Durham Üniversitesi Psikoloji Bölümü öncülüğünde yürütülen çalışmada, hamilelik sürecindeki beslenme tercihlerinin, bebeklerin beslenme alışkanlıklarına etkisi incelendi. Çalışma sonucunda, bebeklerin henüz anne karnındayken yiyeceklerin kokusunu alabildikleri ve beslenme alışkanlıklarının buna göre şekillendiği ortaya çıktı.
İnsan fetüsleri yaklaşık 24. haftadan itibaren koku ve tat alma duyularını geliştirmeye başlıyor. Amniyon denilen gebelik sırasında fetüsü çevreleyen sıvı, annenin tükettiği gıdaların aromalarını taşıyor. Çalışma, bu erken maruziyetin sadece kısa süreli bir alışma değil, aynı zamanda yıllar sürebilecek bir hafıza oluşturup oluşturmadığını sorguluyor.
Önceki araştırmalar sadece annenin beslenmesi ve bebeğin doğum sonrası tepkileri arasındaki ilişkiye odaklanırken, yeni çalışma, süreci en başından yani anne karnından itibaren inceliyor. Çalışma, bebeklerin besin aromalarına verdikleri tepkileri fetal dönemden (anne karnından) başlayarak, yenidoğan ve 3 yaşındaki erken çocukluk evrelerine kadar adım adım takip eden ilk boylamsal çalışma olma özelliğini taşıyor.
Fetüslerin sebzelere tepkisi ölçüldü
Araştırma, başlangıçta 17 kız ve 17 erkek olmak üzere toplam 34 fetüsün katılımıyla gerçekleştirildi. Hamileliğin 32. ve 36. haftalarında gerçekleştirilen ultrason seanslarında, anneye verilen lahana veya havuç aromalı kapsüllerle fetüslerin bu tatlara verdikleri ilk anlık tepkiler kaydedildi. Ultrason görüntülerinde havuç yiyen annelerin bebekleri gülme benzeri bir ifade takınırken, lahana yiyen annenin ultrason görüntüsünde bebek hiç hareket etmiyor ya da yüzünü ekşitiyordu. Bu aşamadan sonra araştırmacılar annelerden doğuma kadar haftada en az 4 gün boyunca kendilerine atanan bu özel kapsülleri tüketmelerini istedi. Böylece bebeklerin bu aromaları rahim içinde düzenli olarak deneyimlemesi sağlandı.
Bebekler doğduktan sonra 3 haftalıkken ve 3 yaşına geldiklerinde tekrar takip edildi. Testler sırasında, çocuklara anne karnında deneyimledikleri toz halindeki konsantre aromalar, pamuklu çubuklar aracılığıyla koku uyaranı olarak sunuldu. Test seansları çocukların evlerinde sessiz ve dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılmış bir ortamda gerçekleştirildi. Her iki kokuya verdikleri yüz ifadeleri video kaydına alındı. Uzmanlar bu görüntüleri, FACS (Yüz Eylem Kodlama Sistemi) tabanlı bir yöntemle analiz ederek “gülümseme/kahkaha” veya “ağlama” benzeri bütünsel ifadelere dönüştürdü. Buna göre yüzdeki her bir kas hareketi bir kodla (FM) tanımlanarak bazı gestaltlar (duygu paketleri) oluşturuldu. Dudak köşelerinin yukarı çekilmesi ve dil çıkarma, gülümseme ve kahkaha ifadesi olarak okunurken; kaşların iç kısmındaki kalkma ve aşağı inerek çatılma, üst dudakta yukarı kalkma ve alt dudakta aşağı inme, ağlama veya olumsuz duygu durumu olarak kategorize edildi. Bu kodlama hem doğum öncesi süreçte ultrason görüntülerinde hem de erken çocukluk döneminde (3 yaş) kullanıldı.
Evdeki yemek değil rahimdeki anı hatırlanıyor
Araştırma, çocukların ev ortamında karşılaştıkları normal yemek kokularından ziyade, anne karnında maruz kaldıkları spesifik konsantre aromaları tanıyıp tanımadığını ölçtü. Elde edilen veriler, çocukların anne karnındayken defalarca deneyimledikleri kokuya karşı belirgin bir aşinalık gösterdiğini ortaya koydu. Bu aşinalık, çocukların yabancı kokulara kıyasla tanıdık kokuya karşı çok daha az negatif yüz ifadesi sergilemesiyle doğrulandı.
Ayrıca çalışma, sadece fiziksel verilere değil, gebelik dönemindeki anne ruh sağlığının bu süreçteki etkilerine de odaklandı. Araştırmacılar, annenin duygusal durumunun bebeğin rahim içindeki öğrenme süreçlerini ve tatlara verdiği tepkileri değiştirip değiştirmediğini inceledi.
Bulgular, annenin stres ve depresyon seviyeleri arttıkça bebeklerin genel olarak daha fazla yüz ifadesi sergileme eğiliminde olduğunu gösterdi. Ancak bu, koku hafızasının oluşumunu engelleyecek düzeyde veya istatistiksel olarak belirleyici bir etken olarak kaydedilmedi. Mevcut örneklem grubunda, bebeğin lezzetleri hatırlama başarısının annenin psikolojik durumundan bağımsız olarak güçlü bir şekilde devam ettiği saptandı.
Araştırmacılar doğum öncesi maruziyetin çocukların sebze yeme alışkanlıklarına olan etkisini görmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu düşünüyor.

