. Ekip daha sonra, bal uygulanan ve uygulanmayan hücrelerin UV kaynaklı strese nasıl yanıt verdiğini değerlendirdi.
Ayrıca, gerçek zamanlı kantitatif PCR (qPCR) yöntemini kullanarak hücresel yaşlanma, stres tepkisi ve doku yenilenmesi ile ilişkili seçilmiş genlerin ekspresyonunu analiz etti. Araştırmacılar “kök hücrelilik” (stemness) ile ilgili genlerle de yakından ilgilendi. Stemness, bir hücrenin kök hücre olma kapasitesini, yani kendini yenileme ve farklı hücre tiplerine dönüşebilme (plastisite) özelliklerini ifade eder.
Elde edilen en önemli bulgu, yüzde 1’lik multifloral bal uygulamasının, hem cilt kök hücrelerinde hem de fibroblastlarda UV kaynaklı strese karşı koruyucu ve düzenleyici bir tepkiyi destekliyor gibi görünmesiydi. Dr. Kavak’ın açıklamasına göre, cilt kök hücrelerinde bal, kök hücrelilik ile ilişkili belirteçlerin ekspresyonunu artırırken, yaşlanmayla ilişkili genlerin ekspresyonunu azalttı.
Hücrelerde bal uygulaması, aynı zamanda nitrik oksit salınımını azalttı ve antioksidan kapasitesini artırdı; bu da balın, UV kaynaklı stres koşulları altında antioksidan savunma mekanizmalarını desteklemeye yardımcı olabileceğini düşündürüyor.
Genetik analizlerden yola çıkan araştırmacılar, bal uygulamasının hücre çoğalması ve yenilenme sinyallerini düzenlemeye yardımcı olduğunu ve hücreyi strese karşı koruyan genlerin ekspresyonunu artırdığını keşfetti.
Kavak bu noktada bulguları şöyle yorumluyor:
“Özellikle ilgi çekici olan, balın hücrelerin UV stresinden sonra daha sağlıklı bir denge bulmalarına yardımcı oluyor gibi görünmesiydi. Hücreleri abartılı bir onarım tepkisine zorlamak yerine, yenilenmeyle ilgili sinyallerini kontrol altında tutarak koruyucu mekanizmaları destekliyor gibi görünüyordu.”
Tıpta ve kozmetikte kullanılabilmesi için araştırmalar sürüyor
Ekibin araştırması hala devam ediyor ve araştırmacılar moleküler mekanizmaları daha derinlemesine inceliyor. Kavak, “mRNA düzeyinde gözlemlenen moleküler değişikliklerin protein düzeyine de yansıyıp yansımadığını doğrulamak için protein düzeyinde doğrulama çalışmaları üzerinde çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Bulguların tıp ve kozmetik alanlarında gelecek vaat eden uygulamaları olsa da ekip, multifloral balın henüz klinik bir uygulama veya güneş kremine bir alternatif olarak görülmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Çalışmanın insanlar üzerinde değil, hücre tabanlı deneysel modellerde gerçekleştirildiği vurgulanıyor. Bu yüzden herhangi bir uygulama önerisinde bulunmadan önce daha fazla laboratuvar, klinik öncesi ve klinik çalışmaya ihtiyaç duyuluyor.
Kaynak: Society for Experimental Biology

